MUTLAK İLİM TEDRİSATI

MUTLAK İLİM TEDRİSATI

(Terkip ve İnşa dergisi 17. sayı)

Fikirteknesi külliyatı ile Terkip ve İnşa dergisine aşina olanlar bilir; Mutlak İlim, kitap ve sünnettir, nitekim din de budur. Mutlak İlim, nihai ve tek kaynaktır, onlarla her şey (ilim de dahil) inşa edilir.
Fikirteknesi külliyatında “ilimlerin üst tasnifi”* şöyle yapılmıştır; Mutlak İlim, Nispi ilim, İzafi İlim… Mutlak İlim, Kitap ve Sünnettir. Nispi ilim; Mutlak İlmin muhtevasında mahfuz olan mana ve hikmetlerin, mümin aklı olan akl-ı selim ile keşif ve telif edilmesinden ibarettir. İzafi İlim ise; Mutlak İlme inanmayan, tabii olarak akl-ı selime malik olmayan gayrimüslimlerin varlık ve bilgi ile ilgili çabalarından ortaya çıkan neticelerdir, özü itibariyle ilim de değildir, bilimdir.
*

Mutlak İlim tedrisatı, ancak ve sadece Mutlak Müderris ile kabil ve kaimdir. Bu cihetiyle tarihte bir defa mümkün olmuştur, Asr-ı Saadette Mutlak Müderrisin tasarrufu altında ve Mutlak Talebe olan Sahabe-i Kiram ile…
Asr-ı Saadetten sonra Mutlak İlim tedrisatı, saf haliyle muhaldir, ancak ve sadece Sahabe-i Kiramın tavassutuyla mümkün olmuş ve olmaktadır. Mutlak İlim tedrisatının doğrudan muhatabı ve tek talebe kadrosu olan Sahabe-i Kiram, nasıl anlamış ve nasıl tatbik etmişse, o istikamet üzere tedrisat devam etmiştir, etmelidir. Bu zaviyeden bakıldığında, herhangi bir mevzudaki “Sahabe telakkisi” neyse, meselenin nispeti odur. Ona rağmen ve ondan başka bir anlayışa sahip olmak, Hz. Risaletpenah Aleyhisselatü Vesselamın Mutlak Müderrisliğini, O’nun müderrisliğindeki Mutlak İlim tedrisatını reddetmektir. Bu ihtimalde İslam’ın doğru anlaşılma ihtimali sıfırın altındadır ve nefsin ve şeytanın tasallutu altındadır.
*
Mutlak Müderrisin Mutlak İlim tedrisatı… Öyle ki, bu tedrisat aynı zamanda vahyin nüzulünü de ihtiva etmektedir. Yani vahiy bir defada kitap olarak inmiş olsa ve onun tedrisatı yapılsa bu durum bile farklıdır. Mutlak Müderris, Mutlak Talebeye, Mutlak İlim tedrisatını icra ederken, düşünün ki talebenin belli hallerinin doğru veya yanlış olduğu bizzat vahiy tarafından beyan buyurulmaktadır. İnşallah tabiri caizdir; Mutlak Müderris, Mutlak Talebeye Mutlak İlmin tahsilini yaptırırken, kalbleri bilen Allah Azze ve Celle, neleri doğru anlayıp doğru tatbik ettiklerini, neleri yanlış anlayıp yanlış tatbik ettiklerini beyan buyuruyor. Bu ne muhteşem bir tedrisat sürecidir…
Bu dünyada bir Müslümanın eline geçebilecek en büyük ihsan, İslam’a dair herhangi bir mevzuu doğru anlayıp anlamadığını, doğru tatbik edip edemediğini, Allah Azze ve Celle’nin veya Hz. Risaletpenah Aleyhisselatü Vesselamın beyanıyla bilmesidir. Murad-ı İlahinin, Murad-ı Risalet’in bu dünyadayken ne olduğunu bilmek, hem de Vahiy veya Hadis-i Şerif ile bilebilmek sadece Sahabe-i Kirama nasip olmuştur. Bu ihsan, Sahabe-i Kiram dışında hiçbir insana nasip olacak bir kıymet değildir.
Bir insan kadrosu düşünün ki, yanlış anlaması ve yanlış tatbikatı, Allah ve Resulü tarafından tashih edilmiş, doğru anlaması ve doğru tatbikatı yine Onlar tarafından teyit edilmiştir. Mutlak İlim tedrisatı budur, bu seviyededir, bu kıymettedir. Buna muadil bir tedrisat mümkün müdür? Öyleyse Sahabe-i Kiramın kıymetine denk bir insan kadrosunun olması muhaldir.
*
Yanlış anlama ve tatbik etme ihtimalleri Allah ve Resulü tarafından tashih edilen talebe kadrosu, muhakkak ki İslam’ı bihakkın ve en üst seviyede anlamış ve tatbik etmiştir. Sahabe-i Kiram, Mutlak Müderrisin tasarrufu altındaki Mutlak İlim tedrisatının meyvesidir.
Mutlak İlim tedrisatının talebesi olmak, her birini kendi mizaç çeşitliliği içinde emsal haline getirir. Risalet ile Sahabe kadrosu arasındaki sırlardan birisi; Risalet’teki vahdet ile Sahabedeki kesret münasebetidir. Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz “Hakikat-i Ferdiyye”nin temsilcisidir, Sahabe-i Kiram ise O’nun içtimai kesret alemindeki tecelli ve tezahürleridir.
*
Haki Beyin ifadesiyle; “Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam tek ve nihai emsaldir. O’nun mizaç hususiyetleri de kendine münhasırdır, mizaç haritasında hiçbir menfi hususiyet yoktur, üstelik her müspet hususiyetin miktarı ve derecesi, en mütekamil şahsiyet terkibi için olması gerektiği kadardır.” Oysa O’nun dışındaki her insanın mizaç haritası, hem müspet hem de menfi hususiyetler taşır. Bu manada hiçbir insan, tabiaten de O’nun gibi olamaz.
Sahabe-i Kiram, aynı zamanda farklı mizaç çeşitlerinin, Mutlak Müderrisin tasarrufu altında ve Mutlak İlim tedrisatıyla Müslüman şahsiyet inşasıdır. Bilindiği üzere Sahabe-i Kiramın her biri kendi mizaç hususiyetleriyle Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize nispetinin içtimai neşvüneva bulmuş kadrosudur. İşte vahdet ile kesretin muhteşem manzarası…
Hiç kimse Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın mizaç hususiyetlerine muadil bir tabiata sahip olamayacağından dolayı da (sebepleri sayısızdır muhakkak ki), O’nun gibi olamaz. Zaten Sahabe-i Kiram mutlak talebe olduğu için, her mümin mizaç hususiyetlerinin benzediği bir Sahabeyi misal alırsa, Efendimize muhatap olmanın tabii mecrasını bulmuş olur.
*
Mutlak İlim tedrisatının neticeleri nedir? Muhakkak ki sayısız neticesi vardır, burada bahsini edeceğimiz neticeler, dergimizin kapak konusu ile ilgili olanlardır; maarif anlayışı ve ilim telakkisi… İslam maarif anlayışı, Mutlak Müderrisin Mutlak Talebe üzerindeki Mutlak İlim tedrisatından doğar, bu hususun göz ardı edildiği her ihtimalde, maarif anlayışını idrak etmekten aciz kalıyoruz.
Mutlak İlim tedrisatının, yani maarif anlayışının ilim telakkisine mukaddem olduğu zannımız var. Zira Mutlak Müderrisin tedrisatıdır ki, Mutlak İlmin idrak ve intikalini mümkün kılmıştır. Muhakkak ki Mutlak İlim en baştadır fakat onun idrak ve intikalinin ancak Mutlak Müderrisin tedrisatıyla mümkün olduğu sabittir, bu ihtimalde Mutlak İlme nispetle ilim telakkisi ancak Mutlak Müderrisin tedrisatıyla kaimdir. Bu tespit doğruysa, tedrisat ilme mukaddemdir. Buradaki öncelik-sonralık sıralaması, usul-esas meselesiyle ilgili değil, muhakkak ki usul esasa mukaddemdir. Buradaki mesele, Mutlak İlimden, nispi ilme geçişin ancak Mutlak Müderrisin tedrisatıyla kaim olmasıdır. Bu mesele, aynı zamanda ilim telakkisinin inşasında Sahabe-i Kiramın mevzii ve mevkiiyle doğrudan alakalıdır.
Haki Beyin ifadesiyle; “Mutlak Müderrisin Mutlak İlim tedrisatı olmasaydı, Mutlak İlme istinat eden nispi ilimlerin (Tefsir, hadis, fıkıh, kelam ila ahir) kurulması ya muhaldi ya da fevkalade zordu.” Bunun en büyük delili ise günümüzdeki Sünnet düşmanları, yerli oryantalistler, mealciler gibi güruhtur. Zira bunların söz ve eserlerine bakarsanız, hiçbir ilmi hüviyeti ve hususiyeti yoktur. Mutlak Müderrisin, Mutlak İlim tedrisatını, bu tedrisatın meyvesi olan Sahabe-i Kiramı silsilen çıkaran ve doğrudan Kitab-ı Kerime muhatap olan bu güruh, asla nispi ilimleri inşa edemez, asla “ilim” mevzuuyla alakadar olamaz, olamamıştır. Buna mukabil, İslam’ın bilgi evrenini kuran ve koruyan, bu manada “Sahih İslam” olan Ehl-i Sünnet mecrası, Sahabe-i Kiramın silsiledeki mevziini ve mevkiini doğru tespit ettiği için, sayısız ilim dalı kurmuş, milyonlarca ciltlik müktesebat bırakmıştır.
*
İslam ilim telakkisi, Mutlak Talebe olan Sahabe-i Kirama istinat eder. Kitab-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’nin muhtevasında mahfuz olan sonsuz mana ve hikmetin keşfi, Sahabe-i Kiramın Mutlak İlim tedrisatından elde ettiği usul ve yol üzere mümkündür. Bu yol ve usulü takip eden Ehl-i Sünnet mecrası, Mutlak İlme istinat eden “Nispi İlimleri” keşif ve inşa etmiştir.
Sahabe-i Kiram, Mutlak İlim ile Nispi İlim arasındaki köprüdür. O köprüden geçmeyenler, o köprüyü umursamayanlar, o köprüyü reddedenler, asla Mutlak İlme ulaşamamış, asla Mutlak İlmin muhtevasındaki mana ve hikmetten bir tanesini bile keşfedememiş, aksine nefsini ve şeytanı kendileriyle cehennem arasında köprü yapmışlardır.
Kitap ve Sünnetten mürekkep olan İslam, bizzat ilimdir. Bu ilmi diğer ilimlerden tefrik etmek için “Mutlak İlim” isimlendirmesi zarurettir. Tefsir ile Kur’an-ı Kerime aynı ilim muamelesi yapmak mümkün olmadığı gibi, Kitab-ı Kerim ile mesela batının fizik bilimini de aynı kelimeyle (ilimle) ifade etme idraksizliği yaygınlaşmıştır. Bu idraksizliğin temel sebebi, ilimlerin tasnifinin yapılmaması, bu bahsin unutulmasıdır.
Mutlak İlim ile onun muhtevasının keşfi ve tedvin edilmesi manasına gelen nispi ilimler (mesela tefsir, fıkıh ila ahir) arasındaki köprüyü kuran Sahabe-i Kiramdır. Sahabe-i Kiram ilk müfessirdir, ilk fakihtir ila ahir… Ümmetin alimleri, Sahabe-i Kiramdan sonra, onlardan aldıkları keşif ve usulü, tedvin ve tertip ederek, sayısız nispi ilim inşa etmiştir. Sahabe-i Kiramın sıhhatli geçişini esas alan ve onların beyanlarına dayanarak nispi ilimleri kuran Ehl-i Sünnet, muhakkak ki “Sırat-ı Müstakim”dir. Ehl-i Sünnet dışında ilim sahibi hiçbir mecra yoktur, olması da imkansızdır. Zira Mutlak İlme ulaşan yolu kendilerine kapatmışlardır. Sahabe-i Kiramın şahsında kurulan köprü, başka hiçbir insan evladının kurabileceği ve taşıyabileceği bir köprü değildir.
*Haki Demir, “İslam medeniyet tasavvuru-4-İlimlerin tasnifi” isimli eseri.
EBUBEKİR SIDDIK KARATAŞ ebubekirsiddik2000@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir