NEDEN KONUŞTU?

NEDEN KONUŞTU?

Fethullah Gülen konuştu… Bazılarının cenneti beklediği gibi hasretini izhar ettiği konuşma üç gündür kendi gazetesinde tefrika ediliyor. Şimdi soru şu; seçime şu kadarcık vakit kalmışken, neden konuştu?

Bu sorunun basit cevapları var tabii ki… Mesele, basit ve gerçek cevapları da ihtiva edecek şekilde, toplam kompozisyonu ortaya çıkarmaktır. Neden konuştu?” sorusunun yanına, “konuşmasının etkileri ve neticeleri nedir?” sorusunu da eklemek şart. İki sorunun cevapları birlikte aranmazsa, kendinin öngörmediği neticeleri de düşünmüş olduğu zannı oluşur ki, bu ihtimalde, adamda olmayan özellikleri ona yükleyerek propagandasını yapmış oluruz. Aslında Fethullah Gülen, dışarıdan göründüğü kadar, yani yaptığı işlere bakıp tahmin edileceği kadar zeki değil. Adam, Yahudi ve sair güç merkezlerinin “düşünce kuruluşları” tarafından üretilen ve planlanan işleri de yaptığı için, olduğundan fazla zeki görünüyor. Bu noktanın özellikle altının çizilmesi gerekiyor, aksi takdirde, tenkit ederken, taltif etmiş oluruz.

Olduğundan çok daha fazla zeki ve güçlü görünmek bir stratejik manevradır. Bu strateji onlarca yıl, İsrail ve ABD tarafından başarıyla uygulanmıştır. Bu propagandaya gelen Müslüman akıllar, İsrail ve ABD’nin gönüllü propagandistleri olmuşlar, ABD’yi “yeryüzü tanrısı” gibi her şeye gücü yeten, herkesi yöneten bir güç olarak görmüşler, Müslümanların maneviyatını çökertmişlerdir.

Fethullah Gülen, kırk yılda bir tane bile fikir ve ilim adamı yetiştirememiş biridir. Topladığı zeki öğrencileri öğütmüş, zapt edemediklerini de psikiyatri servislerine mahkum etmiş birisidir. Denebilir ki kendine rakip çıkmasın diye fikir ve ilim adamı yetiştirmemiştir. Bu cevap bile kendi içinde bizim sorumuzu haklı çıkarmaktadır, zira kendine bağlı ve kendisine isyan etmeyecek bir fikir adamı yetiştirememek, yeterince zeki olmadığına delildir.

Meselenin çerçevesini bu şekilde oluşturduktan sonra, “neden konuştu?” sorusunu değil de, “konuşmasının etki ve neticelerinin ne olacağı” sorusunun peşine gitmek daha doğrudur.

*
Fethullah Gülen, yaptığı taarruzun hayal ettiği tesiri icra etmediğini, elde etmeyi tasavvur ettikleri faydayı kazanamadıklarını gördü. Hem hedefine ulaşamadı hem de kendine karşı uyuyan devi uyandırdı. Yaptığı o kadar ağır bir taarruzdu ki, karşı hamlenin “mukabele-i bilmisil” ölçüsünü aşacak noktaya vardığını gördü. Yaptığı taarruzun ağırlığı bir tarafa, mahiyeti çok kötüydü, çünkü “ihanet” etmişti. Hükümetin karşı hamlesinin ölçüsünü tayin edecek mevzuu başlığı, taarruz ile ortaya çıkan zarar değil, “ihanettir”. İhanetin “misli” ise her ölçünün üzerinde bir ağırlık ve büyüklük taşır.

Meselenin kamuoyundaki konuşulma ve tartışılma şekline bakmayın, örgütün yayın organlarındaki “inkar” cümlelerine aldanmayın, hükümetin elinde ihanetin belgeleri mevcut. İhanetin belgelerinden örgüt de haberdar olduğu için, kamuoyundaki dezenformasyonlara rağmen çok ağır bir hesaplaşmanın başlayacağını en iyi bilen kişi Fethullah Gülen’dir.

Tüm haince çalışmalarına rağmen hükümetin seçimden başarısız çıkmayacağını anlayan Fethullah Gülen, kendine yönelecek ağır taarruzun zeminini yumuşatmaya çalışıyor. “Öyle değil, yanlış anlaşıldı” gibi ifadeler, seçimden sonra başlayacak olan ağır taarruzun önüne bariyerler örmeye dönük… Zaman gazetesindeki köşe yazıcılarının, “zarif üslup” türünden güzellemeler yaptığına bakmayın, adamın gözü kestiğinde, netice alacağını düşündüğünde yaptığı “beddua” ortada. Kamuoyuna açıklanmamış emirleriyle hareket geçen sosyal medya farelerinin iftiraları ise arşa ulaştı. Gizliden gizliye ihanetini sürdüren Fethullah Gülen, kamuoyu önünde ise “gözyaşı bariyerleri” kurmaya çalışıyor.

*
Bir taraftan gözyaşı bariyerleri örüyor diğer taraftan “güçlüyüz” mesajı vermeye çalışıyor. Kendileriyle mücadele edemeyeceğimizi, anlaşmaktan başka bir yolumuz olmadığını iddia ediyor. Özür ayarındaki üslubu ile “anlaşmaya hazır olduğunu”, iddialara devam etmekle de, “hala güçlü olduğunu ve anlaşma olmazsa mücadeleye devam edeceğini” gösteriyor. Özet olarak tavrı şu; “Bizimle mücadele edemezsiniz, anlaşmak zorundasınız, anlaşmak isterseniz biz hazırız”…

Bu tabii ki ucuz bir blöf… Hükümetin bu manevraya aldanmadığı, röportajın tefrikasından sonra başbakanın miting konuşmalarında açıkça görülüyor. Başbakan, üslubunun şiddetini artırmaya, kararının arkasında durmaya devam ediyor. Artık takiyye deşifre oldu, takiyyecinin söylediği her söz, “teorik olarak yalandır”, zira hangisinin doğru, hangisinin yalan olduğunu bilemezsiniz. Konuşan yalancı olduğunda, söylediği her şeyin teorik olarak yalan muamelesi görmesi tabiidir ve kaçınılmazdır. Sayısız defa yeminle söz veren ve taahhütte bulunan örgüt yetkilileri, başbakanı en nazik zamanında arkadan vurdu, Erdoğan, dünyadaki en ahmak insan mıdır ki tekrar itimat etsin.

Fethullah Gülen, bilmediği hukuk dilini, acemice kullanarak iddialarını sıralıyor ve “Delil var mı delil…” komikliğinde ortaya çıkıyor. Hükümeti tehdit ettiğini söyleyen şahsiyet, bizzat başbakan yardımcısı Bülent Arınç’tır. Hükümeti tehdit davası açıldığında Bülent Arınç şahit olarak dinlenecektir, onun şahitliği, birinci dereceden delildir. Adam, delil denince sadece “belge” cinsinden delilleri anlıyor, oysa ceza muhakemesinde şahitlik ciddi bir delildir ve hükümete şantaj yapılması meselesinde başbakan yardımcısının şahitliğinden daha sağlam delil mi olur?

Kendini çok zeki zanneden insanın çok büyük hataları olur. Fethullah Gülen, bazı şeyleri yapabilince, her şeyi yapabileceği vehmine savrulan biridir. Özellikle de kamuoyunda paralel örgütü tenkit ederken taltif edenler, olduğundan büyük gösterenler, hem Fethullah Gülen’in nefsini okşuyor hem de halk üzerinde psikolojik operasyon (bilerek veya bilmeden) yapıyor. Dikkatli bir gözle takip edenler, Fethullah Gülen’in, hükümete karşı savaş açtığından beri, ufak tefek değil, stratejik hatalar yaptığını görür.

*
Başbakan seçim stratejisini Fethullah Gülen örgütü üzerine kurdu. Başbakan, Fethullah Gülen’i hedef almakla, siyasi rakipleri olan CHP ve MHP’yi küçümsüyor, onları ihanet örgütünün yedeğinde görüyor ve gösteriyor. Seçime girmeyen Fethullah Gülen’i hedef alarak, seçime girecek olan siyasi rakiplerini gündem dışı tutuyor. Özellikle CHP, başbakanın ihanet örgütünü hedef almasından (aralarında bir kavga başlamasından) gayet memnun, oysa başbakanın kendini gündem dışına ittiğini, örgütün mütemmim cüzü haline getirdiğini anlamıyor. İhanet örgütünün piyasaya sunduğu malzemeleri kullanmakla, başbakanın stratejisine su taşıyor. 30 Mart akşamı seçim stratejisinin ne kadar yanlış olduğunu anlayacak ama fırsatı kaçırmış olacak.

Başbakan, Fethullah Gülen’i gündemine almakla, seçimden sonraki büyük hesaplaşmanın (tasfiyenin) siyasi ve içtimai altyapısını oluşturuyor. Her mitinginde, tasfiye operasyonunun meşruiyetinin taşlarını döşüyor. Seçimden iyi bir oy aldığında, halkın, başlatacağı operasyona destek verdiğini, bu konuda kendini yetkilendirdiğini söyleyecek ve operasyonu olabildiğince şiddetli şekilde yürütecek.

Fethullah Gülen’in konuşmasının neticelerinden birisi, başbakanın bu stratejisini besleyecektir. Fethullah Gülen, seçim arifesinde konuşmakla, Türkiye’de iki tane siyasi hareketin olduğunu, birinin ve birincisinin Akparti, diğerinin ve ikincisinin ise kendi örgütü olduğunu tescil etti. Fethullah Gülen bu arada konuşmakla, bilerek veya bilmeyerek bu denklemi kurdu. Böylece kamuoyuna şunu söylemiş oldu; “Evet, başbakan haklıdır, ülkede iki siyasi hareket var, birisinin lideri kendisi, diğerinin lideri de benim”. Bu denklem, CHP ve MHP’yi siyasi aktör olmaktan çıkardı.

Fethullah Gülen, neredeyse özür dileyecek bir üslupla konuşurken, seçim sonrası tasfiye hareketine karşı bariyerler kurmaya çalışıyor ama konuşması ile ortaya çıkan denklem, Türkiye’de iki siyasi hareketin varlığını tescil etti. Bu durum, tasfiye hareketinin çok daha şiddetli olacağını göstermektedir ve Fethullah Gülen’in maksadına muhalif bir netice doğurmaktadır. Büyük ihtimalle kendini yöneten “üst akıl”, Fethullah Gülen ve örgütünü bu denkleme hapsetmek istemiş ve bu yola teşvik etmiştir. Zira bu denklem tescillendikten sonra Türkiye’deki Müslümanlar ile ihanet örgütü arasındaki husumet derinleşecek, birbirini yok edinceye kadar da durmayacaktır. Bu netice, “üst akıl” için iki taraflı kazanç demektir, zira iki taraf da Müslümandır. Üst akıl, iki tarafın kayıplarını da kazanç hanesine yazacaktır. Fethullah Gülen, Müslümanlar arasında bir savaş başlatmakla, her iki tarafın da zararından mesuldür. Müslümanlar, bir Müslüman gurubun tetikçiliği ile kendilerine karşı açılan haçlı seferinden kaçınma imkanına sahip değiller, bu sebeple de ihanet örgütüne karşı meşru müdafaa halindedirler ve kayıplardan mesul değiller.

*
Fethullah Gülen’in konuşması gerek. Konuştuğunda mutlaka hata yapıyor, konuşmalı ki, deliller ortaya çıksın. Açılacak soruşturmalarda, bu konuşmaların tamamı aleyhine delil olarak kullanılacak, o daha başına gelecekleri farketmedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir