MUTLAK TALEBE, SAHABE-İ KİRAM

MUTLAK TALEBE, SAHABE-İ KİRAM

(Terkip ve İnşa dergisi 17. sayı)

Sahabe-i Kiramın kıymeti, öncelikle O’nu görmelerinden, O’nun tarafından görülmelerinden, yani aynı zamanda ve birlikte yaşamaktan kaynaklanan manevi kıymettir, sonra O’nun dostları, yoldaşları ve yardımcıları olmalarıyla kıymetleri artmış olmalıdır. Sahabe-i Kiram ile ilgili Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz ne buyurmuşsa, kıymetinin kaynağı odur. Bu manada kadim müktesebatın kayıtları sabit ve sahihtir, bize ayrıca bir şey söylemek düşmez. Bizim tespitlerimiz Sahabe-i Kiram’ın kıymetini artırmaz ve azaltmaz.
Hz. Risaletpenah Aleyhisselatü Vesselam’dan sonraki efendilerimiz olan Sahabe-i Kiram ile ilgili iki cihet üzerinde durmamız gerekiyor; ilim telakkisi ve tedrisat telakkisi… Bu iki ihtiyacın sebebi, son birkaç asırdır anlayış savrulması yaşamamızdan kaynaklanan unutma ve idrak zafiyetidir.
*

Sahabe-i Kiramın, İslam tedrisat anlayışındaki mevzi ve mevkii birkaç cihetle hayati ehemmiyettedir; Mutlak Müderrise doğrudan muhatap olması, Mutlak İlim tedrisatının ilk ve tek talebe kadrosu olması, İslam’ın ilk tatbikatının kendi üzerinde gerçekleştirilmesi… Bu üç mevzu, muhakkak ki Sahabe-i Kiramı her zaviyeden kıymetli kılar ama İslam ilim ve tedrisat telakkisi cihetinden vazgeçilmez yapar.
Mutlak İlim tedrisatının ilk ve tek talebe kadrosu olması bahsi, Ebubekir Sıddık Karataş tarafından kaleme alındığı için, bu yazıda tetkik edilmeyecek fakat muhtevanın bütünlüğü gereği zaman zaman temas edilecektir.
*
Mutlak Müderrise doğrudan muhatap olmak, yani Mutlak Müderrisin mutlak talebesi olmak… Mutlak Müderristen mutlak ilim tedrisatı almak, Sahabe-i Kirama münhasırdır ve bu cihetle o mümtaz kadro tektir. Tedrisatın ne olduğu, neden ihtiyacımız olduğu hususu unutulunca, Sahabe-i Kiramın silsiledeki tarihi ve hayati kıymeti de unutuldu. Tedrisata ihtiyaç duymayanların Sahabe-i Kirama ihtiyaç duymayacağı tabiidir. Fakat unutulmamalıdır ki tedrisata ihtiyaç duymayanlar, İslam’a dair tek kelime bile anlama imkanına sahip değillerdir.
Mutlak Müderris Aleyhisselatü Vesselamın Mutlak İlim tedrisatının talebesi olmak, mutlak talebe emsalini teşkil eder. Mutlak Müderristen intikal edebilecek ne kadar mana yekunu varsa, onların tamamına muhatap olan kadronun adı Sahabe-i Kiramdır. Asla yanlış olmayan, asla nefsin ve dünyanın karışmadığı mana intikali… Usul ve üslup, tavır ve eda olarak “NUR” ile muhatap olmak… Bu kıymet, tabii ki Sahabe-i Kiramı münhasır talebe kadrosu yapar.
Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın müderrisliği, belli zamanlara münhasır değildir. Yani haftanın bazı günlerinde belli zaman aralıklarında tedrisat yapıyor değildir. O’nun müderrisliği, Risalet’inin mütemmim cüzü mahiyetinde olup, tüm zamanı işgal eden, her hali ve tavrıyla caridir. Gece nasıl yattığı da dahil olmak üzere, her halinin tedrisata dair bir ölçü vazettiği açıktır. Mutlak Müderrisliğin bir manası da zaten budur, her an ve her hal ile müderris olmak… Yemek yerken müderristir, cihat ederken müderristir ila ahir…
Müderrisliği, Risalet’inin ölçü vazedici hususiyetiyle mürekkeptir. Sadece vazedilmiş ölçülerin tedrisatını yapmamakta, aynı zamanda tedrisat sürecinde de ölçü vazetmektedir. Bu sebeple O’na “yanlış yapıyorsun” demek muhaldir, O, ne yapıyorsa önce ölçü vazediyor, sonra o ölçünün tedrisatını yapıyordur. Mutlak Müderrislik böyledir.
Sahabe-i Kiram öyle bir talebe kadrosudur ki, bir taraftan ölçülerin (vahyin) inzal sürecine şahittir diğer taraftan Risalet’in ölçü vazetme sürecine şahittir. Kitab-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’nin vazediliş sürecine şahit olan Sahabe-i Kiram, aynı zamanda Mutlak Müderrisin tedrisatının talebesidir. Biz ise vazedilmiş ölçülerin tedrisatına muhatabız.
Ölçülerin vazediliş sürecine talebe olarak şahit olmak, o ölçülerin beşeri çerçevedeki en derin idrakini mümkün kılan haldir. Bir Ayet-i Kerimenin nüzul sebebine, bir Sünnet-i Seniyye’nin vürud sebebine bazen şahit olmuştur bazen ise bizzat kendi hayatı o sebebin ta kendisidir. Düşünün ki bir meselede bir Sahabenin veya bir kısım Sahabenin yanlış anladığı veya yanlış tatbik ettiği bizzat vahiyle tespit edilmektedir. Bir insanın yanlış anladığını veya yanlış tatbik ettiğini Allah Azze ve Celle’nin vahiy ile tespit buyurması, ilgili Ayet-i Kerimeyi, o Ayet-i Kerimenin nüzul sebebi olan Sahabeden daha iyi, daha derin, daha kuşatıcı şekilde anlama imkanı kimde var? Kendini alim zanneden bazı insan müsveddelerinin, Sahabe-i Kiram ihtiyaç duymaması veya onlardan daha iyi anlayacağı vehmine savrulması, insanı, hayatı ve İslam’ı en alt seviyede bile idrak edemediğini gösterir.
*
İslam’ın ilk tatbikatının Sahabe-i Kiram üzerinde gerçekleştirilmesi… Sahabe-i Kiramın gördüğü tedrisat, sadece kelami bir tedrisat değildir, kelam ile tatbikatın Mutlak Müderris elindeki en mütekamil terkibinin misalidir. Bir ölçünün nazari ifadesi ile fiili tatbikatının birlikte, Sahabe-i Kiram üzerinde gerçekleşmesi, bunu yapanın da Mutlak Müderris olması, ancak ve sadece Risalet ve Nübüvvetin hayatında mümkündür. Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselam son Resul ve Nebi olduğuna göre, bir daha tekrarı muhal bir misalden bahsediyoruz demektir.
İslam’ın bir hükmünün kendi üzerinde tatbik edildiğinde yaşadığı herhangi bir hissiyatı, bizzat Mutlak Müderrise sormak, neticelerin ve tezahürlerin doğru veya yanlış olduğunu bizzat O’ndan öğrenmek… Tedrisatın bu kadar derine indiği başka bir misal yaşanabilir mi? Sahabe-i Kiram münhasırdır, müstesnadır ve muhakkak ki emsaldir.
Bir kadro düşünün ki, bir meselede yanlış anlayıp anlamadığını, yanlış tatbik edip etmediğini Risalet’e (Mutlak Müderrise) ve onun tavassutuyla Cenab-ı Allah Azze ve Celle’ye sorma imkanına sahip… Bir kadro düşünün ki, yanlış veya doğru anlaması, yanlış veya doğru tatbik etmesi, bir daha peygamber gelmeyecek olan dünyada, son Resul tarafından ve onun vasıtasıyla Allah Azze ve Celle tarafından tespit buyuruluyor. Bu nasıl bir kıymettir, bu nasıl bir ihsandır…
Sahabe-i Kiramın idrak seviyesine hiç kimsenin ulaşması düşünülemez bile… Sahabe-i Kiramdan daha fazla bilgiye sahip olduğu vehmiyle kendilerini bir şey zanneden ahmaklar; tedrisatın, idrak süreçlerinin, mana intikalinin ne olduğuna dair tek kelime anlamamış nasipsizlerdir.
NURETTİN SARAYLI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir