PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ-11-

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ -11-

Sabetaycılık. 17. Yüzyılda ortaya çıkan, kimi kaynaklara göre İsrailoğullarının yarısını etkilemiş bir akım.. Prof. Scholem’e göre Sabetaycılık, 16. Yüzyılda yani Yahudilerin İspanya’dan sürgün edilmesinden sonra yazılmış Luria Kabalasının bir yorumu.

Kimi araştırmacılara göre sürgün halkın mesih, kurtarıcı beklentisini arttırdı. Yahudilikte tarih mesih-kralın gelişine doğru akar. Amaç, yeryüzü krallığının kurulmasıdır. Luria, öğretisiyle Yahudilerin mesih beklentisini pekiştirdi ve Scholem’e göre Sabetay Sevi bu beklentiye bir karşılık olarak sahneye çıktı. Elbette hurufilik ve cifir gibi batıni ilimler de Sevi’nin mesihliğini ilan etmesinde destekleyici unsurlar oldu.

Sabetay ibahi bir din anlayışı getirdi. Yani günahların artık yok sayıldığı hatta günaha girmenin sevap sayıldığı bir din. Çünkü mesih geldiğinde yeni bir tevrat getireceğine inanıyorlar. Sabetay da mesih olduğuna göre artık eski tevratın kurallarına uymaya gerek yok.

Sabetay’a göre, iki tane tevrat var. Biri ‘atzilut’, diğeri ‘beriah’. Bunlardan biri Hz. Musa’ya dağda verilen, diğeri ise buzağıya tapmalarından sonra inen. Diyor ki artık hakiki tevrata uymanın zamanı. Yeni tevratta eskiden günah bilinenler mesela ‘zina’ artık serbest.

Kanımca modernlik denen şey esasen, Sabetaycı zihniyetin yoğun finansman yoluyla diğer kültür ve dinleri yok etme, boğma girişimidir ki bundan oldukça başarılı olmuş ve Sabetaist zihniyet farkında olmadan milyarlarca insan tarafından benimsenmiştir. Ki Sabetaycılığın radikal bir kolunun esas amacı da müslüman veya hristiyan hatta musevi gibi gözükerek o dinleri içten yıkmak, çökertmek, ahlaki kokuşmaya neden olmaktır. Bunun da altında yine Kabala öğretisinin Sabetaycı yorumu vardır.

Luria’ya göre, evren ilk yaratıldığında büyük bir kaza olur. (shevirah) Bu kazada ilahi kaynağından kopan kıvılcımlar/nurlar (litzotzot) evrene yayılır ve ‘Kelipot’ adı verilen kapsüller içinde sıkışıp kalır. Kelipotlar kötülüğü temsil eder. Luria’ya göre, insanın ilahi görevi, ‘kelipot’ların içinde saklı kalmış tanrısal kıvılcımları tekrar kaynağına döndürmektir. Yani ‘kötü’lerin içindeki ışığı çekip almak gerekir. (Tikkun) Bu ise tam anlamıyla ancak kurtarıcı mesihin yeryüzüne inmesi ile gerçekleşebilir. İspanya’dan sürgün edilmiş yahudilere bir umut kapısı olur bu öğreti. Mesih her an gelebilir ve onların Hz. Süleyman devrindeki gibi tekrar yeryüzünde hakim olmalarını sağlayabilir.

Ütopiktirler. Tek dünyalı bakışaçıları yüzünden ahiretin mesela cennetin şartlarını dünyada kurmaya çalışırlar. Mesela cennette hiç kötülük yoktur. Ama cennet için olan bu kanun dünya şartlarında gerçekleştirilemez. İmkansızdır. Judeo-Politeist zihniyetin ütopyacılığı onları kötülüğü yok etmek gibi imkansız bir emele kaptırtabilir. Onlara göre bunun iki yolu vardır.

1. Ya dünya tamamen iyilikle doldurulmalıdır. Çünkü her iyilik kelipot içinde sıkışıp kalmış ışığı serbest bırakacak. Keli- potlara hayat veren ilahi ışıklar tükendiğinde ise kelipot -yani kötülük- besin kaynağı kalmadığından yok olacaktır. Luria’nın öğretisi bu yolu önerir. İnanlar, ilahi kanunlara riayet etmeli, bol ibadet ve nefis tezkiyesiyle daha iyi bir insan olmaya çaba- lamalıdırlar.

2. Ya da tamamen kötü olmalıdır. Kötülükler artarsa ke- lipotların içindeki kıvılcım miktarı artar. Bir zaman sonra da fazla yüklemeden dolayı patlar ve yok olurlar.

İnsan mükemmel değildir. Bu yüzden, kötülüğü yok etmek için birinci yoldan gitmek beyhude bir çabadır. Öylese ikinci yolu tercih etmelidir. Ancak böyle yeryüzü kötülüklerden arındırılabilir. Kötülüğün ortadan kalkmasıyla birlikte iyilik hakim olacak ve yeryüzü krallığı kurulacaktır. Onlar düşmanları olan diğer dinleri de bu şekilde yıkarlar. İçten, ahlaki kokuşmayı sağlayarak onların çökmesi, yok olması için medya, finans, eğitim artık ellerinde ne varsa kullanırlar. Zira kozmolojik inançlarına göre mesela müslümanları yıkmanın yolu onların ahlaksızlığını arttırmaktır. Böylece kelipotların, yani müslümanların içindeki kıvılcım artacak ve bir süre sonra ise fazla şişmeden patlayacak, yok olacaklardır. Yani amaç müslümanların manevi değerlerini yok etmek, nurlarını alarak onların yok olmasını sağlamaktır. Ve bu inanışa mensup olan Yahudiler için dini bir vecibedir bu. Amentüleri böyledir. Onlar kendilerini şöyle kandırırlar: ‘Bizim amacımız kötülük değil iyilik. Kalbimiz temizse yaptığımız kötülüklerden do- layı hesaba çekilmeyeceğiz. Zira biz kötülüğü, tevrattaki ka- nunlara aykırı hareketler etmeyi iyilik için seçiyoruz. Yani biz tevratı ihlal ederek tevrata uymuş oluyoruz.’ (Bit- tulah shel torah zehu kiyyumah) Osmanlı topraklarında Sabetay ile elbet- te bu başlayan bu akım daha sonra 18.yüzyılda Jacob Frank ile Avrupa’da devam ediyor. Yine benzer ibahi bir anlayış var. Elbette zenginler arasında özellikle çok ilgi görüyor. Neden? Çünkü nefsani arzularını tatmin etmek için en çok kaynağa on- lar sahipler. Ahlaksızlıklarını kitabına uydurabiliyorlar artık. Jacob Frank’in öğretisi Kabala’dan biraz daha farklı. Onun ki paganizme daha yakın bir öğreti. Düalistik Gnostisizm diyebi- liriz. Jacob Frank de Sabatay Sevi gibi sınırsız cinselliği, ahlaki sınırlamaların kaldırılmasını telkin etti müritlerine. Amaç, tüm dinleri ve kültürleri yok etmekti. Neden? Çünkü bu dünya kö- tülük tanrısının yarattığı dünyaydı. Eğer siz dünyayı kötülük tanrısının yarattığına inanırsanız o halde dünyadaki ahlaki sınırlamaların da kötü olduğunu düşünürsünüz.

İşte iyi tanrıya yani hakiki tanrıya ulaşmanın yolu dünyadaki sistemlerin özellikle dinin toptan yıkılması ile gerçekleşebilir. Frank, sınırsız hayat, günahsız din anlayışıyla Avrupa’nın zengin aristokratlarını çevresine toplamayı becerdi. Nefislerin- deki azgınlıklara ‘kulp’ bulanlar, fıtri inanç boşluklarını dolduran öğretiyi zevkle benimsediler. Frank 1791’de Almanya öldü. Ama müritleri ‘Hıristiyan’ ‘Musevi’ maskesi altında onun öğretileri doğrultusunda yaşamaya devam etti. Aynı şekilde Hristiyanlığı ve Museviliği tamamen bitirme, onların ahlaki öğretisini hiçleştirme göreviydi bu. Ne ilginçtir ki, İlluminati adlı masonik teşkilatın kurulması, ‘Cehennem Ateşi (Hellfire)’ kulüpleri de Frank’in öğretisinin yayıldığı tarih ve coğrafyalara isabet ediyordu.

Gerek Sabetay’in ibahi anlayışı, gerek dualistik gnostiklerin ahlaki nihilizme götüren tasavvurları hazda süreklilik amacını güden zümrenin kitabına uydurmasına ola- nak sağlıyor. Mesela onlara göre cinsel tabular olmamalı. Bu durumda ‘porno endüstrisine’ büyük yatırımlar yoluyla bunu yayabilir. Veya kendi ahlaki değerlerine uygun filmleri finanse etmek yoluyla.

Ünlü bir hahambaşı Antelman, Henry Kissinger’in Sabetaist olduğunu açıkladı. Henry Kissinger 20. Yüzyılda dünya siyasi arenasının en aktif isimlerinden biri. Öte yandan yine ABD’nin en prestijli Yahudi üniversitesi Brandeis’a adını veren Louis Brandeis yine bir Frankçi.

Bu noktada şunu da hatırlatmakta fayda var. Sabetaycılığın da birçok kolu var. Bizim bahsettiğimiz ise en radikal olanı. Yani her Sabetaycı aynı fikre sahip değil. Lakin milli güvenlik açısından Yahudiliğin bu radikal kolunu bilmek mühim. Çünkü bunlar ‘Tefeci Elitler’ adıyla işaretlediğimiz maddi yönden güçlü bir grup. Bu yüzden de sayıları az da olsa tarihin akışına etki edebiliyorlar. Yoksa bu kadar bahsetmezdik.

Ayrıca bu adamlar ille de Yahudi ırkına mensup olması da gerekmez. Ju- deo-Politiest dememizin sebebi de bu. Esasen bu öğreti taa eski Mısır’a kadar gider ama biz şimdilik burada kalalım. Ama geçenlerde masonların Mimar Sinan dergisinde şöyle anlatılı- yordu: ‘Firavun’un başlıca vazifesi, NUR’u aramaktır. Gizli Nur’u, daha canlı ve daha kuvvetli bir surette yüceltmektir…. Biz masonlar, nasıl Süleyman Mabedi’ni inşaya çalışıyorsak, eski Mısırlılar da Eh- ramı, yani Nur Evini inşaya çalışırlardı.’

Evet, işte Sabetaycılar, Siyonistler ahlaksızlıklarıyla, katliamlarıyla ‘kötülerin’ içinde sıkışıp kalmış ‘ışığı’ tanrıya geri döndürmeye çalışıyorlar. Elbette burada daha derin bir analiz de yapılabilir. Eğer Tanrı’yı var eden nur O’ndan ayrılmış ise o ışığı bulup ortaya çıkaranlar ne olmuş olur? Sabetaycılığın özellikle Selanik kolunda- kiler için de ‘Sabetay’ ve onun halefleri ‘tanrılık’ görevi yap- maktadırlar. Biz yine istersen ‘Tefeci Elitler’ne geri dönelim ama tekrar sorayım: 17.yy’da Sabetay ve sonrasında 18.yy’da Jacob Frank ile devam eden ibahi yani günahların sevap olduğu hareketin ana amacı ne? İnsanı ahlaken çökertmek, dinleri yok ederek, akıl, irade ve vicdan yerine tamamıyla nefsani arzuları uğruna yaşayanların oluşturduğu ahlaksız, anlamsız yeni bir dünya kurmak.

Peki elimizde kesin bir kanıt olmasa da –ki bazılarına göre kanıt da vardır- Jacob Frank ile Rothschild ailesini arasında bir yakınlık olduğu hatta daha da ötesinde bu ailenin Frank’in öğretilerini benimsediği iddia edilmektedir. Elinde küresel çapta bir kredi mekanizması olan bir gücün dünyayı keyfine göre kurabilecek olması aşikardır. Ki esas soru(n) ise bu kurucu gücün arkasındaki zihniyet Sabetayistse o halde nasıl bir dünyanın inşa olacağıdır. Şimdi yaşadığımız ahlak, edeb fakiri çağda baktığımızda bu gözle, herhalde bazı şeyler daha bir billurlaşacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir