OSMANLININ MEDENİYET SEVİYESİNE BİR MİSAL

OSMANLININ MEDENİYET SEVİYESİNE BİR MİSAL
Osmanlı, Kemalist Cumhuriyet Rejimi tarafından ortaçağ karanlığına ait gayriinsani bir devlet, ve cemiyet nizamı olarak tasvir ve tarif edilegeldi. İnsafsızlığın, vicdansızlığın, alçaklığın ve hatta hainliğin bu çapı, tarihte görülmemiştir. Kemalistlerin bu türden hafifmeşreplilikleri ve batının bu ülkedeki beşinci kol faaliyet misyonerleri olduğu malum fakat bazı Müslümanların da Osmanlıyı aynı şekilde veya benzer şekilde tasvir etmeleri büyük bir bahtsızlık. Üstelik İslam’dan hareketle bunu yapıyor olmaları da tam bir idraksizlik.
Osmanlının medeniyet seviyesine, İslam’ı hangi derinlikte anladıklarına ve tatbik ettiklerine dair küçük bir misal… D. Mehmet Doğan, “Tarih ve Toplum” isimli eserinin 106. Sayfasında bir hadise naklediyor. Şimdiki adıyla “tüketiciyi korumaya dair” bir nakil… “İhtisap kanunnameleri”nden nakledilmiş. Şöyle;
“Ayakkabılar kaç gün dayamalıdır:
Bilcümle çizmecilerin ve paşmakçıların ve babuccuların işledükleri cizme ve babuc ve gayrı akça başına iki gün hisabı vardır. Bunların gibileri görüb gözedeler her kangı cizme ve babuc ve başmak ve gayrı akça başına iki gün hisabı üzere tamam olmadan delinür ise veya sökülürse dikici suçludur. Kıymeti ne ise ol miktar cerime alınır. Eğer gön ve sahtiyan delinür ise debbağ suçludur. Eğer sökilür ise diken suçludur. Eğer bıcakla kesilür ise diken suçludur”.
Bu nedir şimdi? O en ileri olan batı medeniyeti “tüketici haklarını” hangi asırda tanıdı? Tüketiciyi korumaya dair tanzimlerini ne zaman yaptı? Türkiye Cumhuriyeti bu işi ne zamandır yapmakta? Batı bu seviyeye yirminci asırda geldi, Türkiye Cumhuriyeti ise yirmi birinci asırda, Osmanlı ise asırlarca önce… Dikkat edin birkaç yıl önce değil, birkaç on yıl önce değil, bir asır önce de değil, asırlarca önce… Kim ileri kim geri? Hem de ne kadar geri.
Osmanlı bir misal üzerinden konuşulacak hadiseler demeti değil tabii ki. Fakat seviyeyi bazen bir misal bile göstermeye kafidir. Bu misalden çok daha derin ve harikulade müessese ve tatbikat misalleri bulmak kabil.
Osmanlı ile ilgili hoyratça konuşanlar, kuralsız ve nispetsiz şekilde tenkit edenler için iki ihtimalden birine varittir. Ya Osmanlı hakkında misilsiz şekilde cahildirler veya “özel bir misyon” sahibidirler. Özel misyon, siyasal ve kültürel ajanlıktır. Osmanlı, İslam medeniyetidir ve İslam’ı son yedi asırda en derin en geniş ve en mütekamil anlayan, bu anlayışın müesseselerini ve tatbik şartlarını üreten uzviyettir. Dolayısıyla Osmanlı aleyhine olanlar hakkında iyi niyetli düşünmemiz mümkün değildir. Osmanlının şahsında İslam’a saldırdıklarını biliyoruz.
Osmanlının aleyhine konuşanlar, misallerini son dönemden verirler. Çökmekte olan medeniyetin son can çekiştiği (sekerat halindeki) misallerden hareketle tenkit etmeye çalışırlar. Seviyeleri tam olarak misali aldıkları yerle ilgilidir. Ölmek üzere olan adamın can çekişmesine bakarak şahsiyet tasvirleri yapmak veya hasta adamın odasına birisi girdiğinde ayağa kalmadığını söyleyerek tenkit etmek gibi bir hafifmeşrepliliktir. Tüm bunları söylerken, Osmanlının yanlışları olmadığını söylemek gibi insanın ve hayatın tabiatına aykırı laflar etmiyoruz. Mesele, İslam’ı, medeniyet çapında anlamak ve tatbik etmenin dahiyane son misali olan Osmanlının seviyesizce, hoyratça, bazen de haince kötülenmesidir, bu tavır sadece ve sadece Kemalistlere yakışır, asla ama asla Müslümanlara yakışmaz.
Müslümanlara yakışan, son İslam medeniyeti üzerine araştırma ve çalışmalar yaparak, İslam’ın tatbik müesseselerinin nasıl inşa ve ihdas edildiğini, nizami çerçevelerin nasıl teşkil edildiğini, tezatsız bir cemiyet ve devlet hayatının nasıl inşa edildiğini anlamaya gayret etmektir. Osmanlı, İslam medeniyetinin son misali olduğu için, İslam’ı medeniyet çapında anlama ve tatbik etmenin de son misalidir. Şimdiki Müslümanların bedevi haline bakınca, Osmanlının ne kadar büyük bir idrak ve tatbik ufkuna sahip olduğu görülüyor.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir