MÜSLÜMANLARIN TEŞKİLAT ANLAYIŞI-30-TEŞKİLAT VE DEVLET

TEŞKİLAT VE DEVLET
Devlet, bir ülkedeki en büyük teşkilattır. Teşkilat-ı Esasiyedir. Millet (veya halk) teşkilatı, milletin (veya halkın) teşkilatlanmasıdır. Bu sebeple de, çatı teşkilatıdır, teşkilatların tamamının üzerinde koruyucu bir teşkilat vazifesi görür.
Devlet teşkilatının ne kadar iyi olduğu, ne kadar doğru kurulduğu, ne kadar faydalı olabildiği, halkın “teşkilat kurma maharetine” bağlıdır. Bir ülkede yaşayan halkın teşkilat kurma mahareti sıfırlanmışsa, o ülkede teşkilat ve devlet değil, bir tür işgal vardır.
Açık ve gizli müstemleke ülkelerinde, müstemleke (sömürge) idareleri, yerli halkta iki özelliğin gelişmesini istemez, müstakil tefekkür ve teşkilat kurma mahareti… Bu iki özellik, hürriyetin ön şartıdır ve kafi şartıdır. Bu özelliklerin her biri diğerini doğurur ve besler. Bu özelliklerden biri gerçekleşmişse, diğerinin doğum zamanı yakındır.
Özellikle gizli müstemleke ülkelerinde (Türkiye gibi) halkın teşkilat kurma maharetinin gelişmemesi için, diktatoryal siyasi rejimler kurulur ve bir yönetici elit sınıf oluşturulur. Halkın teşkilat kurma ve idare etme maharetinin gelişmesi, idareci sınıf oluşmasına mani olur, bu sınıfın imtiyazını elinden alır.
Türkiye’de, cumhuriyet dönemi boyunca Kemalist elitler, devlet üzerinde özel mülkiyet iddia ettiler. Bu iddialarını doğrulatmak, sürdürebilmek için, ülkede kurulan tüm teşkilatlar periyodik olarak kapatılmıştır. Darbe zamanlarında veya darbe dışında yargı eliyle kapatılmıştır. Bu şekilde kapatamadıkları teşkilatları muhtelif ablukalara alarak batırmış, iflas ettirmiş, şaibeye bulaştırmış ve kapatmışlardır. Bu ülkede öyle zamanlar oldu ki, “örgüt” kelimesi “kanundışı” (illegal) mana taşımaya başladı, hala az çok kanundışı tedailer taşıyor. Örgüt kelimesi, teşkilat kelimesinin uydurukçası… Hepsi bu kadar…
Devlet üzerinde özel mülkiyet iddiasını sürdürebilmenin en sağlam yolu, imtiyazlı sınıf dışındaki halka teşkilat kurma ve idare etme maharetlerini kazandırmamaktır. Sürekli kapatılan teşkilatlar, ne teamüllerini, ne kurallarını oluşturabilmiş ne de tecrübe biriktirebilmiştir. Seksen yıllık cumhuriyet döneminde bu tür bir tecrübe, teamül, ahlak ve arşiv birikimi ve intikali yoktur, sadece cemaatlerin, teşkilatlarında değil de içtimai havzasında ve hafızasında bir birikim oluşmuştur.
*
Herhangi bir teşkilat ile devlet teşkilatı arasında mahiyet farkı yoktur, fark, kullandıkları vasıtalar ve imkanlarla ilgilidir. Devlet, kanun koymak, silahlı güç kullanmak gibi farklı alet ve vasıtalara sahiptir, bunun gibi alet ve imkan farkından başka, mahiyete dönük bir fark bulunmaz.
Teşkilat kurma ve yönetme maharetine sahip olan insan kaynağı ne kadar artarsa o nispette ülkenin tepesinde bulunan devlet “iyi” olur. Halkın kahir ekseriyeti bu maharete sahip olamasa da, imtiyazlı sınıf oluşmayacak kadar çok sayıda insan kaynağına sahip olmak gerekir. Bir ülkede, sadece o ülkeyi yönetecek sayıda teşkilattan ve idareden anlayan insan kaynağı (kadrosu) olduğunda, imtiyazlı sınıf kaçınılmaz olarak meydana gelir.
Bir ülkede ne kadar az teşkilat kuracak ve idare edecek kadro varsa, o ülkedeki devlet o kadar kötü, o kadar ceberrut, o kadar zararlı olur. İmtiyazlı sınıf, gerçekten kendilerinden başka devleti yönetecek insan kaynağı olmadığını gördüğünde, devlet üzerinde özel mülkiyet kurar. Başka yönetebilecek kadro olmaması halinde rekabet ve mücadele olmayacağı için, özel mülkiyet iddiası kendiliğinden oluşur.
Teşkilat kuracak ve yönetecek maharete sahip olmayanlar, siyasi mücadele yapamazlar, rejime karşı mücadeleyi hiç yürütemezler. Siyaset tarihi, sayısız siyasi muhalefetin, teşkilat kuramadıkları, kurduklarını yönetemedikleri için hedefine varamadan çözülen, çürüyen, yok olan misallerle doludur. Birçok siyasi hareket mücadele ettiğini zanneder lakin aslında mücadele etmediklerini bilmezler. Bir mahalleyi bile idare edemeyen siyasi düşünceler ve hareketler, rejimi değiştirme iddialarıyla sahaya inerler, ne yaptıklarını ve ne yapacaklarını bilmedikleri için de bir sürü insanın boş yere başını derde sokarlar.
Teşkilat kurabilen, idare edebilen, bunu halka gösterebilen bir kadro mutlaka büyür, güçlenir, gelişir. Teşkilat kurma ve idare etme mahareti öyle tılsımlı bir güç oluşturur ki, temelindeki düşüncenin tüm saçmalığına rağmen belli menzillere kadar ulaşabilir. “Saadet zinciri” oluşturan dolandırıcılık teşkilatları, teşkilat kurma ve idare etme maharetinin en bariz misalidir. Temelindeki düşünce “dolandırıcılık” olmasına rağmen belli menzillere kadar ulaştıkları malum… Buna mukabil, temeline saf, temiz, samimi düşüncelerin olduğu teşkilatlar, kurucu ve yönetici kadroların zafiyetinden ve beceriksizliklerinden dolayı kurulamıyor, yönetilemiyor veya yıkılıyor.
*
Ondokuzuncu asırda dünyanın yaklaşık yüzde doksanı emperyalistler devletler tarafından işgal edilmiş, müstemleke ülkeleri haline getirilmişti. Müstemleke kültürünün yok ettiği iki temel kıymet var, biri müstakil düşünce diğeri iste teşkilat ve idare mahareti. Anadolu, müstemleke (sömürge) haline getirilemeyen tek Müslüman ülkeydi lakin Lozan anlaşması ile burayı da gizli müstemleke ülkesi haline getirdiler. Türk milletinin bariz hususiyeti, teşkilatçı olmasıydı. Gizli müstemleke yönetimi, ülkede yönetici elit sınıf (CHP) oluşturdu ve uzun süre bu milletin teşkilatçılık özelliğini yok etti.
Bu milletin ayağa kalkması için hızlı şekilde teşkilatçılığı öğrenmesi, anlaması, maharet haline getirmesi gerekiyor. Bu sebeple, on yaşından itibaren herkesin mutlaka bir teşkilata üye olması, teşkilat içinde yetişmesi, teşkilatı hayat haline getirmesi şart. Teşkilat, çocuğun hayat havzası olmalı, onun içine doğmalı, onun içinde büyümeli, onunla birlikte yaşamalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir