MÜSPET İLİMLER MECRASI

MÜSPET İLİMLER MECRASI

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

İslam ilim telakkisinin varlıkla ilgilenen cihetini müspet ilimler mecrası üstlenir. Müspet ilimler mecrasının ilk bakışta batıdaki pozitif bilimler mecrasına tekabül ettiği zannedilir. Önce bu yanlış kanaati düzelterek meseleye girmeliyiz. Pozitif bilimler, batı bilim telakkisinin merkezini oluşturur, daha açık bir ifadeyle pozitif bilimler mecrası, batı bilim telakkisinin bizzat kendisidir. Mesela batıda oluşmuş sosyal bilimler mecrası, pozitif bilimler mecrasının bir yan koludur zira sosyal bilimler mecrasının temeli de pozitif bilim telakkisidir.
Batıdaki sosyal bilimler mecrası, tamamen pozitif bilim telakkisi ile insan bahsini tetkik ve izah etmek çabasındadır. Bu sebepledir ki sosyal bilimler insana bakarken, pozitif bilimin ulaştığı son nokta olarak beyni esas alır, mesela kalb ve ruh bahsi insan telakkisinde yer bulamaz. Batıda pozitif bilimleri, bilim mecralarından birisi olarak kabul etmek ve mesela sosyal bilimler mecrasını ondan müstakil olarak değerlendirmek kabil değildir. Batıdaki tüm “bilimsel” çalışmalar, pozitif bilim telakkisinin ufkunda cereyan eder ve bu sebepledir ki materyalisttir. Batı bilim telakkisi temelde materyalist olduğu için sosyal bilimler mecrası da kaçınılmaz olarak evrimcidir.

İslam ilim telakkisindeki müspet ilimler mecrası ise materyalist-pozitivist temel oturmaz tam aksine Kur’an ilimleri mecrasının varlıkla ilgili tetkik vazifesini üstlenmiştir. Batının bilim telakkisi tarafından işgal edilen zihinler, müspet ilimler mecrası dediğimizde, zihni işgalin neticesi olarak pozitif bilimler mecrası olarak anlamakta, meselenin sadece bir dil bahsi olduğu vehmiyle tercüme etmektedir. Böyle bir zihni refleks, söylemek istediğimiz her şeyi boşa çıkarmakta, batı bilim telakkisine savaş açan bizleri, batı bilim telakkisini başka bir dille tekrar ettiğimiz zannına mahkum etmektedir. Mevzua girerken bu tuzağa dikkat çekme ihtiyacımız anlaşılıyor olmalı.
*
Haki Beyin ifadesiyle, toplam dört ilim mecrasının üçü, Kur’an ilimleri mecrasının tetkik ve tatbik ilimleridir. Tevhid ilimleri mecrası, beşeri ilimler mecrası, müspet ilimler mecrası, Kur’an ilimleri mecrasının kendi sahalarındaki tetkik ve tatbik ilimleri olmaktan başka bir kıymet ve maksat taşımaz. Böylece tüm bilgi vahitleri ve ilim dalları Kur’an ilimleri mecrasında vahdete erdilir, terkip edilir, asli mihrakına bağlanır. Bu terkip mimari dışındaki tüm yaklaşımlar, büyük ihtimalle bilgide dağınıklık olarak tezahür edecek, eklektik anlayışları kaçınılmaz hale getirecektir.
Meselenin özü, önce Kur’an ilimleri mecrasının tarassudu altında bulunmak, sonra da Kur’an ilimleri mecrasının ve tabii ki İslam ilim telakkisinin kalbi olan tevhid ilimleri mecrası tarafından murakabe altına alınmaktır. Böylece bir taraftan bilgide vahdet terkip yoluyla elde edilecek, diğer taraftan bilgide vahdetin tabii ve zaruri neticesi olarak insan (mümin) tevhide davet edilecektir. Bilgide vahdet (ve terkip) olmadığında şirksiz bir tevhidin muhal olduğu idrak edilmeden İslam ilim telakkisini kadimden keşfetmek ve onunla mutabık şekilde yeniden inşa etmek imkansızdır.
*
Kainat, hakikatin son tecelli seviyesidir. Hakikatin herhangi bir tecelli seviyesi, hakikatin beyanı olan Kitab-ı Kerime ve Sünnet-i Seniyyeye tabii ki mugayir olamaz. Mesele, hakikatin beyanı ile tecellisi arasındaki insicamı, yeryüzünde halife kılınan Hz. İnsanın idrak ve izah edebilmesidir. Hakikatin tecelli ve beyanı, mutlak ilim olan Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyyenin tefsiri ile idrak mevzu haline getirilebilir. Bu çerçeveden bakıldığında İslam ilim telakkisi, tasnif üstü tasnif olarak mutlak ilim ve nispi ilim şeklinde tespit ederek, nispi ilimlerin anasını da tefsir olarak işaretler. Nasıl ki tüm nispi ilimler mutlak ilimden doğar, öyleyse mutlak ilimden ilk doğan ve diğer tüm nispi ilimleri ihtiva eden tefsir ilmidir.
Müspet ilimler mecrası, kainattaki kesreti kaos olarak anlamamak, muhtevasında mahfuz bulunan harikulade nizamı arayıp bulmak, onu vahdet ve terkip mimarisi ile tefsir ilminin şerhi haline getirmekle mükelleftir. Varlığın her çeşidi ve her tecelli seviyesiyle ilgili tetkik faaliyetini, ana mihraka bağlayıcı bir terkip mimarisi ile tespit, tanzim ve izah etmeyi vazife edinir.
Müspet ilimler mecrası, aklın en fazla bilgi devşirebildiği ve en fazla anlayabildiği bir saha olduğu için, istiklal ilan etmesine sebep olabilmektedir. Mesela maddenin katı halinin sert olduğunu, onunla bir insana vurulduğunda acı ve zarar verdiğini, mesela ateşin yaktığını, elini ateşe sokanın elinin yandığını öğrenebilmesi, muhteşem bir akıl seviye ve terkibini bile gerektirmeyecek, hatta insiyaki hareketlerle bile anlaşılabilecek bir sahadır. Tam da bu sebeple akıl, müspet ilimler sahasında istiklalini ilan etmenin ciddi kaynaklarına ve imkanlarına sahiptir.
Akıl, istiklalini ilan edebilmenin ilk fırsatında vahye körelebilir, bu sebeple asli mihrakına pamuk ipliği ile bağlıdır. Batının temel bilim telakkisini pozitif bilimde araması ve bulduğunu zannetmesi de bu sebepledir. Keza Müslümanların da vahiyden en fazla bağımsızlaştığı, üstelik bunu da fark etmediği saha müspet ilimler mecrasıdır.
Müspet ilimler mecrası, aklın vahiyden uzak şekilde bir şeyleri anlama imkan ve iktidarının en fazla bulunduğu saha olduğu için kesif bir dikkat ve keskin bir hassasiyet ister. Akıl, kendi başına idrak etme imkanını bulduğu andan itibaren kendinde merkezleşen, istiklalini ilan etmek için acele eden, itaatten ziyade isyan ile mücehhez bir alettir. Aklı kalb ve ruha, yani imana raptetmek, bu yolla akl-ı selimi inşa etmek ihtiyacı, bağımsızlaşma istidadı gösterdiği müspet ilimler sahasında zirveye çıkar.
*
Batının en çok bilgi ürettiği pozitif bilimler sahası, epistemolojik işgalin de en derinlere sirayet ettiği alandır. Kadim müktesebata ulaşamadığımız bu çağda, varlık (batı için madde) alemiyle ilgili üretilmiş devasa bir bilgi birikimi Müslümanların aklını başından alıyor. Mesele sadece bilgi seviyesinde ele alındığı sürece, batının pozitif bilimler sahasında ürettiği bilgiyle baş etmek kabil gibi görünmüyor. Bilimsellik ve objektif bilgi ambalajıyla çelikleştirilmiş bir bilgi yığını, bugünün Müslümanlarının en fazla patinaj yaptığı mevzu haline geldi.
Kadim müktesebatımızda tevhid ve tefsir sahasında merkezleşen bilgi üretimi, müspet ilimler sahasında nispeten zayıftır. Hakikat arayışını madde seviyesinde tutmaktan ibaret olan müspet ilimler mecrası, İslam ilim telakkisinin ve bilgi üretim faaliyetinin merkezinde yer alamazdı tabii olarak. Bu sebeple, kadim müktesebata ulaşma imkanı olanların da müspet ilimler mecrasına dair büyük bilgi birikimiyle karşılaşmaması, meselenin idrakinde marazi savrulmaları artırıyor.
Batının pozitif bilimler sahasında fazla bilgi üretmiş olmasını dert etmezdik aslında. Fakat bir problem var; batı pozitif bilimler sahasında ürettiği bilgiyle varlık telakkisini materyalizmde sabitleyince, “yaratıcı fikrine” cepheden taarruz başlattı. Bugünün batı tesirindeki dünyası, “yaratıcı fikrini” neredeyse fizik biliminin verileriyle değerlendirir oldu. Pozitif bilimler, bugünün dünyasında tevhide karşı derin ve sinsi bir saldırının karargahı haline geldi.
Necip Fazıl yirminci asırda batı tefekkürüyle yani felsefeyle hesaplaşmış, daha önce İmam-ı Gazali Hazretlerinin hesabını gördüğü felsefenin defterini dürmüştü. Ne var ki batı ilim telakkisi yani pozitif bilim anlayışı ile hesaplaşan olmadı. Batının bilimini almak gibi, bilginin İslamileştirilmesi gibi eklektik veya teslim olmuş zihni evrenlerin teşebbüsleri meseleyi halledecek gibi görünmüyor. Necip Fazıl’ın, felsefeyle hesaplaşıp defterini dürdüğü “Batı tefekkürü ve İslam tasavvufu” isimli eserine denk bir pozitif bilimle hesaplaşan eser ve müellif maalesef çıkmadı.
RAMAZAN KARTAL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir