NAKİBU’L EŞRAF-MUKADDİME-

NİKABET TEŞKİLATI-NAKİBU’L EŞRAF-MUKADDİME

Nikabet teşkilatı, Abbasilerden başlayarak İslam Devlet Cihazında ve ananesinde hususi ehemmiyete sahiptir. En son ve en mütekamil haliyle Devlet-i Ali Osmanide ihdas ve tanzim edilmiştir.

Malum olduğu üzere nikabet teşkilatı, Seyyid ve Şerifleri hami olan, onların ahval ve efalini takip eden, diğer nüfus unsurlarından tefrik ile sicilini tutan, lüzumu halinde kendi mensuplarının cezai işlerini (muhakemelerini) gören müessesedir.

Bir neslin baştacı edilmesinin yolu, öncelikle onları tanınır hale getirmek, sonra imtiyazlar tanımak, nihayet devlet cihazında altın ile örülmüş bir sütun yapmaktır. Ehl-i Beyt neslinden bahsedildiğinde ise, hassasiyetin irtifa kesbetmesini, hürmetin ise bazı hal ve hareketlerden (davranışlardan) ibaret kalmamasını iktiza eder. Bu cihetle, fikirde ve amelde, mevzuatta ve tatbikatta Ehl-i Beyti doğrudan işaretleyen, mücevherden inşa edilmiş sarayda iskan eden, ülkenin en itibarlı sicilinin “defter-i tayyibe” olduğunun devlet riyasetinden cemiyetin madun kadrosundaki serkeşine kadar ferd ve cemiyet yekununun kalbine ve kafasına kazıyan bir hukuk, ahlak, adap gerekir.

Nikabet teşkilatının Devlet-i Ali Osmani’deki ihdas, teşkil ve tatbik şekilleri, müessesenin tarihi seyri içinde zirve olmasına mukabil, bugün, başka ihtiyaçların da tahrik etmesiyle bu teşkilatın mevkii ve tesirinin devlette daha yüksek irtifa ve cemiyette daha derin nüfuz istidadına kavuşturulmasına ihtiyacımız var.

Cemiyeti, İslam’ın ana sütunlarının teşkil ettiği gökkubbe çapındaki muhteşem çatı altında tutabilmek, o çatıdan sadece rahmetin inmesi için hususi bir süzgeç yapmak, rahmetin tek damlasının yere düşmemesi ve zayi olmaması için hayatın zeminine sırma işlemeli atlas halılar sermek… Rahmeti celbeden ve tüm cemiyete adil bir taksim ile dağıtan gökkubbe ile atlas halıların üzerinde, canlı bir varlığı ezecekmiş gibi hassasiyet ve rikkatle yürüyen insan kadrosunun yaşadığı bir ülke kurmak… Bunlar için birçok teklif yapılabilir, birçok nizam fikri imal edilebilir, belki insanlık tarihinin en girift ve en muhteşem nizam örgüsü de dokunabilir… Fakat bilenler bilir ki, her örgü çözülür, çürür, yırtılır. Nizam örgüsünün canı, kanı, ruhu insandır. Nizam, insanı muhafaza altına alır ama nizamı ayakta tutacak olan da yine insandır.

Devlet-i Ali Osmaniden alınacak ders sınırsız. Orada inşa edilen medeniyet ve nizam mimarisi müthiştir ve o dahi çökmüştür. Bu zaviyeden bakıldığında, nizam mimarisinin merkezi sütununun hususi bir insan kadrosu olması şiddetli ihtiyaç… Devletin zirvesinde otağını kuran, cemiyetin derinliklerine kadar nüfuz eden bir hususi kadroya muhtacız.

İslam, devlet riyaseti (halife) dahil olmak üzere, hiçbir şahsiyet nev’ine imtiyaz tanımamıştır. Ve İslam, asaleti asla kan bağıyla mahdut kılmamış, o yoldan tevarüsüne imkan tanımamıştır. Asalet, iktisap edilebilir bir meziyetler yekunudur ve her meşrep ve meslek sahibi Müslümana kapısı sonuna kadar açıktır. İşte bu daire içinden bakmak şartıyla, muhterem ve muteber Ehl-i Beyt nesli, asaleti tevarüs yoluyla iktisap eden tek “kutlu soydur”. Bu sebepledir ki, Ehl-i Beyt, ana rahminden itibaren seyyid, şerif ve asildir. Bu meziyetler, sahipleri tarafından ifade ve izhar edilmesine ihtiyaç duyulmaksızın, ümmet coğrafyasının her milimetre karesinde, makbul, muteber, muhteremdir. Bu asil neslin tek ferdinin bile, hadiselerin herhangi bir cereyan şekli karşısında “ben seyyidim” deme ihtiyacını duyması, bu beyan ve edayı ihtiyaç haline getiren tüm eşya ve hadiseler yekununun yakılmasını ilzam eder. Asil neslin tek bir ferdinin bile, “nefs-i mütekellim vahdeyi” kullanma ihtiyacına mani olacak sıra sıra, sayı sayı, maveraya kadar uzanacak bir içtimai bariyerler silsilesi kurulmalıdır. Böyle bir halin zuhuruna mani olmak için ihtiyaç duyulan şekil şartları, asil neslin, kadimden beri “yeşil sarık” sarmasıyla defedilmiştir. Mevzuun bakiyesi, ruhları kuşatacak derinlikte bir ahlaki kıvamın tüm cemiyete sirayetidir.

***
Büyük Doğu Devlet Mefkuresinde nikabet teşkilatından bahsedilmez. Mütemadiyen tekrar ettiğimiz üzere, Büyük Doğu’da, devlet ve idare anlayışı mevcuttur ve devlet cihazına birkaç müesseselik bir temas vardır. Müslümanların yirminci asır müktesebatı içindeki tek İslam Devlet Tasavvuru olan Büyük Doğu devleti, tabii ki yukarıdan aşağıya doğru, önce mana nizamı sonra da şekil nizamı olmak üzere tahayyül, tasavvur, tefekkür yoluyla inşa edilmelidir.

Nikabet Teşkilatını, Büyük Doğu Devlet Mefkuresine raptetmek ihtiyacı sarih, çabamız da bu istikamette. Bu mevzuun en can yakıcı meselesi, “Asil Nesli”, cemiyet ve hayatın ihtilaflar keşmekeşinin içine atmamaktır. Asaletin iktisabı da muhafazası da çetin mücadeleler ister lakin “altın nesil” asalet mücadelesinde asla yalnız bırakılamaz, onların asaletleri, ümmetin tekeffülü altındadır, tüm ümmet o neslin asaletini muhafaza etmek için seferberdir. İdarecilik, küçük içtimai vahitler arasındaki ihtilaflardan çok daha büyüklerine muhataptır, idarenin, salahiyeti altındaki tüm cemiyet veya millet kadrosu ile ihtilafa düşme ihtimali mevcuttur. Altın neslin, içtimai, iktisadi, siyasi ihtilaflarda taraf olması, bugünün insan malzemesinin derekesine bakıldığında, asalet ve vakarını muhafaza etmesine manidir. İhtilaf, ihtiramın zehridir, ihtiramın kaim ve daim olması ihtilaftan mücerret kılınmasına bağlıdır.

Nikabet teşkilatını, devlet cihazının içine bir parça olarak yerleştirmek, “Asil Nesli” o büyük cihazın dişlileri arasındaki homurtulu işleyişin merhametine teslim etmektir. Devlet ve siyaset ihtilaftan ari değildir, ihtilaf kumkumasının içine yerleştirilecek olan Nakibü’l Eşraf, ne kadar fazla salahiyet verilirse verilsin, “başının çaresine bak” demektir.

Nikabet teşkilatının mevkii, cemiyetin, hayatın ve devletin başının üstüdür. Mevzuu, bunun nasıl yapılacağıdır? Bir taraftan devletin hiçbir makamının ve salahiyet sahibinin “emir” vermesine mani olmak ihtiyacındayız diğer taraftan da asil nesli ihtilafın içine sokmadan devletin başına taç olarak yerleştirme gayretindeyiz.

***
Nikabet Teşkilatı, devletin yüksek irtifalarındaki ihtilaflardan doğan kasırgaların dalgakıranı ve hal merciidir. Devlet cihazının içine girmeyen, bu cihazın ihtilaflarına müdahale etmeyen, devlet cihazını teşkil eden dev kütleyi dışarıdan tarassut altında bulunduran bir mevkidedir. Başyüce, Yüceler Kurultayı, Yüce Din Dairesi, Başyücelik Akademyası, İçtihat Şurası arasındaki ihtilafların, umumiyetle rızai, ihtiyaç hasıl olduğunda resmi (hukuki) müracaat merciidir. Hasılı, nikabet teşkilatı ve onu temsil makamındaki Nakibü’l Eşraf, devletin nihai sahibidir,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir