PARALEL ÖRGÜT, GÜCÜ İLE MÜTENASİP BİR AKLA SAHİP DEĞİL

PARALEL ÖRGÜT, GÜCÜ İLE MÜTENASİP BİR AKLA SAHİP DEĞİL

Güç, yani gövde, yani yumruk yalnız başına bir anlam taşımaz. Ona bir baş, bir akıl, bir kalp lazım, bunlar yoksa serseri mayın gibi nerede patlayacağı belli olmaz ki, kendi içine de patlayabilir, kendini de yok edebilir. Gövdeye bakıp korkanlar, aklı gözünde olan ahmaklardır. Genellikle gövdenin büyüklüğü, başın görünmesini engeller, özellikle de aşağıdan yukarıya doğru bakanlar için… Aşağıdan yukarıya doğru bakmak, gövdenin büyüklüğünü görünce psikolojik dünyasında küçülenlerin bakışıdır. Oysa aşağıdan yukarıya doğru değil, aynı seviyeden baksalar, bazı büyük gövdelerin üzerinde duran mercimek kadar küçük başları görecekler ve korkmayacaklar.

Paralel örgüt, gövdesi büyük bir yapıdır, ne var ki esas kıymet baştadır. Son birkaç aydır yapıp ettiklerine bakınca, büyük gövdenin gizlediği başın çok küçük olduğu anlaşıldı. Gizli bir örgüt olmasından kaynaklanan “gizemli etki”, akl-ı selim sahipleri için değil, aklı gözünde olanlar için caridir. Görmediğinden korkan basit akıl, zaten incecik bir perdenin arkasını bile görmekten acizdir.

Paralel yapının gizli olmasından dolayı tam bir bilançosunun çıkarılması kabil değil ama fiilleri ve tezahürleri, gövdenin ve başın haritasını ele veriyor. Marifet, korkmamak ve keskin bir ferasetle meseleye bakmaktır. Paralel örgüt, yaptığı hamlelerle kendini ele verdi, deşifre oldu, haritası çıkarıldı. İlginçtir, birkaç aylık süreçte tüm güç unsurları ortaya çıktı, belli belirsiz birkaç alan kalmışsa da, neticeye tesir edecek cinsten değil.

*

Paralel örgüt, ilk hamlesi olan 17 Aralık ile hükümeti bir-kaç günlüğüne sarstı, sebebi ise “baskın” türünden bir hamle olmasıydı. Hükümetin sarsılması, hamlenin düşmanlarından değil, “dost” bildiklerinden gelmesiydi ve büyük bir ihanet ile karşı karşıya kalmıştı. Darbenin büyüklüğü ve şiddeti değil, darbe sahibinin mahiyetinden kaynaklanan bir şaşkınlık haliydi hükümetin ki… Paralel örgüt, hükümetin kısa süren şaşkınlığını, kendi maharet ve gücüne yorumladı. İşte burası yanlıştı ve bu yanlışı hala yapmaya devam ediyorlar.

25 Aralıktaki hamlenin teşebbüs aşamasında kalması ve önlenmesi, aslında meselenin mahiyetini, tarafların akıl hacmini ortaya çıkarmıştı. Hükümet çok sağlam duruyordu ve ilginçtir paniklemiyordu. Kendini çok güçlü zanneden paralel örgüt ise, ikinci hamlesinde, bu hamlesinin akim kalmasından dolayı panikledi. Ondan sonra hızla geri çekildi ve “gizemli” perdeye büründü. Sonraki her hamlesi, gizem perdesinin, gücünü fazla gösteren katsayısına sığınmaya ayarlıydı. Ama karşısındaki güç gizem perdesini parçalamış ve her şeyi net şekilde görmeye başlamıştı, gizem perdesi sadece kamuoyuna dönüktü.

Paralel örgüt, güçlü olmasına güçlüydü ama gücüyle muadil bir akla sahip değildi. Meselenin sırrı burada yatıyor, hükümet gizem perdesini çabuk kaldırdı ve gövdenin üzerinde duran başın küçüklüğünü gördü. Hükümet, meseleyi anladıktan sonra belli savunma tedbirlerini aldı ve ondan sonra paniklemeden karşı operasyon için altyapıyı oluşturmaya başladı. Paralel örgüt zaten teyakkuzda olduğu için sürekli hamle yapabiliyor, bu sebeple de güçlü görünüyor. Hükümet, paralel örgütü “dost tarifi” içinde gördüğü için ona karşı teyakkuzda değildi, bu sebeple bazı ön çalışmaların, hazırlıkların yapılması gerekiyor. Paralel örgütün önceden teyakkuza geçmiş olması, operasyon birimlerini hazırlaması, sürekli hamle yapma istidadında olduğunu gösteriyor, buna karşılık hükümet, bazı savunma tedbirlerini aldıktan sonra operasyon için hazırlıklara başladı. Bu süreç seçime kadar devam edecek gibi görünüyor.

Paralel örgütün tüm avantajı, kendinin hazır, hükümetin ise hazırlıksız olmasıydı. Bu süreçte yapabileceklerini yapmalı ve netice almalıydı. Avantajlı pozisyondaydı ve bu pozisyon bozulmadan, inisiyatifi kaybetmeden netice almaktan başka çıkar yolu yoktu. Sürekli saldırmasının temel sebebi de zaten bu… İlginçtir, hükümet bazı savunma tedbirlerini almakla paralel örgütün saldırılarını savuşturabildi. Şimdi hızla operasyon için geri sayıma başladı.

Paralel örgüt güçlü olmasına güçlüydü de, o gücü kullanacak akıl olmayınca, dev yapı, sadece gürültü çıkarmaktan başka bir işe yaramadı. Birkaç hamle planlamışlardı, Allah ve Resulünün kendi yanlarında olduğundan da o kadar emindiler ki, birkaç operasyonla netice alacaklar, hükümeti, kağıttan kaplan gibi düşürecekler ve ülkeyi zapt edeceklerdi. Komik…

Emrinizde milyonluk ordular olsa ne fark eder ki, onu yönetecek “büyük akıl” yoksa… Netekim emrinde milyonluk ordular olanlar ne yaptı ki, küçük akıllarıyla…

Türkiye’de, stratejik düşünce olmadığı için, mücadeleler, yıllarca gövdeler üzerinden yürüdü. Yüksek zeka, güçlü akıl, tereddütsüz cesaret, sarsılmaz irade Erdoğan liderliğindeki Akparti’de bünyeleşince, mücadelenin mahiyeti değişti. Akparti ve Erdoğan ile mücadele edebilmek için, en az onun kadar zeki, onun kadar akıllı, onun kadar cesur, onun kadar dirayetli olmalısınız. Böyle bir kadro görünüyor mu ufukta?

Paralel örgüt, metafizik (ve hurafe) inançlarla sarsılmaz bir irade oluşturduğunu zannetmiş, bunun da mücadele için kafi geleceğini vehmetmişti. Sadece inançla sahaya girenler, sadece muhteşem bir ölümle karşı karşıya kalırlar. İtikatları sağlam ise şehadetleri mübarek olsun. Ama paralel örgüt, Müslümanlara savaş açmakla, ahiretini zaten mahvetti. Tabanının samimi gayretleri, eğer cahillikleri mazeret olarak kabul edilirse kendilerini büyük hesaptan kurtarır, aksi takdirde, ne için (mesela Allah rızası) yaptığın kadar mühim olan husus, yaptığın işin gerçekten neye yarayacağıdır. Teorik olarak Allah rızası için, mesela suçsuz bir insanı öldürdüğünde, niyet insanı kurtarmaz.

*

Paralel örgüt, kırk yıldır yaptığı yığınakta bir noktayı atladı. Halka hiçbir faydası ve katkısı olmadı. En fazla gurur duyduğu ve propagandasını yaptığı eğitim alanında (okullarda ve dershanelerde), asla ücret pazarlığı, küçücük de olsa indirim yapmadılar. Halktan müthiş şekilde para topladılar ama halka hiçbir katkıda bulunmadılar. Halka hiçbir yardım yapmadan halktan sürekli para toplayabilmelerinin sırrı ise, yurt dışındaki okul yatırımlarıydı. Buna mukabil Erdoğan ve Akparti, on yıl gibi kısa sürede halka büyük yardım ve yatırım yaptılar.

Halk, hükümet ile paralel örgütün bugüne kadar kendine yaptığı yardım ve yatırımlarını teraziye koyuyor. Bu terazide, tartışmasız şekilde hükümet ağır basıyor. Paralel örgüt, kendinin temiz olduğunu, hükümetin yolsuzlukla kirlendiğini iddia ediyor, halk ise temiz olduğu iddiasındaki paralel örgütün kendine hiçbir yardım yapmadığını, kirli olduğu iddia edilen hükümetin ise on yıldır kendisi için çalıştığını bizzat görüyor. Bu durum şuna benziyor; paralel örgüt temiz olduğu iddiasındaki bir zengindir ama çevresine ve halka hiçbir faydası olmamıştır, hükümet ise hakkında şaibeler olan bir zengindir ama servetini halka açmış, onun dertleriyle ilgilenmiş birisidir. Hangisini tercih edersiniz? Hangisinin tercih edileceğini zannediyorsunuz? Hatırınızda olsun, halk, ikinciyi tercih etti, ediyor.

İnsanlar ve müesseseler, müktesebatlarıyla mevcutturlar. Müktesebat, aynı zamanda bir şahsiyet inşa etmiştir, bir itibar inşa etmiştir. Müktesebat, neyi yapıp neyi yapmayacağınızın delilidir. Müktesebatınıza rağmen “ben şunu yapacağım” diyemezsiniz, dediğinizde halkı ve insanları inandıramazsınız. Müktesebatınız neye işaret ediyorsa, ancak onu iddia edebilir, ancak o konuda insanları ikna edebilirsiniz.

Paralel örgüt, kırk yıldır sadece kendine çalıştı. Bırakın halkı, başka bir cemaate bile bir kuruşluk faydası olmadı. Bu müktesebata rağmen bizi ikna edebileceklerini (aldatabileceklerini) düşünüyor olmaları, stratejik akla değil ahmaklığa işarettir.

Ahmaklık şu; kırk yıldır oluşturduğun müktesebata aykırı iddialar ve taleplerle meydana çıkmak ve halkın yarısının oyunu almış hükümete savaş açmak… Paralel örgüt, ancak bir cemaat olabilir, bunun ötesinde hiçbir şey olamaz. Çünkü tüm kurgu bunun üzerine… Tek tek beyin yıkama programından geçirdikleri insanları ikna etmeyi başarı sayanlar, halkın önüne çıktıklarında tüm sistemlerinin çökmesine şaşırıyorlar. Ufukları cemaat ile sınırlı olanlar, milyonluk halk kütlelerinin nasıl ikna edileceğine dair tek cümlelik bir çalışma yapmamışlar, buna rağmen iktidar talep ediyorlar. Komik, çok komik…

Kırk yılda beyin yıkama yoluyla ikna ettikleri insan sayısı, Erdoğan’ın bir mitingindekine denk değil. Ahmaklık, bu ikisi arasındaki farkı anlamamakta, liderin ne olduğunu bilmemekte yatıyor. Bu farkı anlamadıkları için öfkeden köpürüyor, sinirden dağılıyor, korkudan panikliyorlar.

İBRAHİM SANCAK
ibrahimsancak2011@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir