MUTLAK EMSAL

MUTLAK EMSAL

(Terkip ve İnşa dergisi 17. sayısı)

Mutlak emsal… Her meselemizde kendisine dönüp baktığımız nihai emsal… Mutlak emsal, aynı zamanda hiçbir boşluk bırakmayan, her meselede beyanı veya tatbikatı olan Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselamdır. Bir yol ki O’na çıkmaz, ayağımızın altındadır, bir yol ki O’na çıkar, başımızın tacıdır.
Malumdur ki mutlak emsal, yeryüzünde ancak ve sadece Risalet ile mümkündür. “O, kendiliğinden konuşmayan”, dolayısıyla kendiliğinden yapmayan bir şahsiyettir. O, Risalet makamından dolayı muhafaza altındadır, asla yalan söylemez, asla yanlış söylemez ve yanlış yapmaz… Muhakkak ki O, beşerdir fakat beşeriyeti, beşeriyetin tüm menfi sıfatlarından temizlenmiş, beşeriyetin tüm arızalarından korunmuştur. O’nun beşer olması cihetiyle beşeriyetin herhangi bir ferdiyle eşitlenmesi, Risalet makamının ne olduğunu anlamayanların hezeyanlarıdır.

*
O, beşeriyetin zirvesidir lakin öyle bir zirvedir ki, çalışarak çıkılabilecek bir zirve değildir. O, beşeriyetin ufkunu gösterir ama o ufuk kendisiyle kaimdir, başka bir beşerin o ufka ulaşması muhaldir. O, öyle bir ufuktur ki, aynı zamanda Risalet ve Nübüvvetin de ufkudur. O, hiçbir sıfat ve vasfıyla ilah değildir ama hiçbir beşer O’nun sıfat ve vasıflarına ulaşma iktidarında değildir.
O’na miraç ihsan edilmiştir. Miraç, hiçbir varlığın ve hiçbir beşerin yükseleceği bir irtifa değildir. Miraç, kesbi bir irtifa olmadığı gibi, başka bir varlığa bile ihsan edilmemiştir. Öyle ki Cebrail Aleyhisselam bile Sidret’ül Müntehada durmuş, oradan itibaren Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselam yalnız başına yola devam etmiştir. Yani Sidret’ül Müntehadan sonraki güzergah, meleklerin dahi gidemeyeceği bir yoldur.
*
Beşeriyet, nefs cihetiyle dünyaya aşıktır, dünyayı anavatanı kabul etmiştir. Fakat O’nun nefsi de ahirete aittir, öyle ki “Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi…” buyurmuştur. Yani o kadar ahirete aittir ki, bize ait olan dünyadan kendisine üç şey sevdirilmiştir. Oysa nefse dünyanın her şeyi sevdirilmiştir. Yani bize dünyanın her şeyi sevdirilmiş, O’na ise üç şey sevdirilmiştir.
O, dünyanın da ufkudur. Zaten O, dünya ile ahiret arasındaki köprüdür, tabii ki dünya ile cennet arasındaki rehber… O’nun eteklerine yapışmayanlar, cennete gidemezler, çünkü O olmazsa cennetin yolunu bulamazlar. Dünyayı seven nefsin ahiretteki karşılığı cehennemdir, nefsini rehber edinenler cehennemin yoluna girmişlerdir. Cennetin yolu, nefsi bile dünyaya meyletmeyen O’nun yoludur.
*
Şüphesiz ki İslam tedrisat anlayışının da mutlak ve nihai emsali O’dur. Her şeyimizin çöktüğü birkaç asrın sonunda, yeniden varoluş hamlesini başlatmanın yolu, yine ve her zaman olduğu gibi O’na dönmek, mutlak emsal hususiyetini kabul etmektir.
İBRAHİM SANCAK ibrahimsancak2011@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir