NEFS SAFHASINDA AHLAK İNŞASI

NEFS SAFHASINDA AHLAK İNŞASI

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

Ruh, mahiyeti icabı ALLAH’ın hitabına doğrudan mazhar olmuştur. Ruh bu hususiyeti çerçevesinde dünyaya gelmeden önce iman etmiştir. Asıl iş, imtihan sırrı gereğince akıl ve nefse iman ettirmektir. İnsanın inkişaf seyrinde nefsin zuhuru önce “ben hassası”, daha sonra “benlik” hassası süreçlerini takip eder. Her ne kadar “ben hassası”, “benlik” ve “nefs” üçlüsü farklı hususiyetleri arz ederse de nefs, zaman içinde diğer ikisini kendi bünyesinde eritir. Fertte nefs müstakil bir hüviyet kazandığında nefs safhası başlamış demektir. Müslüman ferdin şahsiyet kazanabilmesi için “nefs safhasında ahlak inşa edilmelidir.” İnsan akli-zihni ve kalbi-ruhi evrene sahiptir. Ahlak inşası, zihni evrende bilgi temelli kurulan dairenin ardından ikinci bir dairedir. Zihni evrende lisan ile elde edilen bilginin ardından bu “bilginin ilk işlenmiş hali” ahlaktır. Nefs safhasında, “Ahlak; iman ve edep olmadan inşa olunamaz.” İman ve edepten müstakil olarak ahlak inşa etme çabası, hakikat dairesinin dışındadır ve nefse bağlı marazi bir ahlaktan ibarettir. Bu tabii ki, mümin ahlakı değildir. Mümin ahlakının inşası “zihni evrende ruhi mecra” açılmasıyla gerçekleşir. Zihni evrende ruhi mecra açıldığında, iman hassası merkezleşeceğinden dolayı “zihni evren nefsin tahakkümü ve tasallutu altına” girmez. Böylece zihni evrenin ikinci dairesi olan ahlak inşası gerçekleşecektir.

“Ahlak, nizami bir hayat anlayışını ihtiva etmelidir.” Nizami hayat anlayışı, insanı parça ahlak temayülünden kurtararak bütüne ulaştırır. Terkibi (ikmal edilmiş) ahlak anlayışını kuşanan insanın zihni evreni sıhhatli bir mecraya kavuşur.
Sıhhatli zihni evren imanı ahlakın merkezi haline getirecektir. Merkezine imanı alan ahlak “nizami çerçeveye” oturur. Merkezine imanı almayan ahlak, kaçınılmaz olarak nefse tabi olacağı için mümin ahlakı değildir. Mümin ahlakının tahkim edilmediği yerde sıhhatli zihni evren inşa edilemez.
“Ahlak inşası, iman talim ve terbiyesi ile yapılır.” Çocuk, ahlaki kuralların “lüzumunu, maksadını, faydasını” yaşı gereği anlamayabilir. Küçük yaştaki çocuğun akıl inşası yeni başlamıştır. Bu sebeble “ahlak kaidelerini hazmetmesi ve benimsemesi zordur.” Bu dönemde nefs tam mahiyetiyle zuhur etmemiştir. “Ruh ise zihni evreni” tam manasıyla terk etmemiştir. İşte bu dönemde “iman talim ve terbiyesi” yapılmalıdır. Ruh mahiyeti icabı iman ettiğinden, talim ve terbiye safhasında “imanını canlı ve güçlü şekilde zihni evrene” zerkeder. Böylelikle “ahlak inşası için ihtiyaç duyulan kaynak ve kuvveti” ruh temin eder.
Çocuk, sıhhatli bir iman talimine tabii tutulduğunda “zihni ve kalbi evrenindeki en tesirli” bilgiler, ALLAH ve Resulüne ait ölçüler olacaktır. Ruh ve iman hususunda yeteri derecede derinlik kesbedildiğinde, “nefsin tam teşekküllü zuhur etmesine kadar geçen” sürede, çocuğun hakikat merkezli ahlak inşası temellendirilmiş olur.
Ruhta mahfuz bilgiler ahlak ile “yapabilme kudreti”ne dönüşür. Ruhtaki mahfuz bilginin (ruhun, alem-i ervahtan getirdiği bilginin) zihni evrende kendiliğinden fiil haline gelmesi mümkün değildir. “Ahlak, bilgiyi fiil haline getiren ilk disiplindir.” Bu da ahlakı, “nasıl” sorusunun cevabı yapar. “Nasıl sorusunun cevabı ise fiildir.” Ahlak ile teçhiz edilmeyen “zihni evrenler fiili, görerek imal” etmek zorunda kalır. Zihni evreni ahlak ile tahkim edilmeyen çocukta “sadece görerek öğrenmek ve tekrarlayarak yapmak” kemikleşeceğinden zihni inkişafı yavaş olacaktır. Batı aklını esas alan “ülkemizde ve dünyada altı yaşına kadar bu süreç” geçerlidir. Zira altı yaşına kadar çocuklar tedrisata alınmamaktadır. Oysa İslam tedrisat anlayışı, tedrisat sürecini, ruhun ana rahminde bedene taalluk etmesiyle başlatır.
Çocuk, öncelikle “nasıl” sorusuna uygun istikamette talim ve terbiyeye tabii tutulmalıdır. Başlangıçta “nasıl” sorusunun yabancısı olan “zihni evren, fiili, anlamlı bir terkip olarak göremez, nefsinin tazyiki ve bedeninin imkanıyla harekete” geçeceğinden hayvan fiiline mahkum olur. Çünkü erken çocukluk döneminde akıl ve idrak oluşmamıştır. Erken yaşta anlaması beklenmeyeceği için, “nasıl” sorusunun cevabı olan ahlak inşası, İslam ahlakı üzere olmalıdır. Yani anlama çağına gelene kadar çocuğun zihni ve kalbi evreninde “doğru ahlak” inşa edilmelidir.
*
“İnsanileşme sürecinin” muhkem sütunu ahlak inşasıdır. Zihni evrende inşa edilen ahlak hem imanı muhkem hale getirir hem de “insanileşme süreci” kuvvetli çizgide seyreder. İnsanileşme süreci doğru istikamette yol aldığında insanların birbiriyle münasebeti hakikat merkezli olacaktır. Mümin münasebeti de bu olmalıdır. Fert ne kadar insanlarla yaşayabilme maharetine sahipse o nispette “insanileşme sürecinde” mesafe kat etmiştir.
“Bir insan, insanlarla birlikte yaşamaktan daha çok hayvanlarla birlikte yaşıyor, hayvanlarla yaşamaktan zevk alıyorsa” burada, “insanileşme sürecinden” bahsetmek güçtür. Maalesef günümüzde birçok kişi, insanlarla birlikte yaşamak yerine hayvanlarla birlikte yaşıyor ve bunu “hayvan sevgisi” olarak ifade ediyor, oysa insan sevgisi olmayan ve insanlarla bir arada yaşayamayan birinde hayvan sevgisi olmaz. Aile efradıyla aynı evde yaşayamayan ama evinde bir hayvan besleyen kişi, insanileşme süreci yerine hayvanlaşma sürecine girmiştir.
İki insanın müşterek bir hayatı uzun müddet yaşaması çok güçtür. Nefs ve ruh iki insanın birlikte yaşamasının kaynağıdır. Bu iki kaynak, hususiyetleri icabı farklılık arz eder. Nefs “başka bir insanla, ancak o insana sahip olduğunda, hakim olduğunda birlikte” yaşayabilir. İki insanın menfaatin dışında birlikte olabilmesinin asıl kaynağı ruhtur. Bu sebeple “insanileşme sürecinin” kemale ermesi “ruha bağlı ahlak inşası” ile mümkündür. Ahlak nefs merkezli inşa edilecek olursa, hakikatin zıddında bir mahiyet arz edeceğinden, “nefs, akıl ve zekayı emrine” alacaktır. O zaman bu akıl ve zeka her türlü denaetin merkezi haline gelir.
Nefs safhasında yapılacak talim ve terbiyede hakikat merkezli ahlak inşası, ruhla olan bağı kuvvetlendirecektir. İnsanda “akıl inşası ile nefsin zuhuru” aynı döneme denk geldiğinden, ahlak inşası tahkim edilmelidir. Ahlak muhkem hale gelmezse, akıl nefsin parantezine (arzularına) hapsolacaktır. Nefsin tahakkümü içinde olan zihni evren, İslam’ın teklifinin hilafında oluşacaktır. Batının epistemolojik işgalinden kurtulmak adına nefs safhasında atılacak adımlardan biri de ahlak inşasıdır.

Not: İktibaslar Haki DEMİR’in İslam Maarif Anlayışı adlı kitabından yapılmıştır.
Not: Bu yazı İslam Maarif Anlayışı adlı eserden mülhemdir
ÜNAL YILMAZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir