NAMAZ-1-TAKDİM

NAMAZ-1-TAKDİM
Namaz, sayısız hikmeti muhtevi bir ibadettir. Tarih boyunca sayısız hikmetleri için sayısız kitap ve makale telif edilmiştir. Namaz gibi mühim bir ibadet hususunda bilinenleri tekrar ve nakil bile kıymetlidir ama daha kıymetli olan, ihtiva ettiği lakin daha önce zikredilmemiş bazı hikmetlerini keşfetmek olsa gerek. Uçsuz bucaksız hikmet kaynağı olan namaza dair, daha önce zikredilmemiş bazı hikmetleri keşfettiğimiz zannı, bizi bu çalışmayı yapmaya sevketti. Ulaştığımız neticeler bir zandan ibaretse, Cenab-ı Allah Azze ve Celle bu husustaki gayretimizi hayra tebdil etsin, zandan ibaret değil de, namaza ait hikmet ise Cenab-ı Allah Azze ve Celle Müslümanlara faydalı kılsın.

Namaz, diğer hiçbir ibadet ve emir ile mukayese edilmeyecek kadar hikmetle dolu. Zannımız o ki, namaz, İslam’ın tüm hükümlerini ihtiva eden bir mana haznesidir. Namazın hakkıyla anlaşılmış olması, İslam’ın anlaşılmış olmasına delalettir. Sanki namaz ile ilgili hükümler, İslam’ın tüm hükümlerinin özetidir. İslam’ın tüm hükümleri dürülüp bükülüp namaz olarak ifade edilmiş gibidir, lif lif örülmüş o yumağı açmak nasip olsa, ortaya tüm tafsilatıyla İslam çıkacakmış hissine kapılıyor insan.

Namazdan İslam’ın tüm hükümlerini çıkarmak fıkıh usulüne uygun değil tabii ki. Bu sebeple mesele hüküm çıkarmak değil de, bir anlayışa sahip olmak… Sadece namaza bakarak İslam’ın tamamı hakkında bir anlayış oluşturmak… Mümkün mü? Galiba…

Bu çalışma, sadece namazın hükümlerine bakarak, İslam ile ilgili en hacimli anlayışa ulaşabilme teşebbüsüdür. Ulaşılabilecek hacim İslam’ı ihata edecek bir anlayış çerçevesine baliğ olur mu bilinmez ama zannımız o ki, bir emirden (namazın farziyyetinden) hareketle ulaşılabilecek en hacimli anlayış, ancak ve sadece namaz mevzuunda mümkün.

Yapmaya çalıştığımız iş, namaz mevzuunda yeni bir hüküm getirmek, yeni bir ölçü ihdas etmek, yeni bir yaklaşım sergilemek değil. Böyle bir yanlışa düşmemek ve müktesebata sadakatimizi göstermek için namaz mevzuunu ilmihalden takip etmeyi şiar edindik. Böylece, müktesebata sadık kalarak, mevcut hükümleri (fıkhı) anlamaya dönük bir gayret içine girdik. Hükümleri muhafaza ederek yeni bir şey söylemektir ki, hikmet keşfidir. Hükümleri muhafaza ederek yeni bir hikmet keşfetmektir ki, onun adına tefekkür denir. Hükümlerle oynamak, hassasiyet sahibi olmayanlar için kolaydır, hükümlerle oynamayı alışkanlık edinenler için “yeni bir şey söylemek” kolaydır. Lakin o yeni şeyin adı ya “içtihat”tır veya hezeyandır. İçtihat müçtehitlere ait bir salahiyettir, bu salahiyete sahip olmayanlara düşen ise hezeyandır. Yıllar var ki hezeyanlara “içtihat” muamelesi yapılır oldu.

Hükümlerin ihtiva ettiği keşfedilmiş hikmetleri bile anlamamış, anlamak çabasına girmemiş insanlar, yeni hükümler (içtihatlar) üretmek konusunda aşırı bir iştiyak içindeler. Bu çalışmadaki bir maksadımız da, mevcut fıkhın anlaşılması halinde yeni bir fıkha ihtiyaç duyulmayacağını göstermektir. Meselenin özü, yeni hüküm peşine düşmeden önce, mevcut hükümlerin anlaşılmasında gizlidir. Anlaşılmamış hükmü tekzip çabası, cahilliğin alametidir.

İlmihal kitabını esas alarak yapacağımız çalışmayla ulaşacağımız anlayış çerçevesi, doğru ve tatmin edici olursa, her şey yerli yerinde demektir. Tatmin edici olmazsa, bu neticeye bakarak her şeyin yerli yerinde olmadığını göstermez, olsa olsa bizim anlayış derinliğimiz ve ufuk genişliğimizin meseleyi izaha kafi olmadığına işarettir. Değil mi ki bir kişinin ufku İslam’ı ihata edemez, öyleyse eksiklik bizdedir.

Mevcut hükümleri (namaz fıkhını) esas alarak yeni bir şeyler söyleme teşebbüsü, idrak cehdi, tefekkür faaliyeti ve mana (hikmet) keşfi bakımından mühim. Bu yapılabildiğinde, tefekkürün varlığını, keşfin hala mümkün olduğunu göstermiş oluruz. İslam’ın ilk beş-altı asrında keşif ve imal edilen fikir, ilim, hikmet yekunu o kadar çoktu ki, sonra gelenler, bu muhteşem müktesebata bakınca “gök kubbe altında söylenmemiş söz kalmadığı” zannına sahip oldular. Bu zan, tekrarı kaçınılmaz kıldı, doğrusu o müktesebatın tekrarı ve yeni nesillere nakli de çok kıymetlidir ama sadece tekrarlamak, marifete manidir. Tekrardan başka bir şey kalmayınca ümmet, imal-i fikir ve ilim yapma istidat ve gayretini kaybetti ve bugünlere geldi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir