MUSTAFA BALBAY’A CEZAEVİ YARAMIŞ!

MUSTAFA BALBAY’A CEZAEVİ YARAMIŞ!
Mustafa Balbay, 29.09.2012 tarih ve “Yargıtay’dan Dönmez” başlıklı yazısında kendini aşmış. Cezaevinde düşünmekten başka bir işi olmadığından mıdır bilinmez, zihni gelişmeler göstermeye başlamış. Yıllardır yazan birisi olarak Mustafa Balbay, hiçbir yazısında küçük bir “zeka pırıltısı” gösterebilmiş değil ama cezaevine girdiğinden beri bazı kıpırtılar var. “Evlenelim mi?” diye soran talebelerine Sokrat’ın verdiği cevap meşhur; “Evlenin, ya mutlu olursunuz ya da filozof, ikisi de kıymetli”… Anlaşılan Sokrat cezaevini tecrübe etmemişti, verilen idam cezası doğrudan infaz edildiği için cezaevinin insan aklı ve zekası üzerinde nasıl etkiler meydana getirdiğini bilme fırsatı olmamıştı. Mustafa Balbay’ın cezaevinde yaşadığı zihni gelişmeleri görseydi, yeni bir veciz söz söylerdi mutlaka.
Mustafa Balbay, mezkur yazısında bir örnek veriyor ki muhteşem. “Bahçe kapısını mutfağa taktığınızda, “Ben bu kapıyı açarsam bahçeye çıkarım” diyebilir misiniz?” Gerçekten bu örnek harikulade, bir parçayı bütünlüğünden koparıp başka bir bütünlüğe yerleştirdiğinizde, önceki bütünlükteki fonksiyonu yerine getirmesi beklenmemeli. Misal bu hususu ifade etmesi bakımından takdire şayan…
Biz de parçayı bütünlüğünden ayırıp değerlendirme yanlışına düşmemek için Balbay’ın bu misali ne için verdiğini gözden kaçırmayalım. Balbay yazısında, Balyoz ve diğer Silivri’de görülen davalardaki hukuksuzluklara ve usulsüzlüklere işaret etmek için kullanıyor. Bu davaları destekleyenlerin bile “biraz ağır olmuş” demek zorunda kaldığını, hukukta ise “biraz doğru” yaklaşımının olmayacağını ifade ediyor. Adaletin matematik kesinlik taşıdığını, taşıması gerektiğini de matematik işlemlerden örnekler vererek anlatmaya çalışıyor.
“Matematikte toplama ya da çıkarma işlemini düşünün. Biraz yanlış diye bir şey olur mu? Yapılan işlem ya yanlıştır ya doğru.”
Gerçekten böyle midir? Adalet, “matematik kesinlik” ifade eder mi? Etmesi arzulanır tabii ki, sorduğumuz sorunun özü, bu mümküm müdür? Mustafa Balbay, birkaç tane güzel misal bulmuş olmanın iştihası ile saldırıyor ama zekanın asıl lazım olduğu yer, bahsi edilen konunun bütünlüğünü tam olarak anlamaktır. Balbay hukukçu olmadığı için hukukun ve yargının işleyişini bilmiyor, birkaç misal üzerinden muhayyel bir tablo çizmeye çalışıyor. Ceza yargılamasında hiçbir zaman ceza kanununun tek maddesi tatbik edilmez, en azından üç ve daha çok madde tatbik edilir. Önce bahsi edilen fiillerin suç teşkil edip etmediği konusunda yargılama yapılır, suç teşkil etmiyorsa beraat verileceği için diğer maddelere gerek kalmaz. Fakat fiil suç teşkil ediyorsa diğer maddeler de tatbik edilir, mesela hafifletici veya ağırlatıcı maddeler, mesele teşebbüs maddeleri gibi… Yani fiilin suç teşkil ettiği sabitse, fiilin tamamlanıp tamamlanmadığı, tamamlanmadıysa teşebbüs aşamasında kaldığı, bundan dolayı da ana cezadan indirim yapılması gerektiği gibi… Mahkeme, fiilin suç teşkil ettiği, kanunun suç tarifine uyduğu, suçun unsurlarını taşıdığı kanaatine varabilir, bu kanaat doğru olabilir ama bundan sonra tatbik edilecek olan teşebbüs maddelerinde isabet edilemeyebilir. Olayda gerçekte teşebbüs varsa fakat mahkeme teşebbüsün varlığını görmemiş ve yanlış değerlendirmişse, “biraz yanlış” yapmış demektir çünkü asıl fiil ve ceza konusunda yanlış yapmamış, bir maddenin (teşebbüs maddesinin) tatbikinde yanlış yapmıştır. Buna ne demek gerekir? Balbay, psikolojik olarak “beraat” etmeleri gerektiğine inandığı için, her cezanın adaletsizlik ve haksızlık olduğunu düşünüyor. Yargılama neticesinin beraat olması gerektiğine inandığınızda tabii ki “biraz adil, biraz zulüm” olmuş diyemezsiniz, beraatın “birazı” olmaz.
Balbay, kendi verdiği örneğin mahkumu haline geliyor. “İki kere iki dört eder, bilemedin beş, ama altıyı geçmez, diye bir cümlenin mantığı olabilir mi?” Matematikte böyle olmaz ama armutla elma da toplanmaz. Sosyal olaylar, matematik kesinlik taşımaz, matematiği kendi alanından çıkarır ve başka uygun olmayan alanlara taşırsanız, bahçe kapısını mutfağa takarsınız ve o kapıyı açıp bahçeye çıktığınızı vehmedersiniz.
Acaba Balbay’ın harikulade misalini bütünlüğünden koparıp bağımsız olarak mı alsaydık. Böylece bir zeka pırıltısı görünmesini sağlayabilirdik. “Bahçe kapısı” misali ne kadar harikuladeyse, ondan hareketle vardığı netice o kadar berbat. Her bütünlüğün kendine has bir terkibi var ve başka bir bütünlükle benzemez. Matematik ile hukuku birbirine karıştıran Balbay’ın yeterli zihni gelişmeye sahip olabilmesi için kaç yıl daha cezaevinde kalması gerekiyor? Burada da bir paradoks var, zihni gelişme müphem bir olaydır, “kaç yıl” sorusu ise matematik kesinlik ifade eder. Bu böyle olmaz, ümidimiz Balbay’ın bir an önce zihni gelişme seyrini tamamlamasıdır. Ha gayret Balbay…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir