ÖNGÖRÜ VE KAHANET KAVRAMLARI

İKİ ELMA İKİ ELMA DAHA DÖRT ELMA EDER Mİ?

Öngörü ve kahenet konularının zihinlerde, kendi yer ve yörüngelerinin ayrı ayrı tespit edilemiyor olması, teorik düşünme yetimizin olmamasından, zayıf olmasından ya da bir sebeple kaybolmuş olmasından kaynaklanıyor.

Çocuk yaşlardan itibaren alınan eğitim(!), herhangi bir düşüncenin zihinlerde teorik olarak seyretmesini imkansız kılıyor. Bundan dolayıdır ki, zihinlerde dolaşan düşünceler, dış dünyada tecessüm ya da en azından tezahür etmiş objelerin dışına çıkamıyor, bu hal zihinlerimizde keşfî herhangi bir düşüncenin varlığını zaten imkansız kılıyor.

Dış dünyada aranan bu hal, yani düşüncenin cisimlendirilme ihtiyacı, konu zaman kavramına geldiğinde de benzer bir hal alıyor. Benzer şekilde henüz gelmemiş bir zaman tahayyül edilemediğinden ötürü düşünceler, içinde bulunulan “an” da tecessüm ya da tezahür edenlerden ibaret kalıyor. Geçmişe dair her hangi bir hal de içinde bulunulan andaki yansımaları haliyle yerleşiyor zihinlere. Bu sebepledir ki geleceğe dair herhangi bir öngörü(kehanet değil), günümüz zihinleri için gerçeklenmesi imkansız bir haldir, bu zihinlerin bir öngörü üretebiliyor olması durumu bir yana, herhangi bir şekilde modernizmin mermilerinden kurtulmuş bir zihne ait öngörüleri de anlama imkanı elde etmeleri de muhaldir.

Burada şu konuyu dipnot olarak düşmekte fayda var; Modernizm o kadar güçlü bir orduya sahip ki, dünyanın ancak milyonda belki bir kaçı bu ordunun saldırılarından sağ kurtulabilmiş durumda, bu saldırıların öldüremediği bir zihnin, ölü zihinlerin mermilerinden bir sıyrık bile almayacağı, hatta o mermilerin hedefine bile ulaşamayacağı durumu, kimilerinin sürekli hatırlanması gereken bir gerçekliktir.

Durum aslında zannedilenden çok daha vahim. İnsanı, kainatı ve ötesini idrak edebilmekten çok uzak olduğunu her fırsatta belirttiğimiz, teorik manadaki pozitif akıl dahi kendi malzemeleri çerçevesinde bir keşif yeteneği barındırırken, zihinlerimizi tüm boyutlarıyla sarmış olan modern eğitim sisteminin(!) zihinlerde işlediği cinayet, çağın insanını pozitif aklın imkanlarından bile mahrum bırakıyor. En basit matemetiksel işlemler bile zihinlere cisimlerle yerleştiriliyor. 1,2,3 … gibi teorik çoklukların zihinlere yerleşmesi için 1 elma 2 armut gibi örneklemelere ihtiyaç duyuluyor. Esası teorik olan matematik bile(bırakın çok daha derinlerdeki teorik ilimleri), yani fiziksel olmayan, tecessüm etmesi kendi imkan ve ilgi alanında bulunmayan, zamandan ve mekandan bağımsız olarak idrak edilmesi gereken matematik bile somut cisimler olmadan anlaşılmaz hale getiriliyor. Bu halde anlaşılan zaten matematik olmuyor, ucube bir ilim(!) zihinlere zerkediliyor. Her birimiz 2 ile 2 yi toplarken sıklıkla başvurulan sayıları elmalaştırma örneklerini ilkokul tecrübelerimizden hatırlarız. Öyle ki Allah muhafaza, bir gün gelse ve yer yüzünde elma diye bir mevya kalmasa, biz hiçbir sayısal işlem yapamaz hale geleceğiz, 1 ile 1 i bile toplamamız imkansız hale gelecek. Bu anlamda elmaların varlığını devam ettirebilmesi için elimizdeki tüm imkanları seferber etmemiz, zihni varlığımızı devam ettirebilmemiz açısından hayati önem taşıyor. Durum içler acısı…

Yukarıdaki bahislerimizden hareketle, aynı gibi gözüken iki konunun, hangi durumda öngörü olduğunu ve hangi durumda kehanet olduğunu izaha gayret edelim.

Misallerimizi, hemen herkesin hayatında en az bir kere bile olsa, bir gerçekliği ifade etmek için kullandığı bir örnek üzerinden verelim; 2 kere 2, 4 eder. Kendince bariz olan bir konudan bahsederken bu örneklemeyi yapmamış olan, en azından yapıldığını duymamış olan yoktur zannındayız. Biz de burada, her platformda dünyanın en basit işlemiymiş gibi lanse edilen 2 ile 2 yi toplamaya çalışalım.

İNSANİ İMKAN ALANINDAKİ – ÖNGÖRÜ 

Herhangi bir matematiksel işlem, henüz teorik varlık olarak tezahür etmemişken, zihinlerde neticeye dair belirmeler meydana gelir. Örnekle, 2 ile 2 yi teorik alemde toplamadan hemen önce ve bu toplamı zihnimizde neticelendirmeden etmeden hemen önce, bu toplamın 4 olacağını öngörebiliriz. Yani 2 ile 2 nin toplamı henüz 4 etmemişken, sağlıklı olan hemen tüm zihinlerde sonuç 4 olarak belirir, sonucun zihinde belirmesinden çok kısa bir süre sonradır ki 2 ile 2 nin toplamının 4 ettiği neticesi zihinde belirir ve hemen akabinde de tezahür eder. Bu basit matematiksel sonucun bizim zihni dünyamızda belirmesi, hatta belirme sürecinin her safhası bile bir öngörüdür. Birazdan açıklayacağımız üzere, burada bir kehanetten söz etme imkanı yoktur.

Misalimizin herkes tarafından malum olduğu düşünülen bir misal olması, konunun derinliğinin idrakini zorlaştırabilir. Zira matematik dünyada, 100 yıldır (çok daha uzun süredir çözülmeyi bekleyenler var) çözülmeyi bekleyen onlarca sorudan herhangi biri incelenirse konu daha anlaşılır olacaktır ümidindeyiz. Bahsedilen bu sorular üzerinde, binlerce matematikçi, onlarca senedir zihin mesaisi yapıyor. Her birisi bu soruların, mevcut bilgilerle çözülebileceği öngörüsüyle soruları çözmeye yelteniyor, kimisi uzun uğraşlardan sonra çözüme yaklaştığını öngörürken yanıldığını son anda farkediyor, kimisi de daha en baştan ulaşacağı noktayı zihninde canlandırıyor ve canlandırdığı bu sonucun(ki bu da bir öngörüdür) doğru olacağı öngörüsüyle yapıyor çalışmalarını. Bu çalışmalardan bir kısmı müsbet sonuçlanıyor, bir kısmı menfi.

Büyük sorular’ın çözümünde, öngörülerin çoğu yanılıyor ya da sonuçlanmıyor. Çok küçük bir azınlığın öngörüleri, gerek derin ve geniş zeka ufkuna daha çok yaklaşmış olmalarıyla, gerek de daha önceki birikimlerden faydalanmaları suretiyle doğru neticeleniyor. Bu zihin mesaileriyledir ki yeni keşifler mümkün oluyor, yeni ufuklar açılabiliyor. Çözüme yanlış bir yoldan devam eden bir bilim adamı bile, yolun bir yerinde başka bir konudaki başka bir doğruya ulaşabiliyor. Bilim tarihi, yanlışlıkla ya da amaçlanmamışken yapılan keşiflerle doludur. Hepsi de zihni öngörünün, aklı harekete geçirmesiyle yapılmıştır. Burada esas olan yola koyulmaktır, yolda olmaktır. Maksada hasıl olmaksa ayrı bir konudur.

Toparlarsak, öngörü her bir ilim dalının kendi teorik alanında gerçekleşiyor, teorik alan ise zamana ve mekana ihtiyaç duymuyor, çünkü ilgilenmiyor.

2 +2 = 4 eder teorik önermesi, dünyadaki herhangi bir zamanda ve mekanda doğrulanabilir. Peki aynı misali kehanet konusuna nasıl uyarlayabiliriz? İnceleyelim…

KEHANET KAVRAMI VE SAPKINLIĞININ MAHİYETİ 

En baştan ifade etmekte fayda var ki, kehanet kavramı, bizzat tanrılık iddiasını beraberinde getirir. Bu manada bir şirk anlayışından başka bir şeyle neticelenmez.

Kehanetlerin tümünde, bir cisim, zaman ve mekan bahsi ihtiyacı ortaya çıktığı herkesin malumudur. Yani kehanetlerin var olma iddiası, teorik alanda değil, pratik alanda var olduğudur. Bu manada kehanet, külli kadere bizzat vakıf olma iddiası gerektiriyor(haşa!).

Filanca olayın, falanca yerde filanca zamanda gerçekleşeceğinden bahsediliyor olması kehanet kavramının 3 ana unsurunu(cisim, zaman, mekan) çıkarıyor karşımıza.(Cisim de esasen bir mekan arzeder ancak buradaki misalin daha net anlaşılması için ayrı bir unsuz gibi bahsetme ihtiyacı var.)

Günümüze en yakın kehanet örneği, insanların zihinlerini medya aracılığıyla günlerce meşgul eden Maya Takviminden çıkarılan 21 Aralık 2012 de dünyanın sonunun geleceği kehanetidir. Dikkat edilirse cisim bellidir; dünya. Mekan bellidir; Dünya’nın içinde bulunduğu uzay. Zaman bellidir; 21 Aralık 2012. Zihnimizde kolayca canlanması açısından verdiğimiz bu örnekten sonra, müsadenizle, 2 ile 2 nin toplamının 4 edeceği konusunun nasıl kehanet haline getirilebileceği sorusunu irdeleyelim. Bunun için tahmin edeceğiniz üzere elmalara ihtiyacımız olacak.

2+2=4 işlemini 2 elma 2 elma daha 4 elma eder şeklinde ezberlemiş olan zihnimiz, sayısal kavramları teorik olarak algılamak yerine dış dünyada tecessüm etmiş hallerini hayal etmeye kendini mecbur bırakılıyor. Burada atlanan, ya da yok sayılan zaman’ın ve mekan’ın mahiyetinin sorulmaması, zihinleri bu büyük yalana aldanmaya mehkum ediyor. Hal bu ki bu tarz bir soru, gerçek manasıyla şu şekilde sorulabilir; t0 zamanında, X mekanda birlikte olarak bulunan 2 elma ile, t1 zamanında, Y mekanda birlikte bulunan 2 elma, t2 zamanında Z mekanda kaç elma olarak bir araya gelir?

Tahmin edersiniz ki 4 elma cevabı, bu sorunun sınırsız sayıdaki cevaplarından sadece bir tanesidir. Bu sorunun cevaplanabilmesi için sınırsız sayıda ihtimalin kişiye malum olması gerekiyor. Burada elmanların yolda ve zamanda başlarına geleceği ya da maruz kalacağı sınırsız sayıdaki etki yok sayılıyor. Bu sınırsız sayıdaki ihtimal içerisindeki her bir ihtimalin gerçekleşmesi için oluşan sınırsız ihtimal ve bu örgünün derunî devamı, insanın aciz aklıyla geleceği bilmesinin, herhangi bir kehanette bulunmasının imkansızlığını dipdiri karşımızda dikiyor. Bir cisimden bahsediyorsak, bu cismin üzerinde var olduğu bir mekandan da bahsetmek zorunluluğu vardır ve bu cismin, o mekanda ne zaman var olduğundan bahsetmez isek, bir şeylerin eksik kalacağı aşikar hale gelir. Bu manada anlaşılırlığı artırması ümidiyle örneğimizi biraz daha somutlaştıralım. Dün Çanakkale’de, birlikte bulunan 2 elma ile, bugün gün Kahramanmaraş’ta birlikte bulunan 2 elmanın, Yarın Ardahan’da 4 elma olarak bir araya gelebileceğinden emin olunabilir mi? Eğitim sistemi kendi saçma ve basit kehanetlerini, küçük yaşlardan itibaren zihinlere zerkediyor. Bu akli birikimle, bırakın 2 ile 2 nin toplanmasını, 1 in bile yalın haliyle idrak edilebilmesi ihtimalinden bile bahsedilemez.

Sıklıkla bahsini ettiğimiz “Batı Çöküyor” konusunun bu anlamda bir kehanet iddiası gibi algılanması, zihinlerde yerini bulamamış olan medeniyet tasavvurundan kaynaklanıyor. Lafı çokça uzatmadan bu minvalde yapılacak izah şudur; Batı Medeniyeti Çöküyor, zira bu medeniyet anlayışı çöküyor. Bu anlayışın şu anda batılı devletlerde hakim olması durumu, Batılı devletlerin de çöküşünü beraberinde getiriyor. Bu medeniyetin kaynağının, Batılı olması durumu bu çöküşün batıda gerçekleştiği gerçeğini doğuruyor. Misalen, şu anda dünyadaki batının doğuda, doğunun da batıda olduğu bir durum olsaydı, o zaman bugün söylenen Doğu çöküyor olurdu. Bahsi edilen batı ve doğru kavramlarının, salt coğrafi batı ve salt coğrafi doğu olarak algılanması konusu zaten apayrı bir facia. Batı Medeniyeti teorik olarak çöküyor, gün geldiğinde, pratik alemde gerçekleşecek olan, bu bahsin tamamen dışındadır. Esas itibariyle çöken medeniyet anlayışıdır, bu anlayışın çöküyor olması durumu bugün batıya hakim olması konusundan bağımsız olarak değerlendirilemediğinden zaten mahiyeti anlaşılamıyor.

İnsan, öngörülerini ancak teorik alanda gerçekleştirebilir ki bu öngörüler de insani melekelerin imkan alanı dışına çıkamaz. Akli-teorik öngörünün zahir-fizik alemde tezahür etmesi, edecek ya da etmeyecek olması durumunun bilgisi ise yalnızca Allah(C.C.) katında bulunur.

Herşeyin en doğrusunu Allah(C.C.) bilir, o Alim ve Hakim olandır.

Sinan Demir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir