MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-23-TEŞKİLATIN DİKEY BOYUTU-2-

İman dışında derinliği olan mensubiyet, ruhi bağla mümkündür. İman da ruhi bağdır ama ruhi bağın imandan başka çeşitleri de mevcuttur. Bu sebeple ruhi mensubiyeti ayrıca tetkik etmek lüzumu var.
İnsandaki bağlılık çeşitleri, akli bağlılık, hissi bağlılık, nefsi bağlılık, ruhi bağlılıktır. Ruhi bağlılık (boyut), insandaki derinliği gösterir. Nefsi bağlılık menfaat üzerine kurulur, hissi bağlılık sevgi üzerine kurulur, aklı bağlılık makul bir bağlılıktır, ruhi bağlılık ise bunların tamamından daha derin ve daha sağlamdır.
Ruhi bağlılığın gerçekleşmesi için önce iman, sonra akl-ı selim, sonra şahsiyet gerekir. Şahsiyet, bunların tamamını ihtiva eden terkiptir. Şahsiyet sahibi insanların bir teşkilata mensubiyeti, hem akli bağlılığı (tabii ki akl-ı selim bağlılığını) hem de ruhi bağlılığı gösterir. Bu bağlılık, sağlam bir bağlılıktır.
Ruhi bağlılığın bariz hususiyetleri sadakat, ahde vefa, fedakarlık, diğerkamlıktır. Bu hususiyetler şahsiyet terkibinin ruhi kaynaklarındandır. Ruhi bağlılık dememizin sebebi aslında budur. Normal şartlarda bir Müslüman şahsiyeti bu hususiyetleri muhtevidir. Bunları ruhi bağlılık çeşitleri listesine almamızın sebebi, günümüzde Müslüman şahsiyetinin zafiyet içinde bulunmasındandır. İslam ahlakının ortalama hususiyetleri olan bu kıymetler, bu gün için yüksek meziyetler haline gelmiştir. Dolayısıyla yüksek meziyet haline gelen bu hususiyetlere ihtimam gösterme zarureti hasıl olmuştur.
*
Ruhi bağlılık (ister teşkilata olsun, isterse bir şahsa olsun) sağlam ve derindir. Ruhi bağlılık, hayatını bağlandığı noktaya rapteder, o istinatgah olmadığında hayatı yaşayamayacağı zannına girer. Ruhi bağlılığın sahibi, bir nevi hayatını teşkilata vakfeder. Teşkilatı, varlık sebebi sayar, hayatının hedefi olarak görür, teşkilatın faaliyet alanını kendine hayat alanı yapar.
Her teşkilatı ayakta tutan insan kaynakları ruhi bağlılarıdır. Hiçbir teşkilatın tüm mensupları ruhi bağlılarından meydana gelmez, bu kadar ihsana mazhar olan bir teşkilat kurmak kimseye nasip olmasa gerek. Ne var ki bir teşkilatın kafi miktarda ruhi bağlıları yoksa o teşkilat ölüdür. Kurulurken ruhi bağlısı olmayan teşkilat ölü doğmuştur, kurulduktan sonra ruhi bağlısı kalmayan bir teşkilat ölmüştür.
Ruhi bağlılar, aynı zamanda teşkilatı derinleştirirler. Ruhi bağlıların teşkilatı “hayat-memat” meselesi yapmaları, her hal ve şartta teşkilatın ayakta kalmasını sağlar. Öyle ki fevkalade hallerde teşkilatın yeraltına inmesi gerektiğinde ortada kimse kalmaz ama ruhi bağlılar teşkilatı devam ettirebilirler. Gerçekten bu durum calib-i dikkattir, teşkilat kuruluş ve faaliyet olarak illegal değildir fakat ülkedeki siyasi ve hukuki rejim teşkilatı illegal ilan edebilir. Teşkilat bir anda ve kendi inhisarında olmaksızın kanunsuz (illegal) hale gelebilir. Teşkilatın bu tür badireleri atlatması, ruhi bağlıları ile mümkün olur. Kanuni çerçevede kurulan ve çalışan bir teşkilat, yeraltına inmeye niyetli ve hazır olmadığı için, ülkedeki siyasi ve hukuki rejim tarafından illegal ilan edildiğinde, mensuplarının çoğunluğu (bazen tamamına yakını) mevzii terkeder. Haksız da değillerdir zira onlar illegal bir teşkilata değil legal bir teşkilata üye olmuşlardır. Fakat böyle bir durumda teşkilatı ayakta tutacak, badireyi atlatacak, varlığını muhafaza edecek, faaliyetini devam ettirecek insan kaynaklarına ihtiyaç vardır. Ruhi bağlıların böyle bir katkısı olduğu için kıymetleri fazladır.
*
Türkiye’de, Müslümanların, kadimden beri gelen iki çeşit teşkilatlanma usulü var, cemaat ve tarikat… Cemaat ve tarikatların (tasavvufun) öncelikle uzvi (organik) olmaktan önce fikri-ruhi bir teşkilat altyapısı var. Modern teşkilat şekillerinden herhangi birine sahip olmadan, kanuni çerçevede bir teşkilat kurmadan, İslami hassasiyet ve fikriyat çerçevesinde oluşturdukları bir teşkilata sahiptirler. Bu teşkilat tarzı, usulü ve yapısı, modern dünyadaki tüm teşkilat çeşitlerinden çok daha sağlam, derin ve dayanıklıdır. En derin mensubiyet, tasavvuftadır. Hem mensubiyetin derinliği bakımından hem de teşkilat bünyesindeki derinlik ve muhkemlik bakımından tasavvuftaki sağlam bir teşkilat anlayış ve tatbikatı yoktur.
Cemaat ve tasavvuf merkezlerini, teşkilatlanma bakımından tenkit etmek, bu yapıları derinliğine tetkik etmemiş veya anlamamış olmakla mümkün. Tasavvuftaki anlayış hususiyeti bir tarafa, cemaatlerdeki teşkilatlanma tarzının tenkit edilecek tarafları var ama bu tenkitler ana yapıyı yıkacak şekilde olmamalıdır. Yirminci asırda Müslümanlara uygulanan tüm zulümler, İslam’ı tasfiye etmek için uygulanan tüm projeler, modern ve pozitif anlayışlar için “gerici” görünmesine rağmen, İslam’ı ve Müslümanları dar geçitten geçiren cemaat ve tasavvuf merkezleridir. Bunların hoyratça tenkit edilmesi, öncelikle tarihi mesuliyete muhaliftir.
Bütün bunlara rağmen, tasavvuf ve cemaatlerdeki ananevi ve tarihi yapı, bugünün dünyasında yeni teşkilatlanma arayışına girmiştir. Kendi bünyelerini aynen muhafaza etmekle birlikte, hayata sirayet etmenin yeni usullerinin de arandığı bir dönemdeyiz. Bu cihetle yeni bir teşkilat anlayışı geliştirmek ve tatbikat tecrübesi üretmek zamanı gelmiş olmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir