MUTLAK İLİM VE TATBİK İLİMLERİ

MUTLAK İLİM VE TATBİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Medeniyet tasavvurumuzu oluşturmanın en önemli basamağı kendi ilim telakkimizi oluşturmaktır. Bilgiye kendi mührünü vuramayan bir anlayışın medeniyet tasavvuru iddiası boş bir hayalden ibaret kalır. Fikir teknesi külliyatının ilimler tasnifi mevzusunda ki teklifi, bugüne kadar atılan adımların hem en mücerret çerçevesi hem de tatbik edilebilirlik cihetinden en müşahhas olanıdır. İlimlerin tasnifine ek olarak hazırlamış olduğu mevzu haritası ile de derinliğini ortaya koyan bir hamle gerçekleştirmiştir. İlimlerin tasnifi mevzusunun çerçevesini; genişliğine doğru dört ilim mecrası olarak belirlemiş ve derinliğine doğru da üç mertebeli olarak hazırlamıştır. Medeniyet tasavvuru konusunda öncelikli olarak halledilmesi gereken mesele budur, şimdi ilimler tasnifi bahsinin teferruatına sıra gelmiştir.
İlimlerin tasnifinde belirlenen dört ilim mecrasının her birinin içinde derinlik (dikey) buudunu temsil eden tasnifteki terkip ilimleri; ilim mecralarının dikey tasniflerini yaparak bilginin vahdet mimarisini terkip eder. Aynı zamanda terkip ilimleri; bilgi ve ilim telakkimizi belirleyen faaliyet sahasıdır. Mutlak ilme muhatap olan terkip ilimleridir. Tetkik ilimleri tarafından keşfedilen bilgi terkip ilimlerine gönderilir. Bilgi burada terkip edildiği gibi mevzu haritası çıkarılarak tetkik ilimlerinin keşif, telif ve inşa çalışmalarının güzergah haritasını çıkarır. Terkip ilimleri, hikmetin ve keşfin en üst seviyede gerçekleştiği aşamadır.

Tetkik ilimleri, ilim telakkimizin omurgasını oluşturur. Bilginin, terkip ilimleri tarafından tayin ve tespit ettiği güzergahtaki çalışmalarıyla, bilgiyi kullanıma hazır hale getirerek tatbik ilimlerine gönderir. Dikey tasnifin en son aşaması tatbik ilimleridir. Tatbik ilimleri, bilginin kullanılmaya ve tatbik edilmeye hazır hale geldiği hayatla buluşma zeminidir.
Tatbik ilimleri, aynı zamanda tecrübe sahasıdır. Bilginin, insan ve hayatla buluşma alanıdır. Vahiy zaman üstüdür, zaman üstü olmasından dolayıdır ki, zamani olan her şeyi ihata eder. Bu aynı zamanda şu anlama da gelmektedir; mutlak ilimden keşfedilen hikmetle varlık, insan ve hayatın her alanı, yani zamani olan her alan ile ilgili bilgi üretilebilir. Hayatın boşluk kabul etmediği bilinir ama bilginin de boşluk kabul etmediği sabittir ve ne hikmetse bu husus hatırlanmaz veya anlaşılmaz. Boş bırakılan her bilgi alanı, şüphesiz ki başka kültürlerin ve bilgi telakkilerinin ürettiği bilgiler tarafından doldurulur.
Dikey tasnif bize, vahyin(Mutlak ilmin) hayat alanlarına kadar nasıl ineceğinin güzergahını gösterir. Bu güzergahın yeryüzündeki merkezi nübüvvet müessesesidir. Fikir teknesi külliyatının önerisi olan; Terkip, tetkik ve tatbik ilimleri, vahyi nübüvvet merkezinden hareketle, varlık, insan ve hayatla buluşturmanın bir ”usul” çalışması olarak tasavvur edilebilir.
Bizim kültürümüzde yağmura rahmet denilmiştir. Vahiy de tüm alemler için bir rahmettir. Yağmur nasıl yukarıdan aşağıya doğru bir nizam çerçevesinde yeryüzüne kendi güzergahında (Muhakkak ki Allah’ın takdir ettiği üzere) iniyor ve tüm hayat alanlarına can veriyorsa, vahiy de dikey tasnifteki meratip silsilesi ile yatay tasnifteki dört ilim mecrasına hayat vermektedir.
Bir büyüğün ifadesiyle “yağmur (rahmet) yeryüzüne indiğinde ilk önce dağlara iner ama yağmur(rahmet) dağlarda kalmaz enginlerde birikir”. (Bu söz kibir ve tevazua örnek için söylenmiştir.) “Engin” tabiri ile işaret edilen, rahmeti almaya mazhar hale gelmiş hakikat alimleridir. Bu hikmetten hareketle, Mutlak ilimden, terkip ilimleri alimleri marifetiyle keşfedilen saf mananın suretinin akl-ı selim marifetiyle inşa edilmesi içiin tetkik ilimleri sahasına gönderilmesini düşünülmüştür. Terkip ilimleri sahasının alimleri Mutlak ilimle irtibatı sağlayacak allamelerdir. Zira terkip ilimleri alimleri, aynı zamanda birçok ilmin alimidir, bu sebeple allamedirler.
Mutlak ilim; yağmur misalinde olduğu gibi, mana ve hikmetin hayata, dikey tasnifte yer alan terkip, tetkik ve tatbik ilimleri vasıtasıyla iner, dört ilim mecrasını Mutlak İlim ile sular. İnsan, Allah’ın halifesi olarak yaratılmıştır. Emanet, insan dışındaki varlıklara teklif edilmiş; ama onlar emaneti kabulden imtina etmişlerdir. Emaneti insan kabul etmiştir, çünkü ancak insan taşıyabilir. Bütün sorumluluk insanın omuzlarındadır. Terkip ilimleri, bilgi evreninin tamamına şamildir, Mutlak İlim ile varlık, insan, hayat arasındaki ana köprüdür. Bu köprüden geçmeyen hiçbir ilim dalı, Mutlak İlme de ulaşamaz, insana da, hayata da… Buradan hareketle, Mutlak ilimden keşfedilen mana ve hikmet, bilgi ve ilim, enginlere (yatay alana) kadar iner, orada hayat olur ve hayat verir.
Vahiy, zamani olan her şeyi kuşattığı için, cemadat, nebatat, hayvanat ve bu varlık hiyerarşinin merkezinde ve zirvesinde olan insan’ı (beşeri) kuşatır. Fakat bu kuşatma, Cengiz istilası veya batı pozitivizmi gibi değil, en küçük hücrelerine kadar nüfuz etmiş muhteşem bir nizam çerçevesindedir. İşte bu nizami kuşatma ve fetih, ilimlerin tasnifi ile keşif, idrak ve tatbik edilir. Bu cümleden olarak; ilimlerin tasnifi bahsinde tatbik ilimlerine ihtiyaç vardır. Tatbik ilimleri, ilmin entelektüel gevezelik olmasına manidir. Tatbik alanı aynı zamanda, saymış olduğumuz varlık alanlarına bir dokunuş anlamını da gelir. Vahyin rehberliğinde, belli bir nizam çerçevesinde tatbik edilmesi gerektiği izahtan varestedir. Varlık hiyerarşisindeki varlık alanları aynı zamanda kainat tasavvurumuzdan başlayarak tüm temel telakkilerimizi de bize hatırlatmaktadır. Cemadat ile ilgili Efendimizin (a.s) Uhud dağı için ”şu dağ var ya o dağ bizi sever, bizde o dağı severiz .” beyanı, cemadatın hakkını ihmal etmeyen bir mukaddes ölçüye kaynaklık etmez mi? İhtisas konularından biri olan mimaride, bir ev planı yapılacağı zaman tetkik ilimlerinden fıkhın telif ettiği hayat anlayışının ölçüleri, taşa, ağaca ve her türlü malzemeye ruh olarak üflenir.
Tatbik ilimleri sahası, tüm meslek kümelerinin oluştuğu ve kaynaştığı alandır. İlmin mücerret mahiyeti ile hayatın girift yapısının buluştuğu, birbirine nüfuz ettir yerdir. Hayatın dağılmaması, çözülmemesi, çürümemesi, yabancı kültür evrenlerine kaymaması için tatbik ilimlerindeki uygulamaların nispetini kaybetmemesi gerekir. Tecrit, tenzih ve tevhit güzergahında elde edilen bilginin terkip ve vahdeti sağlanmalıdır. Vahdet güzergahları bilginin dağılmaması içindir. Uygulama sahasında enfüsi ve afaki bazı sebeplerden dolayı dikey tasnifin bir üst alanıyla (tetkik ilimleriyle) irtibat kesilip, tamamen kendi alanına kapandığında, hem bilgi dağılır, hem de hayat dağılır. Tetkik ilimleri ve terkip ilimlerini de içine alan bilgi deveran haritası bozulduğunda, bilginin akışı donar. Bu sebeple tatbik ilimleri terkip ilimleri tarafından zapt altına alınmalıdır.
Dikey tasnifte bilgi deveranının sağlanması için sürekli keşif ve telifin devam etmesi gerekir. Sürekli keşfin zihnimizde canlandırdığı halin müntehası, kainattaki varlık-yokluk ritminde zuhur eden “an”dır. Her “an” bir önceki “an”ın aynısı olmadığı hakikati, keşfin ve deveranın sürekli olması hususunu bize hatırlatır.
A.BÜLENT CİVAN
bcivan61@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir