MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-29-TEŞKİLAT VE MEDENİYET

TEŞKİLAT VE MEDENİYET
Medeniyetin, muhteva (ve fikir) ile ne kadar alakası varsa, medeniyet inşasının da teşkilat ile o kadar alakası var. Sahip olunan (veya mensup olunan) bilgi ve fikir kaynağı, medeniyet kuracak muhteva ve hacme malik değilse medeniyet tasavvuru, ufku ve fikri oluşmaz. Bununla beraber, o kaynağa mensup olanlar, teşkilat fikrine ve tatbikatına, kurucu fikir ve kurucu şahsiyete ulaşamadıklarında, kafi gelmesine rağmen o kaynaktan medeniyet inşa etmek mümkün olmaz.
Medeniyet için bilgi ve fikir kaynağı, o kaynaktan süzülmüş medeniyet fikri ve tasavvuruna ihtiyaç var, bu ihtiyaç kadar da o kaynağın mensuplarında kurucu şahsiyet inşasına ihtiyaç duyulur. Bir şeyin kendi kendine olması beklenmez, bir şeyin olması için gereken ihtiyaçları bilmemek mazeret sayılmaz.
Teşkilat, fikrin tatbik manivelasıdır, vasıtasıdır, yoludur. Fikir var ama teşkilat yoksa hiçbir netice yoktur. Teşkilat var ama fikir yoksa, ortalık gürültüden yaşanmaz hale gelir.
*
Medeniyet, en kısa tarifiyle, teşkilatlılık halidir. Cemiyetin teşkilatlanmış hali, teşkilatı hayat haline getirmiş halidir. Medeniyetin başka bir kısa tarifi ise, nizamlılık halidir ki, bu dahi teşkilatlılık hali ile kabildir. Medeniyete en uzak hal, kaostur.
Hayatın nizami akışını temin eden “büyük fikir”, medeniyettir. Medeniyet, yüksek fikirdir, bir manada fikrin havzasıdır, iklimidir. Medeniyet fikri ve havzası, bir taraftan fikrin nizami imalini mümkün kılar diğer taraftan hayatın nizami akışını… Bu cihetle medeniyet havzası, fikir ile fiil arasındaki münasebeti teşkilat ve teşkilatlılık haliyle kurar. Fikir ile fiil arasındaki münasebetin ferdi çerçevede kalması, en derin fikre sahip olan mütefekkiri bile bedevi bir hayata mahkum eder. Medeniyet, fikir ile fiil arasındaki münasebetin teşkilat marifetiyle kurulmasını, bu yolla ferd ile cemiyetin harmanlamasını mümkün kılan muhteşem terkiptir.
Ferdi oluşların içtimai havzasını, içtimai oluşların ferdi kaynaklarını (ve faillerini) temin eden medeniyet iklimi, ferd ile cemiyet arasındaki münasebeti, doğrudan değil teşkilat marifetiyle gerçekleştirir. Teşkilatlar (müesseseler), bir taraftan ferdi oluşların imkan ve şartlarını oluşturur diğer taraftan içtimai oluş süreçlerinin ferdi kaynaklarını harekete geçirir. Her iki oluşu ve oluş süreçlerini harmanlayan, mayalayan, birbirine bağlayan, birbirine muhtaç eden, birbirinin ihtiyaçlarını karşılayan muhteşem ve nizami örgüye medeniyet diyoruz. İşte bu örgünün ilmekleri teşkilatlardır.
Fertler arasındaki münasebetler ile ferd ve cemiyet arasındaki münasebetler doğrudan olduğu takdirde, birçok problemi davet ediyor. Şahıslar arasındaki münasebetin teşkilat (müessese) üzerinden yürümesi, ferdi, nefsi, akli, hissi birçok problemin süzülmesini, fevri davranışların zapt edilmesini mümkün kılıyor bununla beraber cahillik, akılsızlık, tecrübesizlik gibi birçok zihni zafiyetin zararlı neticelerinin ortaya çıkmasını engelliyor. Teşkilatların (müesseselerin) ömrü insan ömründen uzundur (normalde böyledir, Türkiye’de hala bu hale gelemedi), birçok neslin tecrübe teşkilatlarda birikir, bu sebeple teşkilat mensuplarının on beş yaşındaki bile, yalnız yaşayan elli yaşındaki insandan daha fazla tecrübe sahibidir.
*
Medeniyet, teşkilat değil, teşkilatlılık halidir, hem de yoğun teşkilatlılık hali. Teşkilat yoğunluğunun derecesi doğru seviyeye çıkmış ve o seviyede durdurulmuş ise, cemiyet için teşkilatlılık hali sağlanmıştır. Teşkilatlılık halinin yoğunluk derecesinin lüzumundan fazla artırılması, hayatın akışını yavaşlatır hatta durdurur. Teşkilatsızlık hali kadar ihtiyaçtan fazla teşkilat yoğunluğu da zararlıdır. Teşkilatlılık halinin yoğunluk derecesinde kıvamın ölçüsü, teşkilatların hayatın akışını (devamını) kolaylaştırma imkanıdır, akışı kolaylaştırmak yerine zorlamaya, yavaşlatmaya başlamışsa, teşkilat yoğunluğu ihtiyaçtan fazladır. Kıvamını bulmuş teşkilat yoğunluğu, medeniyetin istikrar kazanmış halidir.
*
Bir millet veya halk veya ümmet, teşkilat kurma, idare etme, sürdürebilme maharetine ne kadar sahipse, medeniyet kurma istidadına o kadar maliktir. Keza bir halk, teşkilatlılık halini ne kadar itiyat haline getirdiyse, hayatı o kadar nizami bir altyapıda, o kadar kolay, o kadar rahat yaşar. Aksi takdirde kaosa mahkum olur, sürekli varlık-yokluk mücadelesine savrulur, hayatı yaşama imkanından mahrum hale gelir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir