O KASIMLARDA BEN

O KASIMLARDA BEN

Kasımdı. Şehre puslu gri bir hava çöker, soğuk bir yağmur yağardı. Ben kül rengi denize yüzümü döner, oradan iskelenin ucuna dek yürürdüm. Ellerimi yağmurluğumun ceplerine sokar, kaybolmuş ufku gözlerdim. Sanki gelecek, gelmesi beklenen birine bakar gibi. Sorardım sonra içimden ; "Tıkanan bir şehri açmıyorsa, yağmur ne işe yarar ?"
"Beklenen gelmese de, beklemek bir eylemdir." derdim ve eklerdim ; "Kapanan bir kalbi açmıyorsa, sözler neye yarar ?"

Cevabını içinde taşıyan sorular arar, sorusunu içinde biriktiren cevaplar bulurdum durmadan.

Mavnalar susmuş, dalyanlar bırakılmış, yazlık çay bahçeleri çoktan terkedilmiş olurdu. Masaların üzerine ters çevrilmiş sandalyelerde, artık kimselerin uğramadığı yazlık sinemaların buruk yalnızlığına benzer bir şeyler okurdum. Boynum beynimi taşımaz olurdu hafızamın ağırlığından. Bir takım sesler çarpıp dönerdi içimde, martı çığlıklarına benzer. İçimin neresini adımladığımı bilmezdim. İçim neresiydi sahi? Belli belirsiz kımıldayan kalbim mi, başıma hep olmadık işler saran, varlığı belli belirsiz aklım mı?

Cümleleri bir sona bağlayamaz, susar ve kalbimi yağmurlardım. Başa sarardım.

"Gittin ha ?" Bu bir cümleyse eğer, kurması hiç de zor değil. Zor olan anlaması…

Kasımdı. "Kopan yol uçları eklenmez olur, rüzgârda bir kadın saçını yolar ve artık bu yollarda beklenmez olurdu." Ben beklerdim. Bekler ve başa sarardım. Bu öykünün ta en başına. İçimi ısıtacak, güzel, eski günlere gidebilmek, hiç olmazsa onlardan -kırık dökük de olsa- birkaç parçayı avuçlamak, belkilerden yola çıkarak avunacak, umacak bahaneler arardım, bulamazdım. "Şimdi bir şiire tutunmanın tam sırası…" derdim. "Bir şiiri koltuk değneği yapmalı kendine, bir mısraya abanmalı, derin bir nefes gibi çekmeli ciğerlerine…" diye düşünürdüm; ama duruma uygun tek bir söz bile hatırlayamazdım. Gözlerimin önünde bir cümle parlar, sonra kaybolurdu. "Senin içini dolduran bir şiir yoksa hayatının içini neyle dolduracaksın?"Azarlardım kendimi sonra;"Kırılan bir hayatı onarmıyorsa şiir neye yarar ?"

Demek bir hayat kırılabiliyordu, yaşadıkların kırılabilen bir şeydi ve seninki tam da ortasından kırılmıştı. Kırılan neyse..her neyse…

Yoksun ha? Bu cümleye alışamadım.

Kasımdı. Denize yağmur yağar, yağmurun denizi öptüğü noktada giderek genişleyen ve kaybolan halkalar olurdu. Bu haliyle denizin bulanık yüzü tıpkı bir nişangâha benzerdi, yağmur denizi hep on ikiden vururdu. Yağmur yağar, ben üşürdüm. Bir bardak çayım olsa muhakkak soğuturdum. Binecek bir sandalım olsa batırırdım. Bir atım olsa gözlerine acıyarak bakar, yelesini okşar ve şakağından vururdum, sonra oturup ağlardım başında. İçimdeki ağırlığı denize döker, parça parça dağılır, lime lime ıslanır, rıhtımdan şehre kapanan meydana doğru yürürdüm…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir