Nihai Zafer Dilde Gerçekleşir

Fikri ve siyasi mücadelelerin en yoğun yaşandığı alan, dildir. Dil, tarafların anlam dünyalarını oluşturduğu için, geri çekilecekleri en son mevzidir. Dilde gerileme başladığı zaman, mücadelenin nihai safhasına, son savaşa girilmiş demektir.
Fikri ve siyasi gurupların cepheye ilk sürdüğü ve savaşın sonuna kadar ağır meydan muharebelerinin yaşandığı alandır, dil… Kuvvetler çatışmasının tamamı, yekun olarak bakıldığında anlam dünyalarının savaşıdır. Taraflar, kendi anlam dünyalarının, hayatın altyapısını oluşturması için mücadele etmektedir. Rakiplerin, anlam dünyalarını bırakmaları, mücadelenin bittiğini gösteriyorsa, savaş anlam dünyalarının savaşıdır. Öyleyse zayıflayan taraf, mukavemet güç ve ümidi olduğu müddetçe, “dil”inden vazgeçmeyecektir.
*
Kemalist rejimin dil devrimi yapması, bu milletin bin yıllık anlam dünyasına açılmış en büyük savaştı. Büyük çabalarla oluşturmaya çalıştıkları “uydurukça dil”i, hayatın zeminine serpiştirmekle, milletin anlam dünyasını değiştirmeyi hesaplamışlardı. Doğrusu bu projenin ciddi oranda tuttuğu da vaka… Yetiştirdikleri kendi nesillerinin, ürettikleri uydurukça ile konuşmasından ibaret değil başarıları… Yer yer Müslüman gurupların da o dili kullandığı görüldü. Uydurukçayı kullanma sebeplerini kendi dünya görüşlerinden (İslam’dan) çıkarmaya çalışmaları ise en azından üç konuyu anlamadıklarını gösterir. İslam, dil, Kemalist rejim…
*
Son yıllarda meydana gelen fikri ve siyasi gelişmeler, ülkenin dil haritasını değiştirmeye başladı. Artık uydurukça çok sınırlı alanlarda ve marjinal guruplarca kullanılan, kamuoyunun göreceği noktalara çıkamayan, zayıf ve anlamsız duruma düştü. Kemalist rejimin yeminli savunucuları tarafından bile hızlı şekilde terk edildiği görülüyor. Güneri CİVAOĞLU, 11.11.2010 tarihli yazısına “Atatürk’e biat” başlığını atıyor. Yazının sonunda, on kasımda anıtkabirdeki merasimlerin, “Atatürk’e biat” olduğunu ifade ediyor.
Bu ne demek?
Dilin iki güç kaynağı vardır. Biri, dilin bizzat kendi yapısından kaynaklanan güçtür. Diğeri, o dilin arkasına yığılan kuvvettir.
Dünyanın en pespaye dilinin bile arkasına milyonluk askeri gücü veya yüzlerce milyar dolarlık iktisadi gücü yığarsanız, o dil, güçlü bir dil haline gelir. Cephe gerisindeki büyük yığınak mutlaka cephede görünür. Fakat unutulmamalıdır ki, cephe gerisindeki yığınak ne kadar büyük olursa olsun, mühimmatı kullanacak olan askerdir ve asker maharetli değilse, cephaneyi elinde bile patlatabilir. Veya küçük bir cepheye (veya mevzie) çok büyük yığınak yapamazsınız, yapsanız da bir manası olmaz. Yüz metre genişliğindeki bir mevzie, yüz adet top bataryası yerleştiremezsiniz. Bu sebeple dil, arkasındaki yığınağı taşıyacak yapıda olmalıdır.
Dilin kendi yapısı güçlü ve zengin ise, arkasına yığınak yapılmadığı durumlarda bile tesirli olur. Arkasına ciddi güç yığınakları yapılmaya başlandığında ise, önünde durulmaz bir hal alır.
Türkiye, son yıllarda, İslam irfanıyla üretilmiş son dil olan Osmanlıcaya doğru hızla bir geçiş yapıyor. Kemalist rejimin üretmeye çalıştığı uydurukça, dünyadan kopmuş ve kendinden ibaret hale gelmiş bir ülkedeki küçük ve basit bir hayatı dahi taşıyamadı. Dahası, uydurukça ile bir hayat üretilemedi. Dil, anlam deposu olduğuna göre, ihtiva ettiği anlam yekununun hayatını üretebilmelidir. Hayatta kalması ve hayatiyetini devam ettirebilmesinin tek yolu budur. Kendi hayatını üretemeyen dil, hayatta kalamaz, zira başka hayat gerçeklikleri o dili kullanmaz.
Osmanlıca ise bu milletin tarihinde üretilmiş tek medeniyet dilidir. Osmanlıcanın medeniyet dili çapına nispeten Kemalist rejimin ürettiği uydurukça, vahşi kabile dili bile değildir. İşte dilin bizzat kendinden kaynaklana gücü…
Müslümanların son dönemlerde elde ettiği büyük başarılar, kullandıkları dilin tüm ülkeye sirayet etmesine sebep oluyor. Her ne kadar Müslümanlar kendi içlerinde de Osmanlıca çapında bir dil kullanmaktan uzak olsalar da, Kemalist rejim taraftarları, Osmanlıcayı veya Osmanlıcaya yakın bir dili, Müslümanların dili olarak görüyor. Dilin kendi gücü ile Müslümanların gücü birleşince, ülkedeki temel siyasi mücadele, Müslümanların kullandığı dil lehine gelişiyor.
Önceleri “biat” bahsini, “biat kültürüne” mensup olmak ve “hür olmamak”, “fert olamamak” ile tenkit eden Kemalistler, biat müessesesinin inşa ettiği “güçlü bağı” gördüklerinde, kendi pozisyonlarını da “biat” ile ifade etmeye başlıyorlar.
Hızlı bir şekilde bizim dilimizi konuşmaya başlıyorlar. Yetmişli ve seksenli yılların İslamcı guruplarına bakıldığında görülen “uydurukça” meyli, ters dönmüş durumda… İslamcıların yeni dil geliştiremediği doğru fakat son İslam medeniyet dili, kendini zorla kabul ettiriyor. Hem de Müslümanlara rağmen… Buradan da anlaşılıyor ki, ülkedeki Müslümanlar lehine meydana gelen gelişmelerin büyük bir kısmı, kendi çabaları ve maharetlerinden değil, doğrudan doğruya “lütuf”…
Allah, zamanın istikametini değiştirdi. Zaman artık İslam’ın kalbine doğru akıyor. Tüm anlam dünyalarını yerle bir ederek ilerliyor. Müslümanların tüm zafiyetlerine rağmen, onları sırtına alarak taşıyor. Allah, zamanın muhtevasına İslam’ı yerleştirdi. Zaman, İslam’ı yeni muhteva olarak dünyaya saçıyor. Bunun en görünür olan aracı da dil…
Bütün bunları, Güneri Civaoğlu’nun bir yazısında kullandığı kelimelerden çıkarmıyoruz. Güneri Civaoğlu, zurnada son delik bile değil… Mesele, dil bahsi ile alakalı… Dil bahsinin önemini bilenler, ne dediğimizi anlamış olmalılar.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Sohbete katılın

1 yorum

  1. Sn. H.Demir ,
    Türkçenin hızlı bir şekilde ölmekte ve kısırlaşmakta olduğunu düşünüyordum. Ve bu uydurukça hastalığına son derece üzülenlerden biriyim. Yazınız bu mevzuda ümit verici. Sol fikriyata sahip olanların Arapça ve Farsça kelimelere düşmanlığını ve sebebini biliyoruz. Bu düşmanlığın temelinde sizin de ifade ettiğiniz gibi islam düşmanlığı yatıyor. Bunun bilinmesine rağmen islami hassasiyete sahip aydınların ve diğer insanların bu kelimeleri ısrarla kullanmakta olduklarını gördükçe kahrolmamak elde değil. Ne yazık ki sizin kadar ümitvar değilim. Çünkü hastalık çok yayıldı ve bu gidişatın geriye doğru döndüğüne dair bir işaret henüz görmedim. Bu gidişatın ancak bir devlet milli eğitim politikasıyla düzeltilebileceği görüşündeyim. Ders kitapları ve müfredatı bu virüs kelimelerden arındırılmalıdır. Bugün herkes “cevap” demeyi bıraktı kulakları tırmalayan “Yanıt” diyor,güzelim “Hayat” gitti “yaşam” geldi, seyretmek,takibetmek,peşinden gitmek,bakmak, gitti “izlemek” geldi. Tavsiye etmek,teklif etmek,salık vermek, tahmin etmek,(yazı,kanun,metin v.s.de) kasdetmek,(olacak bir şeyi)sezmek,hedeflemek, gitti “ÖNGÖRMEK” gibi joker bir kelime geldi ve bu şekilde 6 kelime birden tarihe karıştı.İnce mana farklılıkları (nüans) kayboldu. Öldürülen kelimeler yüzlerle ifade edilebiliyor. 30 yıl önceki yazılı metinler anlamakta zorlanıyoruz.
    Dilerim bu furya son bulur ve Türkçemiz hakettiği yeri alır.Selamlar.
    Not: “anlam” kelimesi de virüslerden biri olduğundan yazılarınızda yer vermezseniz daha güzel olur kanaatindeyim.”Mân┑yı öldürmeyelim.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir