ÖLÜMLE ARANIZ NASIL?-1-

Ölümle Aranız Nasıl?

Müslüman olmanın altı şartını zikrettiğimiz Âmentü duasında “Vel ba’sü ba’del mevti hakkun…” (öldükten sonra dirilmeye inanıyorum) deyip de ölümden korkmak, ölüm bana geç gelse demek, küçüklüktür.

Ölüm tefekkürü yaptıran dostlara ihtiyacımız var. Efendimiz s.a.v., “Ölümü çok hatırlayın” buyuruyor. Ölümü çok hatırlayanın kalbi yumuşarmış.

“HİÇ GÜZEL OLMASAYDI ÖLÜR MÜYDÜ PEYGAMBER?”

Ölümü, Necip Fâzıl gibi cesurca karşılayabiliyor muyuz? Sizi bilmem, bendeniz o usta şairin mısralarıyla ölümü gönlüme alıp, hazırlık tâlimi yapıyorum elhamdülillâh:

“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber / Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber? / Öleceğiz müjdeler olsun, müjdeler olsun! / Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun! / Kapı kapı, yolun son kapısı ölümse / Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!”

“Bir daha ölmemek için ölünür” diyen üstad, önce korkmuştu ölümden: “Köpek korkusiyle korktum ölümden / Ölmeden ölmeyi anlayamadım.” Ölmeden birkaç dakika önce pencereden dışarıya bakarak “Demek böyle ölünürmüş…” diyen Necip Fâzıl gibi ölümü cezbe hâlinde karşılamak ne güzel.
Ölüm tefekkürü yaparken onun mısralarını da meşk ediyorum şimdi: “Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var / Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!”

“BİZİ YARATANA / SONRA TEKRAR ÖLDÜRECEK OLANA HAMD OLSUN”

Sezai Karakoç ustamız gibi “Bu dünya ölünecek dünya” diyor ve ölümü gönlüme alıyorum her gün: “Bizi yaratana / Sonra öldürüp / Yeniden yaratana / Sonra tekrar öldürecek olana / (…) Hamd olsun.”

“Hz. Mevlânâ ölüme “Şeb-i Arus”, yâni düğün gecesi diyorsa bizim bu düğüne sevinerek katılmamız lâzım. Allah’a vuslatın yolu ölümden geçmektedir.

EFENDİMİZ S.A.V.’DEN FAZLA YAŞAMAK AYIPTIR, DİYEBİLMELİYİZ

İmam-ı Gazâlî Hz.lerinin, “Mezardakilerin pişman olduğu şeyler için, dünyadakiler birbirini yiyor” dediği dünya için değer mi fazla yaşamaya? Ömür defterinin ne zaman kapanacağını Allah bilir şüphesiz. Yine de cüz’i irademiz ve gönlümüzden fışkırırcasına, Efendimiz s.a.v.’den fazla yaşamak ayıptır, diyebilmeyiz.

Kararını veremeyenlere Ömer Hayyam’ın sözünü hatırlatırım: “Sen hiç gitmeyecekmiş gibisin değil mi? / O gidenler de hep senin gibiydiler / (…) / Tut ki, Nuh kadar yaşadın zor belâ / Sonunda yok olacak sen değil misin?”

Efendimiz s.a.v’in “Ölmeden önce ölünüz” hadisinin tasavvuf terbiyesindeki adı olan “İrâdî Ölüm”, seyr ü sulûk ile ruhun arındırılması ve nefsin tasallutundan kurtarılmasıdır ki “Tabiî Ölüm” den evvel bu ölüme ancak er kişiler hazırlanabilir. Hz. Mevlânâ, bu er kişiler için “Ne mutlu o kimseye ki ölmeden önce öldü” diyor.

Ölümü hatırlamak için onun şu sözünü her gece vecdle okurum: “Ben ölürsem sakın bana ‘öldü’ demeyin. Aslında ben ölü idim, dirildim, beni dost aldı, götürdü. Ölüm âşıkla mâşukun kavuşmasıdır.”

ÖLÜM HOŞ GELMİŞ, SAFA GELMİŞ

Ölümden korkanlar, âhirete yatırım yapmayanlardır. “Ölümden kim korkmaz ki?” diyenlerimiz var etrafımızda. Dünyaya eyvallahımız kalmamışsa, imanımızdan emin isek, Allah için yüreğimiz yanımızdaysa, ölüm hoş gelmiş, safa gelmiş demek lâzım. Ölümden korkanlar Hz. Mevlânâ’ya kulak vermeli: “Ey ölümden korkup kaçan can! (…) Ölüm, insanın iç dünyasının bir aynasıdır. Ölümden korkanlar, kendi iç yüzlerinin çirkinliklerinden korkmaktadırlar.”

Onun gibi, ölümü sevmek gerek: “Canı sen aldıktan sonra ölüm şeker gibi tatlıdır. Seninle olduktan sonra, ölüm tatlı candan daha tatlıdır.”

Ölüm, insanlar için bir hürriyettir. Efendimiz s.a.v., “Gidenler: ‘Eyvah! Ölüm bu idiyse niye bu kadar geç kaldık’ diye daha önce ölmedikleri için hayıflanacaklardır” buyurmuş. Ölüm karşısında sorgulayıcı tavır almak imanın eksikliğindendir. Ölüm güle sevine Hakk’ın dergâhına göçtür.

ÖLEN KURTULUYOR; ÖLÜMÜ TATMAK NE GÜZEL, BİLENE

Zaten insanlar bu dünyaya uyumaya geldiler, ölünce uyanacaklar. Ölen kurtuluyor. Ölümün tadını en evvel Müslümanlar tatmak istemeli değil mi? Ölümü tatmak ne güzel, bilene. Haddim değil ama, ölüm mevzu olduğunda Hallac-ı Mansur’un hayranıyım âcizâne: “Ey fedakâr dostlar beni öldürün, çünkü benim hayatım ölümümdedir, Benim ölümüm yaşamaktır, hayatım ölmektir.”

ÖLÜME MÜSLÜMANCA BAKANLAR MUHABBET HİSSEDERLER

Ölüme Müslümanca bakanlar, korku değil, muhabbet hissederler. Ölüme insan-ı kâmiller gibi dost olmak gerek: “Allah’a dost olana ölüm acısı olmaz. Acı olmayınca ölümden korkmak lüzumsuzdur.”
“Gerçeklerden haberli olarak ölen Hak âşıkları, sevgilinin huzurunda şeker gibi erirler. Ötelerden haberdar olanlar, (…) şu insan kalabalığı gibi ölmezler” diyor Hz. Mevlânâ. Var mı aranızda böyle güzel bir ölüme tâlib olanlar? Dostlarımıza onun sözleriyle vasiyette bulunabilme cesaretini gösterebiliyoruz muyuz?
Allah bilir ki bunun tâlimini şimdiden yapıyorum?:

“Öldüğüm gün tabutum götürülürken, (…) Benim için ağlama, yazık vah vah deme! (…) Cenazemi gömdüğün zaman firâk, ayrılık deme! Benim buluşmam, kavuşmam işte o zamandır.”

ÖLÜM GÜZEL BİR AĞIRLANMADIR; “ÖLÜM BİR İKRAMDIR, ALLAH’IN”

Ölümün güzel bir ağırlanma olduğunu Efendimiz s.a.v.’in hadisinden öğrendim: “Meyyit (ölümü tatmış kişi), bedenini kimin yıkadığını, kimin kefenlediğini, namazını kimlerin kıldığını, ardından kimlerin geldiğini, lahde kimlerin indirdiğini ve kimlerin telkin verdiğini bilir.”

Bundandır ki mağaramda, yâni tenha odamda her gece en çok zikrettiğim söz, “Ölüm bir ikramdır, Allah’ın” sözüdür.

“ÖLÜM, MÜSLÜMANA HEDİYEDİR”

İmam-ı Rabbanî Hz. lerinin, “Ölümden bahsetmek sünnettir. (…) Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşturan köprüdür” sözünü idrak edemeyen kişi, ölümü Müslümanca idrak edememiştir daha. Bu ulu zâtın şu sözlerini her gece okuyarak gönlüne koyamayanlar yüreksizdir: “Ölüm Müslümana hediyedir. Ölüm, ölmemek üzere doğuştur. Ölüm olmasaydı bu hayat hiç çekilir miydi? Ölüm, Müslümanın teselli kaynağıdır, hasretidir.”

AZRAİL ALEYHİSSELÂM KAPIYI ÇALINCA AÇMAM DİYEBİLİR MİSİNİZ?

Azrail aleyhisselâm kapıyı çalınca, açmam diyebilir misiniz? Muhakkak ki açacak, hoş geldin diyeceksiniz. Niye bana geldin, filana varmadın demeyin sakın. Hâlâ ölmediyseniz sevinmeyin. Belki yarın, belki yarından da yakın bir vakitte ecel kapımızı çalabilir.

AZRAİL ALEYHİSSELÂM “BİR CAN DOSTU, BİR MÜJDECİDİR”

Ölümden korkanlar, Azrail aleyhisselâm’ı âyet üzere bilmeyenlerdir. O güzel meleği canımızı almaya gelen ölüm meleği diye tasavvur edenler modern zihniyetle malûldür. Câhillerin, yâni modern insanların kullandığı “Azrail’i atlattı”, “Azrail’e çelme taktı” gibi sözler Azrail aleyhisselâm’a ve imanın şartlarına hürmetsizliktir.

Bediüzzaman Hz.leri “Şuâlar”da Azrail aleyhisselam’ı “Sevdiğini” anlatır: “Bir gün bir duada (…) herkesi titreten ve dehşet veren Azrail namını zikrettiğim vakit, gayet tatlı ve tesellidâr (teselli veren) ve sevimli bir halet hissettim, ‘Elhamdülillâh’ dedim, Azrail’i cidden sevmeye başladım.”

AZRAİL ALEYHİSSELÂMI GÖNÜLDEN ÇAĞIRMAK

Hz. Mevlânâ’nın gözünde Azrail aleyhisselâm bir “can” dostudur, bizi Sahibimize götürecek bir “el”dir, bir “müjdeci”dir. “Yakına gel, yakına gel! Ey benim canım! Ey benim sultanımın habercisi! Emredileni yap! Allah isterse, ‘Sen bizi sabredenlerden bulacaksın” diye çağırır. Dimağını ve yüreğini modernizme kaptıran zavallılardan Azrail aleyhisselâmı gönülden çağıran çıkabilir mi?

“Rabbimiz, beni kendi hazretine dâvet ediyor. Artık gitmek zamânıdır. Yâ Azrâil! Çabuk ol! Beni Rabbime çabuk kavuştur!” diyen Hz. Mevlânâ’nın yüreğini anlayabilir mi modern insan? Necip Fâzıl’ın sözüyle “Azrail’e hoş geldin, diyebilmekte hüner…”

Seyyid Abdülhakim Arvasi Hz.lerinin anlattıklarını her Müslüman her gece zikretmelidir ki Azrail aleyhisselâm’ın, dünya ehlinin anlattığı gibi korkunç değil, müşfik bir elçi olduğu kalplerde yer etsin:

“Allahü teâlâya kavuşturduğu için, ölüm sevilir. Sevdiğim kimsenin kalmasını da, ölmesini de severim. Dost dosta kavuşmak istemez mi? Azrail aleyhisselâm, İbrahim aleyhisselâmdan ruhunu almak için izin istediğinde, ‘Nasıl olur, dost, dostun canını alır mı hiç?’ dedi. Allahü teâlâ, Azrail aleyhisselam ile haber gönderip, ‘Dost dosta kavuşmaktan kaçınır mı?’ buyurunca, ‘Ya Rabbi, ruhumu hemen al!’ diye dua eyledi.”

“Selâm Azrail’e, doğan bebeğe / Selâm tadlı sona…” diyen Abdurrahim Karakoç gibi, Azrail aleyhisselâmı tevekkülle karşılama ve selâmlama tâlimi yapmalıyız her gece. Bir veli zâtın,“Ben Azrail aleyhisselâmı Cebrail aleyhisselâmdan daha çok seviyorum, çünkü o beni Rabbime kavuşturuyor” sözündeki iman gücünü yakalayanlara ta’zimde bulunun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir