MUTLAK İLİM-NİSPİ İLİM-İZAFİ İLİM…

MUTLAK İLİM NİSPİ İLİM İZAFİ İLİM

(Terkip ve İnşa dergisi 7.sayı)

İlimlerin tasnifi bahsi çok mühim ve girift bir meseledir. Özellikle de bugünün dünyasında hayati mahiyet taşımaya başlamıştır. Uzun zamandan beri ihmal edildiği için, son birkaç asrı bilgi kaosuyla geçirdik. Meselenin ehemmiyetinden dolayı tetkik etmeye devam ediyoruz.
Haki Beyin, “İslam medeniyet tasavvuru” serisinin dördüncü cildi olarak Eylül ayında yayınlanan “İlimlerin tasnifi” eserinde meselenin ana haritası hazırlandı. Bu eserin “Tasnif üstü tasnif” kısmında ilimlerin tasnifine girmeden bir üst tasnif yapılmıştır. Tasnif üstü tasnif ana başlığı altında ilimler üçe ayrılmış, mutlak ilim, nispi ilimler, izafi ilimler şeklinde tespit edilmiştir.

Haki Beyin yayınlanan eseriyle gündeme gelen bu tasnif, gecikmiş olsa da meseleyi bu sayıda ele almayı ihtiyaç haline getirdi. Bu yazı, Haki Beyin bahsi geçen eserinden mülhem hazırlanmıştır.
*
Mutlak ilim, kitap ve sünnet olmak üzere kaynağından dolayı şüpheden tecrit edilmiş muhkem metin, yani meşhur ismiyle “Nas”dır.

*
Nispi ilimler, “mutlak ilim”den hareketle Müslümanların keşif ve inşa ettiği ilimlerdir. Bunlar kitap ve sünnete nispetini muhafaza ettiği müddetçe muteber ve mutemet ilimlerdir. Anlaşılacağı üzere nispi ilimlerin iki temel ölçüsü vardır; birincisi Mutlak İlmi kaynak ve nispet alması, ikincisi Müslüman aklının (yani akl-ı selimin) eseri olmasıdır.

Nispi ilimler, İslam’ın ilim müktesebatıdır, gayrimüslimlerin imal ve inşa ettiği ilimler, Mutlak İlim ile bir şekilde temas kursa, hatta doğrudan ve sadece onu nispet alsa bile nispi ilimler sınıfına ait olmayıp, izafi ilimler sınıfındandır. Bu manada oryantalistlerin çalışmaları, nispi ilim değil, izafi ilim sınıfına dahildir.
Nispi ilimler, İslam’ın kadim müktesebatı içinde sadece Ehl-i Sünnet mecrasından akıp gelenlerdir. Ehl-i Sünnet dışındaki merkezkaç düşüncelerin ürettiği bilgi, nispi ilim (İslami ilim) sınıfından görülemez. Bunları için ayrı bir sınıf oluşturmak gerekirse, ihtiyat ilimleri denmeli, temkin ve tedbiri elden bırakmamalıdır.
*
İzafi ilimler, mutlak ilmi nispet almayan ilimlerdir ki, müellifleri mutlak ilmi inkar ettikleri için “izafi”dir. Temel anlayış olarak doğru olma ihtimali olmayan, buna mukabil içinde doğru bilgilerin de bulunması mümkün olan ilimlerdir.
İzafi ilimler, kuru aklın eseridir. Kuru aklın sahipleri Kur’an-ı Kerim üzerinde çalışsalar da ortaya çıkan bilgi, izafi ilim sınıfındandır. Oryantalistler gibi niyetleri hain, maksatları ifsat etmek olan güruhun ürettiği bilgi zaten şeytanın vesvesesi ve iğvasıdır.
*
Mutlak ilim iman, Nispi ilimler itimat, İzafi İlimler ise tenkit mevzuudur.
Mutlak İlmin her kelimesi iman mevzuudur. Keşif ve idrak ameliyesi bu ölçü ve hassasiyetten bir an bile azade olamaz.
*
Nispi İlimler ümmetin alim, arif ve mütefekkirleri tarafından keşif, telif ve tertip edildiği için mutemet ve muteberdir. Bu ilimler, ümmetin bilgi ihtiyacını karşılayan havzadır. Bu ilimlere itibar ve itimat etmeyenler, bilgi ihtiyacını batıdan karşılayan pozitif akıl sahipleridir, isimlerinin önünde profesör veya alim yazmasının hiç önemi yok.
İlim müktesebatımızı kabul etmeyenler, İmam-ı Azam hazretlerinin görüşleri yerine neden kendilerinin görüşlerini tercih etmemiz gerektiğini izah etmeyi bile akledemeyen ahmak soyundan türemişlerdir. Ahmaklarla ilgilenme ihtiyacı, kendilerinin ıslah olacağı ümidinden değil, ümmetin iman, idrak ve sadakatini muhafaza etmek mesuliyetindendir.
*
İzafi ilimler tenkit mevzuudur. İzafi ilimler, muhtevasında doğrudan çok yanlış barındırırlar, çoğu yanlış olan tenkit mevzuudur ve tenkitsiz makbul değildir. Tenkit, akl-ı selim tarafından yapılır ve akl-ı selimin süzgecinden geçirilir.
İzafi ilimlerin muhtevası kaotiktir. Doğru ile yanlış sarmaş dolaş haldedir. En tehlikeli tarafı burasıdır, doğru ile yanlış ayrı ayrı bulunsa ve ilk bakışta fark edilse mesele kolay olurdu. Mesela doğru ile yanlışı birbirinden tefrik edilemeyecek şekilde sentezledikleri (terkip diyemiyoruz) meseleler var ki, tahlil ve idrak etmek zorlaşır.
İzafi ilimler, son birkaç asırdır Müslümanların zihinlerini işgal, akl-ı selimlerini imha ve kuru aklı ikame etmiştir. Müslüman bilim adamı kisveli oryantalist hainler, izafi ilimleri itimat mevzuu, nispi ilimleri (İslami ilimler ismiyle maruf) tenkit mevzuu haline getirmiştir. Her şeyin bu kadar tepetakla olması ne kadar hazindir.
*
Mutlak ilim akıl üstüdür. Nispi ilimler akl-ı selimin eseridir. İzafi ilimler ise gayrimüslim aklın, batı misalinde pozitif aklın neticesidir.
*
Mutlak İlim akıl üstüdür, zira aklı da yaratan Allah Azze ve Celle’nin kelamı ve “Kendiliğinden konuşmayan ve kendiliğinden yapmayan” Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselamın kelam ve fiilidir. Akıl üstü olduğu için iman mevzuudur veya iman mevzuu olduğu için akıl üstüdür.
*
Nispi ilimler Müslüman aklının, yani akl-ı selimin eseridir, kaynağı da münhasıran Mutlak İlimdir. Kuru akıl Mutlak İlmi anlamaz, ancak ve sadece ona iman eder. Mutlak İlmi “nispeten” anlama imkanı olan akl-ı selimdir, o bile “Murad-ı İlahiyi”, yani nihai manayı idrakten acizdir. Mutlak İlmi nispeten idrak eden akl-ı selim, nispi ilimleri keşif ve telif etmiştir.
*
İzafi ilimler; hem Mutlak İlim nispeti olmayan hem de Müslüman aklı dışındaki sayısız akıl terkibinin sığ bilgi üretiminin neticesidir. Hem Mutlak İlim nispeti olmadığı için malul hem de akl-ı selimin eseri olmadığı için marazidir.
İzafi ilimlere “itimat” etmeye başlandığı andan itibaren bir insanın zihin dünyası batı işgaline uğramakta, İslam ile münasebeti entelektüel serseriliğe kaymaktadır. İzafi ilimlerle (mesela pozitif bilimlerle) İslam’ı anlama çabası, oryantalist okuma biçimidir.
*
Haki Beyin mahirane bir tasnif çerçevesi oluşturduğu görülüyor. Böylece izafi ilimler, “bilgi karantinası”na alınıyor, nispi ilimler tarafından gümrük duvarı oluşturuluyor, böylece kalbi ve zihni bünyemize sızmaların önü kesiliyor.
Ehl-i Sünnet mecrası, kadimden beri yabancı kültür iklimlerine karşı bilgi karantinası uygulamış ve ümmeti muhafaza etmiştir. Ne hazindir ki son birkaç asırdır “bilgi karantinası” kaldırılmış, yirminci asırdan itibaren kadim müktesebatımız “karantinaya” alınmıştır. Bu çapta bir ihanetle yaşamak, nükleer savaşın ortasında yaşamaktan daha ağır bir çile değil midir?
ABDULLAH TATLI
abdullahtatli1@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir