NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ

NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ

(NOT: Bu yazı, “Büyük Doğu Devleti-2-Nakibü’l Eşraf Teşkilatı” isimli eserimizden nakledilmiştir)

Nikabet Teşkilatı devlet cihazının içine girmez fakat onu, üç yüz altmış derecede mevcut olan tüm zaviyelerden tarassut altında tutar. Devlet ve cemiyetin tüm teşkilatlarındaki günlük işler ve ihtilaflara güneş kadar uzaktır lakin devlet cihazının her vahidi ve cemiyet kadrosunun her ferdi, yaşayabilmek için güneş ışığına ne kadar muhtaçsa o kadar yakındır. Gölgeye kaçmayanlar için her insana aynı miktar ve seviyede ulaşır.
Nakibü’l Eşraf, devlet teşrifat (protokol) listesinde yoktur, zira o, teşrifatın üzerindedir. Teşrifat listesine alındığında, hangi sıraya konulursa konulsun, asaletine denk düşmez, o, teşrifat ve devlet üstüdür.
Nakibü’l Eşrafın makamı, devlet teşkilat yekunundan müstakildir, hiçbir siyasi teamül ile kayıtlı değildir.

Ehl-i Beyt, ümmet için siyasi bir mevzu değil, ondan çok daha kıymetli bir meseledir. Ehl-i Beyte karşı ihtiram ve itaat, siyasi muhtevaya kavuşturulduğu takdirde, ihtilafların hal mercii olmaktan çıkarılır ve ihtilafların tarafı haline getirilir. Ehl-i Beyti siyasi hüviyetle tarif etmek ve siyasi tasniflere tabi tutmak, hangi makam ve salahiyet verilirse verilsin, itibar ve ihtirama uygun düşmez.
Ehl-i Beyti siyasetten uzak tutmak, her ne kadar ihtiram ve itibar için elzem olsa da, başka bir zaviyeden bakıldığında yetkisizleştirmek ve etkisizleştirmek şeklinde görülebilir, anlaşılabilir. Kuvvet ve kudret sahibi yapılmayan bir nesil (veya şahsiyet), nasıl olur da ihtiram ve itibarın muhatabı haline getirilir? Bu paradoksu aşmanın yolu, devlet cihazı içindeki makam tasnifinin dışında ama onun üstünde bir mevki ihdas ve inşasıdır. Bu mevki, muhteva olarak da şekil olarak da devletten daha kıymetli olmalıdır ki, devletin üstünde olsun. İşte bu mevki, devlet ve cemiyetin manevi riyasetidir, manevi himaye merkezidir, manevi salahiyet merciidir. Öyle ki bu manevi mevkii, şartları zuhur ettiğinde derhal maddi makam haline gelmeli, maddi ve resmi makam olarak devlet ve devlet reisinin üstünde bir salahiyete sahip olmalıdır. Nakibü’l Eşraf teşkilatı için bahsini ettiğimiz makam ve mevkii, tarif etmekte zorlandığımız, belki çerçevesini oluşturmakta hata yaptığımız bir mevzudur. Bu sebeple meseleyi mücerred alandan çıkarıp, müşahhas alanda izah etmeye çalışmak belki biraz daha kolaylık sağlayacaktır.
*
Büyük Doğu Devletinde Nakibü’l Eşraf Teşkilatının mevkii şöyle özetlenebilir.
*
Yüceler Kurultayının Başyüce’yi seçtiğine dair berat, Nakibü’l Eşrafa arzedilir, Başyüce, o beratı, Nakibü’l Eşrafın makamında, onun elinden, Kur’an-ı Kerim üzerine yemin ederek alır. Süresi dolan Başyüce’nin Nakibü’l Eşrafa teslim ve emanet ettiği Hz. Ömer’in (RA) kılıcı, bir merasimle yeni seçilen Başyüce’ye, Nakibü’l Eşraf tarafından teslim edilir ve kılıç kuşanma merasimiyle yeni Başyüce’nin seçim süreci biter.
Bu merasim sembolik mahiyet taşımaz. Yerine getirilmesi gereken bir formaliteden ibaret değildir, bu merasim, Başyüce seçiminin Nakibü’l Eşraf tarafından “tasdik” edilmesidir. Nakibü’l Eşraf, şekli belirlenen, bir müddet tatbik edildikten sonra teamülleri oluşan bu merasimi yöneten bir figüran değil, Başyücenin seçimini tasdik veya reddedecek bir devlet üstü makamdır. Nakibü’l Eşraf, salahiyetsiz bir merasim memuru olmayıp, seçimi iptal ve Yüceler Kurultayına iade etme hak ve salahiyetine sahiptir.
Nakibü’l Eşrafın Başyüce seçimi ile ilgili salahiyeti tarif, tasnif ve tahdit edilemez. Bu mevzuda hukuki bir tanzim yapılamaz, kanun çıkarılamaz. Nakibü’l Eşraf, hususi veya umumi bir sebeple Başyüce seçimini ret ve iade edebileceği gibi, gerekçesini izah edip etmemekte de hürdür.
Nakibü’l Eşrafın bu hürriyet ve salahiyetini lüzumsuz yere kullanması düşünülemez ve beklenmez. Devlet işleyişindeki serilik ve kesintisizlik meselesine bigane kalacağı hayal edilemez. Tercihi ne olursa olsun, tenkit mevzu yapılamaz.
*
Yüceler Kurultayı Namzet Teşkilatının hususi şubesi, Yüceler Kurultayı Riyaseti, Başyüce, Yüce Din Dairesi Riyaseti, Başyücelik Akademyası Riyaseti hakkında tahkikat yapmak ihtiyacı hasıl olduğunda, vasıtasız şekilde Nakibü’l Eşrafa bağlı hale gelir. Bu halde Nakibü’l Eşraf, Namzet Teşkilatı Hususi Şubesine, tahkikatı idare etmek için, kendi teşkilat mensuplarından birini nasp ve tayin eder.
Yüceler Kurultayı namzet teşkilatının hususi şubesi, devletin çatısındaki şahsiyetler hakkında tahkikat (soruşturma) yapan müessesedir. Bu müessesenin Başyüce’ye, Yüceler Kurultayına veya devletin başka herhangi bir makamına bağlanması, işini yapmasına mani olabilir. Bu müessese devlete karşı bağımsızlaştırılmak mecburiyetindedir. Ne var ki bu bağımsızlaşma, günümüzdeki Fethullah Gülen’in paralel ihanet örgütünde olduğu gibi yabancı mahfillerin tetikçisi haline getirilmesi mümkün olacak bir imkan ve fırsat alanı oluşturamaz. Devletin çatı katındaki herhangi bir usulsüzlük, yolsuzluk, ihanet gibi cürümler, hem tahkikatın selameti için devletten bağımsızlaştırılmalı hem de devletten daha mutemet bir mercie tevdi edilmelidir. Nakibü’l Eşraf Teşkilatı, devletin hamisi ve manevi sahibi olduğu için, devletin çatısına yönelik herhangi bir tahkikat bu mercie bağlanmak suretiyle muhtemel arızalar ve tehlikeler giderilmiş olur.
*
İçtihat Şurası Riyasetini Nakibü’l Eşraf tespit ve tayin eder. İçtihat Şurası, Nakibü’l Eşraf himayesinde çalışır, başka hiçbir şahıs veya makamdan himaye talep etmez ve müteessir olmaz.
Şuraların teşkil edilmesi ve çalışması, münhasıran Nakibü’l Eşraf teşkilatının himayesinde gerçekleşir. Şuralar sabit azalara sahip daimi müessese olmayıp, ihtiyaç halinde teşkil olunacakları için, her defasında farklı azalara sahip şura teşkili mümkündür. Bu durum, şura teşkilini başlı başına bir mesele haline getirmektedir.
Şuraların teşkilinde vazifeli müessese, Yüce Din Dairesidir. Yüce Din Dairesi, Nakibü’l Eşraf Teşkilatının “Kaza Naipliği” ile birlikte çalışır. Nakibü’l Eşraf Teşkilatı, şura teşkili vazifesini, Kaza Naipliği eliyle yürütür.
İçtihat şurası riyaseti, Nakibü’l Eşraf tarafından tercih, tasdik veya tayin edilir. Nakibü’l Eşraf, şuralara bizzat reislik edebilir, reis nasp ve tayin edebilir, kanunen tanzim ve tayin edilmiş reisleri tasdik eder. Tasdik etmesi usulen değildir, isterse reddedebilir, reddettiği takdirde yeni birini tayin eder.
Şura mevzuu uzun ve teferruatlıdır, kaza teşkilatı bahsinde tafsil edilmiştir.
*
Başyüce, Yüceler Kurultayı ile kendi arasında milleti hakem tayin ettiğinde, mevzuu ile alakalı kararını Nakibü’l Eşrafa arzeder. Nakibü’l Eşraf, Başyüce’den bu karar ile birlikte devleti de teslim alır. Millet, Başyüce ile Yüceler Kurultayı arasında hakem kılındığı andan itibaren ortada devlet yok demektir. Bu halde devletin devamı için tüm devlet cihazı, Nakibü’l Eşrafın emrine girer ve onun tarafından idare edilir. Başyüce ve Yüceler Kurultayı azalıkları askıya alınacağı için, hükümet reisinin vazifesi de askıya alınmıştır. Nakibü’l Eşraf derhal bir başvekil tayin eder, hükümetin diğer mensupları vazife ve makamlarında kalır. Başyüce ile Yüceler Kurultayı arasındaki tercih seçimi, Nakibü’l Eşraf himayesinde yapılır, seçim idaresi doğrudan Nakibü’l Eşrafa bağlanır.
Üstad, devleti Yüceler Kurultayı kaidesi üzerinde bina etmiştir. Yüceler Kurultayı azalarını ise öyle bir tarif ve tavsif çerçevesine almıştır ki, bahsini ettiği seviye Sahabe-i Kiram efendilerimizden sonra yüz bir adeti hemzaman olarak vücut bulmamış gibidir. Bu tarif ve tavsife muvafık kadro oluşmaz veya oluştuktan sonra yozlaşma ve çürüme tehlikesi baş gösterir endişesiyle bir tedbir geliştirmek ihtiyacı hissetmiştir. Başyüce, Yüceler Kurultayını ilga etme ve yeniden seçilme sürecini başlatma salahiyetine sahip değildir, ne var ki, Yüceler Kurultayında menfi hallerin zuhur ve temerküz etmesi halinde yapılacak bir şeyler olmalıdır.
Başyüce’nin, Yüceler Kurultayında menfi hallerin temerküz ettiğine dair kanaat sahibi olması halinde, Yüceler Kurultayının ilgası ile neticelenecek bir seçime, halkın reyine başvurma tedbirine ihtiyaç duyan Üstad, ifade etmese de başka bir endişeyi de taşımaktadır; Başyüce, Yüceler Kurultayında menfi haller zuhur ettiği bahanesiyle müspet insanları tasfiye etme yoluna girebilir. Bu endişeyi de taşıdığı için, Yüceler Kurultayını feshetme salahiyeti Başyüce’ye verilmemiş, halkın reyine müracaat meselesinde de Yüceler Kurultayının yüzde kırkının tasdikine ihtiyaç duymuştur. Başyüce ile Yüceler Kurultayı arasındaki muvazene, iki tarafı keskin bir kılıçtır ki, taraflardan birine verilen salahiyet, diğerini tasfiye etme iktidarıdır ve bu iktidar, menfi halleri tasfiye etmek yerine müspet kadroları tasfiyeye de yönelebilir.
Üstadın halk reyine müracaat tedbiri, devlet mefkuresinde nihai tedbirdir. Eğer, reyine müracaat edilen halk, menfi kutbu tercih ederse yapılacak iş bitmekte, doğrusu devleti, devlet ile birlikte ana mefkureyi (İslam’ı) muhafaza etmek neredeyse imkansızlaşmaktadır. Bu ihtimal ciddiye alınması gereken, üzerinde hassasiyetle çalışılması lazım bir tefekkür alanıdır ve çok daha girift tedbirler geliştirmek ihtiyacı sarihtir. Nakibü’l Eşraf Teşkilatı, bu ve benzeri menfi tüm ihtimaller için vardır. Birçok zaviyeden devlet murakabe altındadır ve Nakibü’l Eşrafın müdahalesi her zaman mümkündür.
Başyüce ile Yüceler Kurultayı arasındaki tercih seçimi gündeme geldiği andan itibaren devletin zirvesi itham altındadır. Devletin zirvesi, Başyüce ile Yüceler Kurultayı arasındaki muvazenede inşa edildiği için, aralarındaki ihtilaf, bu muvazenenin çöktüğünü, muvazenenin çöküşünün ise devleti yok ettiğini gösterir. Bu nokta, dehşetengiz bir mücadelenin yaşanacağı süreçtir. Üstadın, kuşatıcı dil ve üslubundan dolayı normal bir meseleymiş gibi görünen ve halkın reyine müracaat ile halledilen bu ihtilaf, özünde devletin birbirine girmesi demektir.
Büyük Doğu Devlet mefkuresinde öngörülen en büyük “devlet buhranı” budur. Bu buhranın kolay geçeceğini zannedenler, fikir ile fiil, mevzuat ile tatbikat arasındaki muvafakatin ne kadar çetin bir mesele olduğunu anlamayanlardır. Başyüce, kendisi ile Yüceler Kurultayı arasında milleti hakem tuttuğu andan itibaren ülkede kıyamet kopar. Tam da bu sebeple, tehlikeli devlet buhranının hasarsız atlatılması için Nakibü’l Eşraf Teşkilatı kurtarıcı mevki ve mercidir.
*
Nakibü’l Eşraf, kendi riyasetinde toplayacağı “Devlet Şurası” ile devletin ana mefkuresini (temel siyasetini) tespit ve tayin eder.
Devlet Şurasının daimi azaları, Başyüce, Yüceler Kurultayı Riyaseti, Yüce Din Dairesi Riyaseti, Başbuğ, Başyücelik Akademyası Riyaseti ve istihbarat teşkilatı riyasetidir. Devlet Şurası teşkil edilirken, Başyüce’nin devletin yüksek memuriyet kadrosundan tavsiyeleri, Yüceler Kurultayı Riyasetinin Kurultay azaları arasından tavsiyeleri, Başyücelik Akademyası riyasetinin akademya azalarından tavsiyeleri dikkate alınacağı gibi, Nakibü’l Eşrafın nasp ettiği şahsiyetler de dahil edilir. Hususiyetle, ana mihvere bağlı temel faaliyet alanlarından birisi (mesela savunma, maarif ila ahir) ile ilgili celselere, o sahalarda temayüz etmiş kişilerin daveti lüzumludur, takdir ve tayin salahiyeti Nakibü’l Eşrafa aittir.
Devlet Şurasının içtimaı, devri ve sabit bir takvim üzere olmayıp, Nakibü’l Eşrafın ihtiyarındadır. Bununla beraber bazı makamlar, şuranın içtimaını talep salahiyetine sahiptir ki, bu halde içtima talebini, izahıyla birlikte Nakibü’l Eşrafa arz eder. Nakibü’l Eşraf, içtima talebiyle kayıtlı olmaksızın meseleyi muhakeme ve muhasebeden geçirerek, talebi reddeder veya şurayı içtima eder. Talebi kabul etmesi, şuranın içtima gündemini taleple mahdut şekilde tertip edeceği manasına gelmez, gündemi tayinde ihtiyar sahibidir.
Başyücelik devletinde temel anlayış, devleti esas alacak ve zirveye oturtacak bir bakış değil, tam aksine devletten bağımsız bir ana mefkurenin sübutuna malik, devleti de onun emir subayı yapan bir yüksek idrak örgüsüdür. Her şey devlet için değil, devletin de içinde bulunduğu her şey İslam’a nispetledir. Devlet şurası, ismine devlet denilen devasa teşkilat cihazını, ana mefkurenin çerçevesi içinde tutacak, faaliyetlerini o çerçeve içinde gerçekleştirecek müesses tedbirin adıdır. Bu maksadı tahakkuk ettirmek için birçok müessesenin bulunduğu vakidir, bununla birlikte devlet cihazının işleyiş istikametini tayin edecek, ana mefkurenin işaretlediği menzillerin güzergah haritasını çizecek bir devlet şurası ihtiyacı açıktır. Devlet şurası, modern tabirle devletin temel stratejilerini tespit ve istikameti tayin etmek için teşkil olunmuştur.
Büyük Doğu Devleti, devlet için İslam’ı feda edecek bir devlet fetişisti değil, devleti İslam’ın emir subayı haline getiren, İslam’ın en küçük emir veya yasağı için devleti feda edebilecek bir yüksek idrak eseridir. Bu sebepledir ki, devlet cihazının ana istikametini tayin etmek ve güzergah haritasını çizmek salahiyeti, devlet makamlarından ziyade, İslam’ı temsil mevkii olduğu kadar devlet ve halkı da manevi himaye altına almış olan Nakibü’l Eşraf Teşkilatının uhdesindedir.
Devlet Şurasının içtima mahalli, devlet ve ümmetin temel istikametini tayin etmek gibi bir manevi mesele olduğu için, herhangi bir devlet mekanı değil, bizzat Nakibü’l Eşraf Teşkilatının tasarrufu altındaki binadır.
*
Nakibü’l Eşraf Teşkilatı, ordu ve istihbarat teşkilatı üzerinde sınırsız murakabe salahiyetine sahiptir. Bu salahiyet, fevkalade hallerin zuhurunda kullanılmak üzere hazır tutulur.
İstihbarat teşkilatı, tabiatı gereği gayrimeşru işlere bulaşma ihtimaline sahiptir. Tabiatındaki gizlilik, her önüne gelenin murakabe etmesine mani bir haldir. Başyücelik tarafından murakabe altında tutulacak olan istihbarat teşkilatı, Nakibü’l Eşrafın mutat olarak murakabe edeceği bir müessese olmayıp, fevkalade hallerde veya ciddi ithamların dillendirildiği devirlerde, bizzat Nakibü’l Eşrafın takdirlerine olmak üzere murakabe altına alınır.
İstihbarat teşkilatının Nakibü’l Eşraf tarafından murakabesi, herhangi bir kayıt ve şarta tabi değildir. Nakibü’l Eşraf, murakabe kararını verdiğinde, müfettişleri kendisi nasp edeceği gibi, teftiş çerçevesini ve mevzuunu da tayin eder. Müfettişler, kendilerine tevdi edilen vazifeyi, ellerine tutuşturulacak olan çerçeveyi bir milim aşmayacak bir hassasiyetle yerine getirir. Hazırlayacakları raporu bizzat Nakibü’l Eşrafa takdim eder.
*
Cuma namazını payitahtta Nakibü’l Eşraf bizzat kıldırır veya Başyüce’yi bu vazife için vekil tayin eder.
Cuma hutbesi tüm ülkede Başyüce adına okunmaz, Nakibü’l Eşraf namına okunur.
Cuma namazı imameti ve Cuma hutbesinin kimin namına okunacağı bahsi, hilafet meselesidir. Hilafet müessesesini temsil eden Başyüce değil, Nakibü’l Eşraftır. Hilafet müessesesi ihdas edilmeden önce de böyledir, ihdas edildikten sonra da böyledir. Böylece hilafet müessesesi, siyasi kavga alanı olmaktan ebediyen çıkarılmıştır.
*
Devletin yüksek irtifaındaki her boşlukta, boşluğu oluşturan salahiyetin tamamı Nakibü’l Eşrafa intikal eder. Nakibü’l Eşraf, muvakkat olan bu hali, mütemadi hale getirmemek için derhal lüzumlu tedbirleri alır ve devleti sıhhatli ve tabii haline irca eder.
Sayılan ve sayılamayan, öngörülen ve öngörülemeyen tüm boşluk ve buhran şartlarında Nakibü’l Eşraf, devlet ve cemiyet üzerinde salahiyet sahibidir. Buhran, sadece siyasi manada ve çerçevede olmak zorunda değildir, içtimai, iktisadi, ahlaki buhran şartlarında da Nakibü’l Eşraf inisiyatif kullanmak isterse, mevcut nizami altyapıyı muhafaza ederek müdahalede bulunabilir.
Zuhuru muhale yakın olsa da, millet ile devlet arasındaki büyük kütleli ihtilafların hal ve karar mercii Nakibü’l Eşraftır.
*
Cihat kararını Yüceler Kurultayı alır, Başyüce teyit, Yüce Din Dairesi Reisi tasdik ve Nakibü’l Eşraf ilan eder. Nakibü’l Eşraf cihat ilan ederken, sağında Yüceler Kurultayı Reisi, onun yanında Yüce Din Dairesi Reisi, solunda Başyüce, onun yanında Başbuğ (Genelkurmay Başkanı) oturur. Cihat ilanının Nakibü’l Eşraf tarafından yapılması, savaşın, herhangi bir menfaat için değil, sadece Allah Rızası için olduğuna işarettir.
Cihat kararı, Yüceler Kurultayında müzakere edilmeden önce Devlet Şurasında görüşülür. Devlet Şurası cihat ilan edilmesini mümkün gördüğü takdirde Yüceler Kurultayı cihat ilan edip etmemekte tam salahiyet sahibidir, bu halde üçte iki ekseriyetle karar alınmalıdır. Devlet Şurası cihat ilan edilmesine lüzum görmediği takdirde Yüceler Kurultayının cihat kararı alması, beşte dört ekseriyet reyine ihtiyaç duyar.
Yüceler Kurultayının cihat kararı, Nakibü’l Eşraf tarafından ilan edilmesiyle yürürlüğe girer. Nakibü’l Eşrafın cihat kararını ne zaman ilan edeceği kayıt altına alınmaz, zaman tayini kendi uhdesindedir. Yüceler Kurultayının kararını, aylar veya yıllarca bekletebilir.
Cihat ilanı aynı zamanda ülkenin seferberlik başlatmasını gerektirecek çapta büyük bir hadisedir. Yüceler Kurultayı, cihat ilan etmeden herhangi bir askeri müdahale veya çatışma kararı verebilir, bu karar Nakibü’l Eşraf tarafından değil, Başyüce tarafından ilan edilir.
Ülkeye dönük herhangi bir saldırı anında savunma savaşına, acil durumlarda Başbuğ tarafından karar verilir ve mesele derhal Başyüce’ye rapor edilir, bu noktadan sonra salahiyet Başyüce’dedir. Başyüce, savunma savaşlarına karar vermek salahiyetin sahiptir. Başyüce, savunma savaşına dair verdiği kararı Yücelere Kurultayına bildirir.
Başka bir ülkeye yönelik askeri harekat yapmak, asker göndermek, askeri üs kurmak gibi meseleler, Yüceler Kurultayının salahiyetindedir.
Savaş ve askeri harekatlar, önce veya acil durumlarda sonra olmak üzere muhakkak Devlet Şurasında görüşülür.
*
Başyücelik Akademyası bütçesini kendisi oluşturur, bütçeyi doğrudan Başyüce’ye sunar. Başyüce, Akademya bütçesini Yüceler Kurultayına tasdik edilmesi için gönderir, Yüceler Kurultayı, yıllık bütçe kanunu içindeki “münakaşa edilemez” kalemler listesindeki Akademya bütçesini sadece tasdik etme salahiyetine, aslında ise mesuliyetine sahiptir. Akademyanın bütçesi, hiçbir devlet kuruluşu tarafından teftiş ve murakabe edilemez, sadece Nakibü’l Eşraf tarafından tetkik edilebilir ve müeyyideye muhatap kılınır.
Başyücelik Akademyası, bir devlet müessesesi olmaktan ziyade medeniyet karargahıdır. İslam medeniyet tasavvuru, medeniyet inşası, inşa süreçleri, güzergah haritaları gibi medeniyete dair temel meseleler Başyücelik Akademyasının tasarrufu altındadır. Başyücelik Akademyası, hususiyetle bilgi ve ilim, hikmet ve irfan karargahıdır ve kadimden beri birikip gelen müktesebatın tedvini, tertibi, tasnifi ve nihayet terkibi ile ilgilenir. Başyücelik Akademyası, medeniyet inşası ile meşgul olduğu gibi, “medeniyet devleti” fikrinin de müellifi ve tatbikçisidir.
Başyücelik Akademyasının bedelsiz kıymeti haiz vazife ve mesuliyeti, devlet hayatındaki tasarruf tedbirlerinden hiçbir zaman müteessir olmamasını iktiza eder. Başyücelik Akademyasının bütçesi, başka bir kuruluş tarafından hazırlanamaz, başka bir kuruluş veya şahıs tarafından miktar tayini yoluna gidilemez.
Akademyanın devlet cihazı içindeki muhtariyeti, sadece Başyüce ve Nakibü’l Eşrafa karşı mesuliyet cihetiyle mahduttur. Başyüce, Akademyanın verimli çalışmasını takip ve murakabe eder, Nakibü’l Eşraf ise ilmi, idari, mali cihetlerden murakabe yapmak salahiyetine maliktir.
*
Başyücelik Akademyasının himayesindeki müesseseler (resmi veya sivil), birçok cihetten farklı muameleye tabi tutulur. Bu müesseselerin teftiş kadroları, Akademya veya Nakibü’l Eşraf mensuplarından teşkil edilir, tayinleri de Nakibü’l Eşrafın tasdikine sunulmak üzere Akademya Riyaseti tarafından yapılır. Bu işler için nihai söz ve karar mercii, Nakibü’l Eşraftır.
Medeniyet müessesesi nişanı alan resmi teşekkül, Akademya Riyaseti ve Nakibü’l Eşrafın muvafakati olmadan Başyüce tarafından bile kapatılamaz, Yüceler Kurultayı bu yönde bir (ilga edici) kanun çıkaramaz. Akademya Riyaseti ve Nakibü’l Eşraf, birlikte veya tek tek, herhangi bir medeniyet müessesesinin kapatılması için Başyüce ve Yüceler Kurultayından talepte bulunabilir. Her iki müessese de kapatma talebini, gerekçeleriyle birlikte rapor halinde sunar. Akademya Riyaseti ve Nakibü’l Eşrafın ittifak halinde talepte bulunması halinde, müessese için müstakil kanun varsa Yüceler Kurultayı tarafından ilga edici kanun çıkarılır ve müessese kapatılır, kanun gerekmeyen hallerde Başyüce tarafından kapatılır. Sadece Akademya tarafından kapatılması talebinde bulunur ve Nakibü’l Eşraf bu talebe katılmazsa, Yüceler Kurultayı talebi kabul veya ret salahiyetine sahiptir. Talebi reddetmesi halinde, talepteki hususları değerlendirir ve lüzum görülen tedbirler alınır, müessese ıslah edilir.
Başyücelik Akademyası, medeniyet müesseseleri ile ilgili kararlarını Nakibü’l Eşrafa takdim eder. Başyücelik Akademyası, medeniyetin kurucu karargahı ve koruyucu merciidir. Nakibü’l Eşraf Teşkilatı ise medeniyetin hamisidir, gerektiğinde Başyücelik Akademyasına karşı da himaye eder.
*
Nakibü’l Eşraf, devlet ve milletin manevi reisidir. Yüceler Kurultayı ve Başyüce, devleti ve milleti akılla İslam’a bağlar, Nakibü’l Eşraf ise kalp ile İslam’a ve oradan Allah’a (CC) bağlar. Manevi mesuliyeti ve himayesi altında bulunan devlet ve milletin kendisine intikal etmesi mukadder ihtilaflarını, manevi-kalbi bir hassasiyet ve temayül ile halleder, millet kadrosu ve devlet erkanı bunu böyle bilir, böyle kabul eder, böyle itaat eder.
*
Nakibü’l Eşrafın, ihtilafların halline dair verdiği hiçbir karar, doğruluk ve yanlışlık zaviyelerinden münakaşa edilmez. Hz. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimizi, mübarek simalarındaki damarları kabartacak kadar öfkelendiren dinin esasına ait ölçülerin tahfif, tahkir, tağyir edilmesi mevzuları Nakibü’l Eşrafın önüne getirilmez. O mevzular, nazari sahada yeni kapılar açılması ihtiyacı hasıl olduğunda İçtihat Şurasının mesuliyet ve salahiyetindedir, Nakibü’l Eşrafın huzur-u alilerine arzedilen ihtilaflar, Şeriat’ın esasına ait olmayıp, devlet cihazının yüksek irtifaındaki liyakat ve ehliyet şartları, salahiyet münakaşaları, muvazene amilleri ve ayarları gibi tatbikattan kaynaklanan ihtilaflardır. Bu cinsten ihtilaflar, devlet ve milletin vahdetine zarar verecek mahiyettedir ve asla tereddüt ve kararsızlık gösterilmeksizin derhal halli gerekir. Nakibü’l Eşraf, bu ihtilafları herhangi bir şekilde hallettiğinde, muhafaza ettiği ilk kıymet, devlet ve milletin vahdetidir, bu çapta bir kıymeti muhafaza eden hiçbir karar yanlış olmaz, yanlış olması halinde de doğrudur. Bu zaviyeden bakıldığında, Nakibü’l Eşrafın vereceği karar muhkemdir ve mahfuzdur.
*
Nikabet teşkilatı, devleti ve cemiyeti ipek ağlarla muhit, cemiyet ve devlet ufkunun, anlayış merkezini ihlal ve imha etmeden genişlemesi halinde sınırsız bir esnekliğe sahip ihata duvarıdır. Devlet, cemiyet ve hayatın vahdetine mugayir bir halin zuhurunda, o ipek ağ, çelik ağa döner ve vahdetin ve muvazenenin temin ve tesisi için son raddesine kadar sıkar. Nahoş hal ve şartlara nefes alma imkanı tanımayacak kadar sıkılan çelik ağ, maksat hasıl olduğunda bir saliseden daha kısa sürede ipek ağa inkılap eder.
Nakibü’l Eşraf, sağ eliyle yaraları tedavi eden rahmet tecelligahı, çelik mengene olan sol eliyle de en küçük hassasiyetsizliğe bile müsaade etmeyen bir celadet kaynağıdır. Ciddi mevzuların arzedildiği meclisinde, tebessümü ikrar için kafi, kaşlarını çatması ret için karinedir. Dağ gibi oturduğu makamında, çok konuşmaz, çok konuşması beklenmez. Kararlarının hikmet ve izahı ile mesul değildir, beyan buyurursa, lütfetmiş olur.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir