PARAPSİKOLOJİNİN TANIMLAMA SORUNU

PARAPSİKOLOJİNİN TANIMLAMA SORUNU
Bilimin başladığı nokta, tanımdır. Herhangi bir bilim dalı, kendini tanımlayarak işe başlar. Tanımlayabildiğinde, alanını, konularını, hedeflerini, sınırlarını, maksadını, metotlarını vesaire birçok şeyi açıklamış veya açıklama imkanına kavuşmuş olur. Kendini tanımlayamayan bir bilgi demeti, bilim haline gelemez.
Parapsikoloji kendini tanımlayabilmiş bir bilgi birikimi değil. Hala şu tanımsız tanımlamaya yaslanır. Parapsikoloji; bilimin (psikoloji, biyoloji, fizik) tanımlayamadığı olayları araştıran bilim dalıdır. “Bilimin tanımlayamadığını araştıran bilim”… Eğer parapsikolojiye bilim diyeceksek, böyle bir tanımı da bilim tanımı olarak kabul edeceğiz demektir. Bu tanımı kabul etmeli miyiz?
Parapsikoloji 1970 yılında (aslında aralık 1969 yılında) ABD de bilim olarak kabul edildi. ABD de bilim olarak kabul edilmesini yeterli görenler için mesele yok. Fakat bir disiplinin “bilim” olması için standartlar olması gerekmez mi? Bu standartların ilki, kendi kendini tarif edebilmesi değil midir?
Aslında durum şu; mevcut bilimlerin açıklayamadığı çok sayıda olay yaşanıyor. Paranormal denilen bu olaylar, çok istisna kabul edilecek sayıda değil yeterince fazla insan tarafından yaşanıyor. Olayın yaşandığı tespit edilebiliyor fakat tanımı yapılamadığı gibi, mevcut bilimlerin tüm kurallarını hiçe sayan özellikler taşıyor. Yani fizik, biyoloji, psikoloji bilimlerinin tüm verilerini ve kanunlarını iptal eden olaylar yaşanıyor. Bu bilimler, olağanüstü olayları kabul ettiklerinde kendilerini baştan sona gözden geçirmek durumunda kalacağı için, olayları yalanlıyorlar. Asırlarca böyle devam etti. Pozitivist akıl, paranormal olayları kabul etmedi, kendi varlığını inkar korkusundan…
Problem aslında bilimlerin ufukları ile ilgili… Hangi bilimin ufuk çizgisi nerededir, kimse bilmiyor. Tanımı yapılamamış parapsikoloji gibi bilgi demetlerinden bahsetmiyoruz sadece. Fizik, biyoloji gibi pozitif bilimlerden de bahsediyoruz. Kalbin hiçbir enerji kaynağı olmadığı halde kesintisiz çalışması hala biyoloji tarafından açıklanmış değil. Kalbin hangi enerjiyle ve neden çalıştığını bilmeyen, bilmek için pek de uğraşmayan biyoloji, ufkunu biliyor mu? Veya kalb durduğunda insan ölüyor, neden? İnsanın bedenindeki her şey yerli yerinde (hiçbir eksik olmamasına rağmen) neden ölüyor? Neden kendi kendine onlarca yıl çalışan kalb, bir türlü çalıştırılamıyor. Çalışması için hiçbir çaba göstermediğimiz kalb, kendi kendine ve hiçbir enerji kullanmadan onlarca yıl çalışıyor ama bir gün durmak istediğinde neden bir türlü çalıştırılamıyor?
Tanımlanmış bilimlerdeki “tanımsızlık”, tanımlanamamış bilimlerdeki(!) tanımsızlık alanından biraz az. Aradaki fark bundan ibaret… Böyle bakınca biyolojinin en önemli konudaki “tanımsızlığına” karşılık parapsikolojideki tanımsızlık çok garip gelmiyor. Fakat tüm bunlar, bilgi demetinin, kendini tanımlayamadan bilim haline gelemeyeceği kuralını ortadan kaldırmaz.
Şöyle dense yanlış olmaz; parapsikoloji, kendini oluşturmaya çalışan bir bilim adayıdır. Parapsikoloji gerçekten de temel tanımlarını yapmış ve faaliyete geçmiş değildir. Bu sebeple bilim olarak görmek çok yanıltıcı olur.
Parapsikoloji, temel tanımlarını yapamadığı, alanlarını sistematik olarak belirleyemediği ve metotlarını tartışmasız olarak disipline edemediği için, “olay bazlı” çalışmalar yapıyor. Kuralların, metotların, süreçlerin peşinden gitmekten ziyade, olayların peşinden gidiyor. Mesafe aldığı doğru, fakat aldığı mesafe bilim olabilmesi için gereken mesafe değil. Hala olay temelli çalışıyor ve yakın gelecekte de bu çalışma tarzından kurtulacak gibi görünmüyor.
Bütün bunlar parapsikoloji gerçeğini inkar etmeyi gerektirmiyor. Sadece parapsikoloji alanındaki bilgi demetine “bilim” muamelesi yapılmasına tahammül etmek mümkün değil. Bilim muamelesi yapılması, büyük bir istismara kapı açtığı için duyarlı olmak gerektiğini düşünüyoruz. İnsanların bilim ve bilim adamları tarafından bile dolandırıldığı bir ortamda, hala bilim olamamış bilgi demetine bilim muamelesi yapılması, suiistimal fırsatını artırıyor.
Parapsikolojinin bilim olmaması (veya bilim olup olmadığı tartışması), paranormal olayların yaşanmadığı veya gerçek olmadığı anlamına gelmez. Zaten bu tür olaylar gerçek olmasa, parapsikolojinin bilim olup olmadığını tartışmayız. Doğrudan “şarlatanlık” der geçeriz. Parapsikolojide sözü edilen olayların yüzde doksanı yaşanıyor ve gerçek. Bu sebeple parapsikoloji ile ilgileniyoruz.
İlgilenmemizin başka bir sebebi daha var. Batı kaynaklı parapsikolojinin sözü edilen olaylara bizim daha derin ve daha tutarlı açıklamalarımız var. Kendi kaynaklarımız (İslami kaynaklarımız) paranormal olaylar hakkında, batı literatürünün ürettiğinin birkaç milyon katı veri sağlıyor. Kendi kaynaklarımızdan hareketle kendi dilimizi kullanarak getirdiğimiz açıklamalara, her şeyi batıdan okumaya alışmış zihinlerin itiraz ettiğini gördük. Fakat bizim açıklamalarımıza karşı getirebildikleri alternatif açıklamaları da yok. Yazılarımız okunurken bu noktaya dikkat edilmesinde fayda var.
Haki Demir’in notu
Batı bilimlerin tasnifinde yanlış yaptı. Bilimlerin tasnifinde yapılan yanlış, tüm bilimlerin ufkunu tayin ederken düşülen temel bir istikameti yanlışı. Dolayısıyla “bilim alanı” ile bilim dışı alanı doğru tespit edemedi ve bilim alanını fevkalade daralttı.
Bir medeniyetin ufku, “bilim alanı” tespitinde gizlidir. Bilim alanını, hayatta cereyan eden tüm hadiseleri ve insanda tezahür eden tüm halleri ihtiva edecek şekilde tespit edemezseniz, hayatı bilimin içine almamış aksine bilimin dışına atmış olursunuz. Mesele, insan ve hayatın tamamına şamil bir bilim alanı ufkuna sahip olup olmadığınız. Eğer bilim alanınız hayatın sadece bir kısmını içine alıyor bir kısmını dışında bırakıyorsa, dışında bıraktığınız alan bilim dışı değil, sizin biliminiz kısırdır.
Batı, Hıristiyan mistisizminden çok çekti. Dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyen adam, boynunu giyotinden kurtarabilmek için takiyye yapmak zorunda kaldı. Hıristiyanlık insan ve hayat üzerine o kadar şedit bir baskı uyguladı ki, Reform ve Rönesans hareketi ile aklı bağımsızlaşan batı, hayatı ve bilimi “pozitivizme” hapsetti. Pozitivizm, şimdiki yumuşamasının aksine kültürel iktidarı ele geçirdiği ilk birkaç asırda, Hıristiyan engizisyonundan daha yumuşak bir tavır sergilemedi. Yani batı önce Hıristiyan şiddeti sonra da pozitivizmin şiddeti ile yaşadı. Çünkü bir şiddetin alt edilebilmesi için en az onun kadar büyük bir şiddet gerekir. Pozitivizm, Hıristiyan ortaçağındaki ağır şiddeti misliyle üretti.
Ortaçağın karanlığı aslında batıda aydınlığa kavuşmadı. Sadece bir uçtan diğer uca savruldu. Önce Hıristiyanlık tüm rasyonel gerçekliklere karşı çıktı, son birkaç asırda da pozitivizm tüm metafizik hadiselere aynı şiddette karşı çıktı. Birbirlerinden fazla farkları olduğunu zannetmeyin. Her ikisi de batı mamulüdür ve her ikisi de yanlıştır.
Giriş yazısı olarak güzel. Çerçeveleme çabası dikkat çekici ve seviyeli. Son paragraf hususen mühim ama malik olmak fevkalade zor.
Kolay gelsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir