NAKİBU’L EŞRAF-MEŞAYIH NAİPLİĞİ

NAKİBÜ’L EŞRAF-MEŞAYIH NAİPLİĞİ

Meşayıh niyabeti, cemiyetin kalbi idare merkezidir. Hayatın kalbi-manevi hünkarları olan meşayıh, kendi alemlerindeki makam ve mertebeleri, manevi meclislerinde mahfuz ve cari olmak üzere, zahiri hayat ölçüleriyle bu niyabete bağlıdır.
Meşayıh Niyabeti, velayet iddiasındaki her şahsı hesaba çekmek, imtihan etmek, ceza veya beraat kararı vermek salahiyetine maliktir. Mezkur Niyabet, bu işleri yapmak üzere muvakkat veya daimi “meşayıh şurası” teşkil edebilir.
Meşayıh Niyabeti, cemiyetin ve hayatın merkezini, kalbi daireye ve hassasiyete taşımakla vazifelidir. İhtilafları kalbi hassasiyet ölçülerine göre halletmek işiyle meşguldür. Hayatı, feragat ve fedakarlık, af ve merhamet, teavün ve tesanüt, infak ve ikram üzerine kurmayı gaye edinir. Hak ölçüleri keskindir, Şeriat kat’i ölçülerden mürekkeptir. Oysa kalp merkezinde doğan ve büyüyen edep ve ahlak, munistir, mutedildir, muhittir.

Şeriat, beşeri ihtilafları hukuk mikyaslarıyla hal eden, ne pahasına olursa olsun hakkı, sahibine teslim eden ölçüler manzumesidir. Ahlak, zuhuru muhtemel ihtilafların, zuhurundan önce haktan vazgeçmek ve ihtilafa mahal vermemektir. Edep, hiçbir hak iddia ve talebinde bulunmamaktır ki, hak sahibi olmayan, ihtilafın tarafı ve kaynağı olmaz.
Hak ile mükellefiyet birbirine karıştırılmamalıdır, mükellefiyet, imanın taahhüdüdür, hak ise imanın insana tevdi ettiği imkan… Mümin, mesuliyet ve mükellefiyetten içtinap edemez lakin hakkından feragat edebilir. Tasavvuf, Şeriat’ın derununa doğru inildikçe hak iddiasından feragat etmektir, “mülkün maliki olarak, Allah’ı bilmektir”. Tasavvufta mülkiyet, sadece emanettir, müminin emanet üzerindeki hakkı, o emaneti (malı) doğru yere harcamak yani infak etmektir. Emanet kor bir ateştir, elde fazla tutulmaya gelmez, tutanın elini yakmayacak süre, emanetin sahibini, samimi bir gayretle arama ve bulma zamanı kadardır.
İnsani her halin kaynağı ruh, havzası ise kalptir. Buradan doğan ve zuhur eden his ve fikir zihni havzaya ve akla intikal eder. Orada nefsin tuzağına ve ağına yakalanır. Nefsin zehrini zerkettiği his ve fikirler, safiyetini ve berraklığını kaybeder. İhtilafın, isyanın, inkarın mayalandığı havuz burasıdır. Meşayıh niyabeti, tasavvuf muhitleri marifetiyle hayatı, kalbi merkeze taşımak vazifesini, kalpten hayata temiz bir koridor açarak yapar. O koridorlar, tasavvufun has müesseseleri olan zaviyelerdir.
İslam cemiyetinin kalbini tatmin ve kalbi hayatını idare etmek vazifesi ihmal edilemez. Kalbi hayat derinleştikçe isyan itaate, ihtilaf ittihada, inkar imana inkılap eder. Aksi halde beşeri münasebetler, nefs tokuşturmaktan ibarettir. Hayatı, nefislerin kavga sahasına çevirmek, insanları cemiyet haline getirmenin tüm şartlarını ve imkanlarını imha etmektir. Nefs, zoru gördüğünde boyun eğebilir, menfaati gördüğünde yılışabilir ama aslında hiçbir zaman ihtilaftan vazgeçmez, ittihada yönelmez.
Cemiyet mimarisinin şanlı otağını kalp merkezine kurmaktan başka yol yok. Diğer tüm ihtimaller, felsefenin diyalektik işleyişindeki amel-aksülamel çatışmasını teyit eder. Bu arada hakikat, nefislerin müsademesinden doğmaz, bu halde nefs tokuşturmaktan başka bir yol kalmaz. Nefs merkezli hayat inşa edilebilir ama asla cemiyet ve nizam inşa edilemez. Liberalizm de zaten tam olarak budur…
*
Meşayıh niyabeti, devletten müstakil olarak ve devletten müstakil olan tasavvuf muhitleri marifetiyle, hayat ve cemiyeti önce İslam’a taşır, sonra da İslam’ın kalbine… İslam’ın kalbi imandır (tevhiddir), imanın mahalli ise müminin kalbi…
Meşayıh niyabeti, devlet dışındaki tüm hayatı tasavvuf marifetiyle, hayatın tabiatına uygun bir hızla inşa eder. Lüzumundan fazla hızlı veya yavaş değil, hayatın deveran ve inkışaf hızı ile mütenasip bir tarz ve üsluba bağlı kalır. Hassasiyet ve dikkatini, gençlik üzerinde yoğunlaştırır.
*
Meşayıh niyabeti, hakem mercilerinden ve “asalet yüksek mercilerinden” intikal eden meselelere bakar ve onları ahlak ve anlayış dairesi içinde asli mihrakına bağlar. Meşayıh niyabeti, bu meselelerin halli için teşkilatlanır.
Hakem mercilerinden ve “asalet yüksek mercilerinden” intikal eden meselelerin kıymet ve hacmine göre, bir şahsın vazifelendirilmesinden, “meşayıh şurasını” içtimaa davet etmeye kadar lüzum gördüğü çalışmaları yapar.
Meşayıh şurası, içtimai hayatta itiyat, devlet idaresinde ise teamül haline gelmesi gereken ahlak kaide ve anlayışının nihai karar merciidir. Daha alt seviyedeki ahlak kaideleri için meşayıh şurası toplanmaz, niyabet bunlar için şuranın haricinde vazifelendirme yapar.
*
Meşayıh niyabeti, Nakibü’l Eşraftan başlamak üzere, aşağıya doğru tüm cemiyete sarıp sarmalayan, kalbi-ahlaki her meselesiyle doğrudan alakalanan, halkın iradi-rızai tüm müesseselerini kuran, murakabe eden, tarassut atlında bulunduran bir teşkilatlanmaya sahiptir. Her tekke ve zaviye bir hakem merciidir, ilim, fikir ve sanat merkezidir, ikram ve infak karargahıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir