ÖZEL İMAM HATİP OKULLARI AÇILMALI

ÖZEL İMAM HATİP OKULLARI AÇILMALI
İmam Hatip Okullarının orta kısmı açıldı, milletimize hayırlı olsun, Allah hükümete ecrini versin. Artık meselenin yeni boyutunu konuşmaya başlayabiliriz. Özel imam hatip okulları açılmasını gündemimize almalı, meseleyi çerçevelemeli, modeller oluşturmalıyız.
Özel imam hatip okulları tam olarak bizim istediğimiz gibi bir okul olmasa da, mevcut eğitim sistemi içinde bize en yakın okul çeşididir. Cenab-ı Allah’ın dinini öğretmeyen okul, bizim maarif anlayışımızın içinde yoktur. Bu yaklaşım, tabii ki müspet ilimlerin tahsilini reddettiğimiz manasına gelmez. Hakikati öğretmeden, hakikatin kesrette (çoklukta) sayısız parça halindeki tecellilerini öğretmenin bir manası ve kıymeti yoktur.
Mevcut özel okulların (ve devlet okullarının), imtihana ayarlı öğretim modeli, çocukları “şahsiyet” sahibi yapmak için değil, şahsiyetsiz de olsa başarılı olma hedefine kilitlemiş durumda. Buradaki başarı hikayesi veya tarifi nedir? Sonu üniversite imtihanı olan bir imtihanlar sürecinde elde edilecek başarıdır ve üniversitelerin “yüksek meslek lisesi” olduğu bir ülkede başarı, meslek sahibi olmak yani para kazanmaktır. Doğrudan veya dolaylı olarak aynı neticeye çıkan birçok eğitim-öğretim sürecinin yayıldığı, kanıksandığı ülkede, imam hatip okulları (ortaokul ve lisesi), şahsiyet inşa edecek bir maarif müessesesi haline getirilebilecek en uygun kurum modeli olarak görünüyor.
Bahsini ettiğimiz meselenin ne kadar zor olduğunun farkındayız. Özellikle de Türkiye’nin cumhuriyet dönemi kültür kırıntılarıyla nasıl bir iklim oluştuğunu bildiğimiz için. Maddi durumu müsait olan Müslüman ailelerin bile çocuklarını imam hatip okulları dışında, başarıya kilitlenmiş özel okullara gönderdiğini bildiğimiz bir vasatta, teklifimizin tatbikinin zor olduğu, uzun bir süreç gerektirdiği malum. Daha kestirme, daha doğru, daha faydalı bir teklifi olanlar için söyleyeceğimiz bir şey yok ama daha iyi bir teklifin olmadığını zannettiğimiz bu vasatta, işin zor olması tabiidir.
*
Osmanlıda medreselerin çoğunluğu vakıflara aittir. Medreseler ücretsizdir ve üstelik ilim talebiyle gelen öğrencilerin ihtiyaçları da vakıf-medrese tarafından karşılanır. Halkın geçmişte imam hatip okullarına nasıl kaynak aktardığı, tüm binaların halk tarafından yapıldığı, cari giderlerin bile bir kısmını karşıladığı malum. Bu cihetten bakıldığında özel imam hatip okullarının mali kaynak meselesinin kolay çözüleceği düşünülebilir.
Vakıflar, dernekler, başka sivil toplum kuruluşları, zengin Müslümanlar bir araya gelmeli, sadece imam hatip okulu kurmak ve işletmek için hususi vakıflar teşkil etmeli, ülkenin her şehrinde yatılı imam hatip okulu kurmalıdır. Öğrencilerden para talep etmeyen, öğrencilerin temel ihtiyaçlarının da karşılanacağı vakıf imam hatipler kurulmalı, her imam hatip bulunduğu şehirde imtihanla öğrenci almalı, toplumun “zeki” çocuklarını toplamalı, Anadolu’nun “zeka sekretaryasını” temsil edecek birer müessese halini almalıdır.
Mevcut özel okullar gibi ticari sebeplerle de kurulacak ve işletilebilecek olan imam hatiplerin, özel okul olmanın ötesinde “hususi” bir okul haline getirmek gerekir. Bunun yolu, ücretsiz özel okul yapmak, öğrencilerin temel ihtiyaçlarını (konaklama, gıda, kıyafet gibi) karşılamak ve derinleştirilmiş bir talim ve terbiye nizamına tabi kılmaktır. Her şehirde en azından bir okul hacmi kadar, tüm kaynaklar seferber edilerek talim ve terbiye alınması gereken “yüksek zeka” sahibi çocuk ve genç vardır. Müslümanların eğitim-öğretim alanında atacakları (bu günkü sistem içinde) en büyük adım, bu şartları havi olan özel imam hatip okulları kurmak ve işletmektir.
*
Yüksek zekalı çocuklar seçilecek şekilde kurulacak özel imam hatip okullarında öğrenciler, temel İslami ilimler ve müspet ilimlere yönlendirilebilir. Ülkedeki orta ve yüksek öğretimin “tatbikat ilimlerine” yöneldiği ve yoğunlaştığı malum. Tatbik ilimleri (uygulamalı bilimler), temel ilimlerin elde ettiği verimleri tatbik ederler, bu sebeple ilimde gelişme ve keşif, tatbik içimlerinde değil, temel ilimlerde gerçekleşir. Biyoloji gelişmezse onun tatbik ilmi olan tıp gelişmez, fizik gelişmezse teknoloji geliştirilemez. Tatbik ilimlerindeki gelişmeler, montaj sanayi gibi bir şeydir, Türkiye bu oyuna gelmiş görünüyor, temel ilimler çok geri sıralarda kaldı.
Özel imam hatiplerdeki öğrenciler, İslami ilimlere yönlendirildiğinde, ortaokul yaşlarında başlayacak olan bu ilimlerin tahsili, ciddi mesafeler alınmasına yardımcı olur. Özel imam hatiplerin devamı mahiyetinde kurulacak birkaç adet özel üniversitedeki İlahiyat Fakültesinde, İslami ilimlerin tahsil ve tedrisi ciddi noktalara ulaşabilir. Sahih İslam anlayışına sahip, sıhhatli zihni ve kalbi evrene malik, hacimli akıl terkibine kavuşmuş, son zamanlarda pek görmediğimiz “İslam Alimleri” yetiştirilebilir.
*
İslami ilimler ve müspet ilimler şeklinde yapılacak ikili tasnifte, İslami İlimleri tahsil edecek olanlara müspet ilimlerin anlayış ve kültürü, müspet ilimleri tahsil edecek olanlara İslami İlimlerin anlayış ve kültürü verilir. Bir havzada ilmi derinleşmeyi gerçekleştirirken, diğer havzanın anlayış ve bilgilerine sahip olarak, İslam ile müspet ilimler arasında birkaç asırdan beri yıkılmış olan köprüleri yeniden inşa edecek kadro yetiştirilebilir.
Müslümanın vazife ve mesuliyetinin dünyada, ahiretin mükafat ve ceza alemi olduğunu anlayacak, dünyadaki vazife ve mesuliyetini yerine getirecek çapta müspet ilimleri tahsil eden, ahirette mükafata kavuşmak için bunları tatbik eden bir nesil. Diğer taraftan dünyadaki vazife ve mesuliyetini yerine getirmenin mikyasının (ölçüsünün) İslam’da olduğunu, bu sebeple İslam’ı anlamadan mesuliyetini yerine getiremeyeceğini anlayan bir nesil. Bu çapta girift ve zor bir işin, bazı bilgi ve düşünce kırıntılarıyla gerçekleştirilemeyeceğini anlayacak, sadece İslam’ı öğrenmenin hayat altyapısında sekülerleşmeyi kaçınılmaz kılacağını bilecek, sadece müspet ilimleri tahsil etmenin İslam’ı ihmal etmek olduğunu kavrayacak bir nesil. Müspet ilimlerdeki gelişmelerin Müslümanların dışında gerçekleşmesini ağır bir mesuliyet ihlali olarak anlayacak, bu anlayışın tabii neticesi olarak mevzua vaziyet edecek, İslam’ın varlık telakkisinin (ontolojisinin) pençesini müspet ilimlere, dolayısıyla eşyaya (varlığa) geçirecek çapta “külli anlayış” hacmine ulaşacak bir nesil. Müspet ilimlerdeki mevcut bilgi ve verimlerin, ancak ve ancak İslam’ın varlık telakkisini teyit edecek malzeme mesabesinde olduğunu idrak edecek, aksine her bilgi vahidinin bilim adamlarının zihni çarpıklıklarını, savrukluklarını, zafiyetlerini gösterdiğini, başka türlü olmasının asla mümkün olmadığını, İslam’dan elde ettikleri “külli kavrayış” ile fakat müspet ilimlerin verileriyle bilim piyasasına en muhkem şekliyle serpecek bir nesil.
Tabii ki kolay olmayacak. Belki birinci nesilde gerçekleşmeyecek, belki ikinci, üçüncü nesilde de gerçekleşmeyecek. Zaten mesele, bu neslin (kadronun) ne zaman gerçekleştirilebileceği değil, bu nesli yetiştirmenin “hedef” haline getirilip getirilmeyeceğidir. Temel soru, böyle bir hedefimiz olmalı mı olmamalı mı?
Böyle bir hedefimiz olmalıysa, haydi işbaşına…
Not: Bir sohbette bu meseleyi gündeme getiren ve dikkatimize sunan Hulusi Demir’e teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir