ÖLÜMLE ARANIZ NASIL?-2-

“ÖLÜMÜN YÜZÜ SOĞUK” DİYENLER MODERN CÂHİLLERDİR

“Ölümün yüzü soğuk” diyenler modern insanlardır. Azrail aleyhisselâm’ı, Kur’ân ve hadislerden tanıyıp bilmedikleri için ölümün yüzünü soğuk ve korkunç sanıyorlar. Müslüman ecdâdımız gibi ölüm bizim için gül bahçesine göçmektir diyemiyorsak, Yunus Emre Hz.lerinin yüzüne nasıl bakacağız? “Ölüm dosttan (Allah’tan) gelen dâvete icabettir / (…) /Yunus ölürse ne gam aşk içinde kardaşlar ” diyor.

Ölümü ciddiye almayanlara onun mısralarıyla derim ki: “Bir gün Azrail / Sana da gelür / Bana da gelür” (…) “Ölüm demez yiğit, koca / Ya gündüz gelir yahut gece / (…) / Hani Ali, hani Osman? / Onlar oldu hepsi yeksan …”

Tereddüt etmek yakışır mı yüreği yanında olan insana? Bu ulu dervişin mısraıyla “Azrail hamle kılmadan gel dosta gidelim gönül” tâlimi yapalım, derim.

“ÖLÜNÜZ, ÖLÜNÜZ; BU ÖLÜMDEN KORKMAYINIZ!”

Allah bilir ki, fakir, dünyadan soğudu. “Ölülerimiz bizi bekliyorlar”, bir an evvel hayırlısıyla ölelim, derim. Ölmeyi aklına getirmeyenlere Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sindeki sözlerini hatırlatın. Bendeniz bu sözler üzerinde sıkça meşk ederim:

“Ölünüz, ölünüz; bu aşk uğrunda ölünüz! Aşk uğrunda ölürseniz, bedenle yaşamaktan kurtulur, baştanbaşa ruh olursunuz! Ölünüz, ölünüz; bu ölümden korkmayınız! Çünkü, ölümle su kirli topraktan kurtulur, göklere, ötelere yükselirsiniz!”

Hangi bâtıl din ve felsefe söyleyebilir ölümün bu kadar güzel ve gerekli olduğunu? Hangi dünya görüşü ve ideoloji ölümün böylesine kutlu olduğunu savunabilir?

GERİDE KALANLARA İNSAN OLDUĞUMUZU HATIRLATMAK İÇİN ÖLELİM

İslâm düşünürü El Kindi: “Ölüm olmasaydı, insan olmazdı. Ölüm yoksa insan yoktur. Bir insan ölümlü değilse, insan olamaz.”

Öyleyse geride kalanlara insan olduğumuzu hatırlatmak için ölelim. Kendi devrinde Asya’nın hâkimi olan Gazneli Mahmud gibi kudretli hükümdar bile daha tahtında iken ölümü sevmiş ve “Yoklansın kafası mezarda her ölenin; farkı var mı bakalım, hükümdarla kölenin” demiş.

Ehl-i tasavvufun dediği gibi “Hangi güzel yüz ki, toprak olmadı. Hangi güzel göz ki, toprak dolmadı. Dünya hayatı yarımdır, ölünce tamamlanıyoruz.”

MEZARLIKLARI SEVME TÂLİMİ YAPIYORUM ARTIK

Mezarlıkları sevme tâlimi yapıyorum artık. Yunus Emre Hz.lerinin mısralarını üç beş kez okuyup öyle çıkıyorum mezar ziyaretlerine. Ölüm ve mezarlık bir gül bahçesi gibi içimde şimdi:

“Sabahın sinlere vardım gördüm cümle ölmüş yatar / Her biri bî-çâre olup ömrün yavu kılmış yatar / Vardım bunların katına baktım ecel heybetine / Nice yigit muradına erememiş ölmüş yatar / Yimiş kurt kuş bunı keler nicelerin bağrın deler / Şol ufacık nâresteler gül gibice solmuş yatar / Toprağa düşmüş tenleri Hakk’a ulaşmış canları / Görmez misin sen bunları nevbet bize gelmiş yatar…”

Bahaettin Karakoç’un şiirinde ölüm suali üstüne insan hâlleri anlatılır ki, o hâllere düşmekten Allah’a sığınırım:

“… Sordum ki ölümün aslı nedir? / (…) / Hiç ağlamamış bir hakime sordum bu soruyu / Titredi deri değiştiren bir yılan gibi / Belli ki ölümü hiç aklına getirmemiş/ Herhalde iktidardan düşmek dedi /Aç gözlü bir bezirgâna sordum bu soruyu / Bir servetine baktı, bir de dağlara / Ne fırtınalar atlatmıştı bugüne dek / Ölüm, bir iflastı kapkara / Şanlı bir güzele sordum aynı soruyu / Işıklı kanatları aniden buruşuverdi / İlk kez sıkışıyordu zaman aralığında / Ölüm, yaşlanmak dedi ve ıslandı kirpikleri / Umutsuz bir hastaya sordum aynı soruyu / Doktoruna baktı, baktı ve daldı / Doktorsa bir kalbin durmasıdır ölüm dedi…” “YAŞAMAK İŞTAHI” NDA OLAN MODERN / SEKÜLER İNSANLAR ÖLÜM DENİNCE ÜRPERİRLER

Bize örnek olarak gösterilen Cumhuriyet büyükleriyle (!) aydınların ve ders kitaplarında yazıları ve şiirleri okutulan edebiyatçıların çoğu ölümden korkan zavallılardır. Ölüm denince ürperirler, tir tir titrerler. Onları ölüm karşısında zavallı yapan şey kapıldıkları Batı’nın düşünce ve felsefeleridir; “yaşamak İştahı” dır. Bu zavallı güruha göre ölüm rahatsız edici, hayattan koparıcı ve sonsuz karanlık bir düşüncedir.

Cumhuriyet modernleşmesinin bu zavallılara öğrettiği şey: “Ölüm, insanların başarılarından hoşlanmayan tanrıların verdiği cezadır.” Bunların hâlini Necip Fâzıl’ın mısralarıyla anlatabilirim: “Ölümü sığdıramaz /Akıl daracık koğuk / Ölemez, çıldıramaz /Ağlarlar boğuk boğuk.”

EY AHMAK! ÖLÜMDEN GÜZEL BİR ŞEY VAR MI?

Modern insanlar ölümden pek korkarlar. Çünkü yürekleri yanında değil onların. “Ölüm aklıma geldikçe korkuyorum” diyen modernlere, yâni ahmaklara acıyınız. Onlara ölüm bilgisine sahip olmasını tavsiye ediniz. Hiç ölmeyecekmiş gibi nefsaniyetin en yüksek haddinde çalım satanlara Necip Fâzıl’ın mısraıyla, “Soruversem: Haberin var mı ölümden?”

“Lütfen bana ölümü hatırlatmayın” diyenlere derim ki: Ey ahmak! Ölümden güzel bir şey var mı? Biz unutsak ta ölüm bizi unutmaz. Vakti saati geldiğinde kapıyı çalar gelir. “O kaçmakta olduğunuz ölüm, işte size mutlaka ulaşacaktır…” âyetine (Cuma sûresi / 8) inanmıyor musun?

Karacaoğlan’ın, dünyasına doymamış, gök ekini gibi taze insanlar için dediği “Var git ölüm sonra gel” mısraları sizi aldatmasın ve kötü gamlara düşürmesin: “Ölüm ardıma düşüp de yorulma / (…) / Akıbet alırsın komazsın beni / Var git ölüm bir zaman da gene gel / Şöyle bir vakitler yiyip içerken / Yiyip içip yaylalarda gezerken / (…) /Eşimle dostumla buluşamadım.”

ÖLÜM DAİMA GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE OLMALI
Ölüm her an yoklayabilir. Kitap okurken, yazı yazarken, para sayarken, türkü dinlerken, haram mekânlarda eğleşirken, namaz kılarken… Elbette ölüm geldiğinde iyi amel üzere olmak bahtiyarlıktır. Doğduğumuza seviniyorsak, öldüğümüze de sevineceğiz. Ölüm daima gözümüzün önünde olmalı.

“EVVEL GİDEN AHBÂBA SELÂM OLSUN ERENLER”

Hâsılı kelâm; insan sözüne ne hâcet. Âyet buyruğudur: “Her nefis ölümü tadacaktır.”

Ölmeyi cezbe hâlinde bekleyenlere ve bizden evvel ölüp asıl vatana vâsıl olanlara Y. Kemal’in mısralarıyla derim ki: “Tekrar mülâkî oluruz bezm-i ezelde / Evvel giden ahbâba selâm olsun erenler.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir