OSMANLI’DA MEDRESE

OSMANLI’DA MEDRESE

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Medrese bir eğitim kurumu olarak Selçuklular zamanında boy göstermeye başladı. Ünlü vezir Nizamülmülk bu işe öncülük ettiği için genellikle onun adına kuruldu ve adına da Nizamiye medreseleri dendi.
Selçuklu devleti İran topraklarında kurulduğu için İran kültürünün etkisinde kalmış bu yüzden Nizamiye medreselerinde Farisi kültürü hakim olmuştu. Bu yüzden Selçuklu devletinin yönetici kadrosu kültürel dezenformasyona uğramış ve Farisileşmiş kişilerden oluşmuştu. Bu kişilerin devlete bağlılığı ve sadakati oldukça sınırlı olmuştu.
Osmanlılar ilk medreseyi Orhan Bey zamanında İznik’te Orhaniye medresesi adıyla açarken bunun eğitim dilinin Arapça olmasına ama eğitimde Türklük ve İslam geleneklerinin baskın olmasına azami özen göstermişlerdi. Osmanlılar büyük devlet olmanın büyük insanlar yetiştirmekten geçtiğine inandıkları için eğitim ve medrese işine azami özen göstermişlerdi.
Bursa alınınca açılan Muradiye Medreseleri yüzlerce şubesi ile eğitimi tabana yaydı. İstanbul alındıktan sonra da Semaniye medreseleri en önemli ilim merkezi oldu.

Fatihten sonra Medrese eğitimi içinde bulunduğu çağın en yüksek medeni icaplarını yerine getiren temel kurumlar haline dönüştü…
*Fatih’in Medrese Eğitimine Verdiği Önem
Bilim ve tekniğin insanlığın gelişiminde ne derece hayati bir rol oynadığı bilinmektedir. Bu yüzden Fatih İstanbul’u bir ilim merkezi haline getirmeye çalıştı. Dünyanın her yerinden yüksek ücretlerle ilim adamları Samaniye medresesine transfer edildi.
Fatih’in bilime verdiği önemle ilgili sayılamayacak kadar çok örnek vardır. Bunlardan bir ikisini söyleyip geçelim; İstanbul’un fethi sırasında asker sayısı yetersiz kalmış, bir defalığına medrese talebelerinin silah altına alınması teklif edilmiş ancak Fatih bunu kesin olarak reddetmiştir. “medrese talebelerinin ilimle iştigal ederek yaptıkları iş, bizim burada savaşarak elde ettiğimizden çok daha önemlidir” demiştir
Semaniye medreseleri her yönüyle mücehhez bir üniversite olarak kurulmuştur. Fen, sosyal ve din bilimleri bir arada verilmiştir. Sekiz medreseden oluşan bu büyük külliyede dersleri takip edebilmek için Fatih de kendisine bir oda tahsis edilmesini istemiştir. Ancak bunun mümkün olmadığı, suhte odalarının sadece talebeler için yapıldığı, padişahın böyle bir sıfatı olmadığı için oda verilemeyeceği söylenmiştir. Fatih talebe olmak için ne yapmak gerektiğini sormuş ve sınava girmesi gerektiğini öğrenmiştir. Bunun üzerine bir komisyon kurulmuş ve Fatih’e birçok soru sorulmuş, hepsine eksiksiz cevap vererek sınavı başarmış böylece odasına kavuşmuştur.
İstanbul alındıktan sonra yapılan ilk iş Ayasofya’nın cami yapılması değildir. Zeyrek’te eski bir manastır medreseye tahvil edilmiş ve burada ertesi gün Alaaddin Ali Tusi ilk dersini vermiştir.
Toplam yedi yabancı dil bilen Fatih, İstanbul’un fethi sırasında yapılan topların balistik hesaplarını bizzat kendisi yapmıştır.
Ortaçağlar boyunca hep cadı avına muhatap olmuş olan aydınlar ilk defa farklı bir muamele görmüştür. Daha 17. asında yaşanan Galile olayı bağnazlığın boyutlarını göstermesi açısından hayli ilginçtir.
Fatih’in ilim adamına verdiği önemi anlatan çok güzel bir örnek vardır. İstanbul’un fethi ile beraber Topkapı’dan şehre girerken Akşemseddin önde Fatih arkada yürümektedir. Bizans halkı doğal olarak Akşemseddin’i padişah sanıp ona çiçek uzatmışlardır. Akşemseddin padişahı işaret ederek insanları ona yönlendirmiştir. Ancak Fatih hocasını işaret ederek İstanbul’un gerçek fatih’i odur demiştir.
Yine ilim ve ilim adamına ne kadar kıymet verildiğini gösteren şu sözü meşhurdur; “Siz benim bu kalanın alınışına sevindiğimi zannedersiniz ama aslında ben buna sevinmem. Akşemseddin gibi bir zatın benim zamanımda olduğuna sevinirim.”
Osmanlı tarihinin sonraki dönemleri için çok eleştirilen bir konu vardır. Dini taassup yüzünden batıdaki bilimsel ve teknik gelişmelere uzak kalınmış, bu yüzden Osmanlı Devleti gerilemiştir. Bunun böyle olmadığı Fatih dönemindeki örnekten bilinmektedir. Zira Fatih denizlere hâkim olmanın dünya hâkimiyeti açısından önemini kavramış, bu yüzden Osmanlı denizciliğini çağın en ileri tekniği ile donatıp geliştirmek istemiştir. O zamanlarda bu konuda en ileri olanlar Venediklilerdir. Venedik’ten çok sayıda usta ve mühendis getirtilerek Gelibolu ve Haliç tersanelerinde modern gemiler inşa edilmiştir. Hatta bu yüzden bizim denizcilik literatürümüz İtalyancadır. ( Güverte, fora, alabora, alabanda, alarga gibi.)
Macar asıllı topçu ustası Urban da İstanbul’un fethi sırasında top imalatında büyük katkıları olan biridir. Tekniğin transferi konusunda asla taassup yoktur. Fatih medeniyetinde bilim de teknik de evrensel değerlerdir. Çin de bile olsa gidilir alınır.

*Ana Hatları İle Medrese Eğitimi
Osmanlıda toplam 4400 adet medrese vardı. Her medrese 12 bölümden oluşurdu. 4 ana bölüm vardı. İbtida, Musile, Sahn, Darül Hadis.. Birini bitiren diğerine başlardı ama Medresede sınıf geçme usulü yoktu. Ders geçme usulü vardı. Genellikle ezbere dayanırdı. Bu sebepten alim olan zat kitap araştırıp karıştırmaz zaten bilgi ezberinde hazır olurdu. Bu da daha hızlı araştırma ve ilerlemeye sebep olurdu.
Medreselerde rahle-i tedris denilen bir yöntem uygulanırdı. Hoca yıldız gibi merkeze oturur talebelerde hilal gibi etrafına dizilirdi. Karşılıklı sohbet şeklinde ders işlenirdi. Suhte odalarında yapılan derslerde öğrenci sayısı ortalama 12 kişi olurdu. Yanlarda pencere olmaz ışık kubbenin üstünden gelirdi.
Medreseler bir külliye dahilinde olduğu için öğrenci sosyal hayatın içindeydi. Bu da öğrencilerin her yönüyle sağlam bir eğitim almasına neden olurdu.
ŞEVKİ KARABEKİROĞLU skarabekir58@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir