PSİKİYATRİ-2-İHTİSASLAŞMA AÇISINDAN PSİKİYATRİNİN PROBLEMLERİ

PSİKİYARTİ-2-İHTİSASLAŞMA AÇISINDAN PSİKİYATRİNİN PROBLEMLERİ
İhtisaslaşmaya karşı geliştirilen eleştiriler, ihtisaslaşmanın faydaları karşısında kabul görmüyor. Fakat ihtisaslaşmanın bu günkü hali doğru değerlendirilemiyor. İhtisaslaşmanın bu gün geldiği nokta, faydadan daha fazla zarar üretmeye başladı. Artık ihtisaslaşmanın faydaları yerine zararlarını konuşma zamanı geldi.
İhtisaslaşmanın mutlak doğru olduğu düşüncesi, bilgiyi kendi zemininden koparmaya, ihtisas alanları arasında parçalamaya, farklı çerçevelere oturtmaya başladı. Bir ihtisaslaşma alanı bazı bilgileri (ki çok sayıda bilgiyi) kendi mülkiyetine geçiriyor ve aslında farklı alanda olması gereken bilgi üzerinde mutlak tasarruf sahibi olduğunu iddia ediyor. Zaten ihtisaslaşma o kadar ileri gitti ki, birçok bilgi birden fazla ihtisas alanına ait olmasına rağmen, her ihtisas alanı bilgileri zaptediyor ve diğer alanın kullanmasına müsaade etmiyor. Bu yaklaşım çok tehlikeli bir hal almaya başladı.
*
Herhangi bir bilim, kendi alanında ürettiğini düşündüğü bilgi üzerinde mutlak mülkiyet iddiasından vazgeçmiyor. Fakat bilimlerin bu günkü durumuna bakıldığında, hiçbir bilim dalının sadece kendi alanına ait bilgi ürettiğini görmüyoruz. Ürettiği bilgilerin yarısına yakını, başka bilim alanlarıyla müşterek… Birkaç bilim alanı ile müşterek olan bilgi üzerinde mutlak mülkiyet iddiasında bulunmakla diğer bilim alanlarına tecavüz ediyor. Bilgi üzerinde mutlak mülkiyet iddiasında bulunduğu zaman, o bilginin ihtiva ettiği mana hacmini, kendi ihtisas alanına taşıyor. Bu durumda ihtisas alanlarında sınır çatışması meydana geliyor.
Hayat, bilim alanlarının sınırlarını net bir çizgiyle ayırma imkanı vermiyor. Hayattaki giriftlik, bir konunun birden çok bilim alanına girmesini şart koşuyor. Hakikaten bir konu, hem siyasetin, hem iktisadın, hem idarenin, hem ahlakın, hem sosyolojinin, hem psikolojinin alanına girebilir. Bu konu üzerinde yoğunlaşan bir bilim dalı, o konuda üretilen bilgiye mutlak mülkiyet iddiasıyla sahip çıkmak istediğinde, kendi alanını, sözü edilen tüm bilim alanlarına doğru genişletiyor. Bilimlerin kendi sınırlarını geometrik disiplinle çizme çabası, hayatın karşısında darmadağın oluyor. Bilim dalının herhangi birisi, hayatın tabiatındaki bu giriftliği bile anlamamışsa, bilim haline gelememiş demektir. Batı kaynaklı bilimlerde bu problem çok derinleşmiş haldedir.
*
Psikiyatrinin uygulamalarından birisi olan “psikoterapi”, aslında bir eğitim işlemidir. Veya eğitim ağırlığı daha fazla olan bir işlemdir. Fakat psikiyatri bu işlemi “tedavi” olarak kabul eder. Kendini tıp havzasında mevzilendirdiği, izah ettiği için, gerçekleştirdiği uygulamaların adına tedavi demek zorunda kalmaktadır. Bilgi üzerinde mutlak mülkiyet kurduğu (kurmaya çalıştığı için) eğitim alanına tecavüz ettiğini kabul etmez. Kendi ürettiği ve uyguladığı bilgileri, tıbbi tabanlı psikiyatrik konu olarak ele alır. Oysa psikoterapi işini doktor olmayan kişiler daha iyi yapmakta veya doktorlar kadar iyi yapabilmektedir. Bunlar tabii ki batıda ve psikiyatrinin gelişme safhalarında böyledir. Türkiye’deki bilimin, “batı imanı”, oradaki bilimsel tartışmaları değil, şablonları naklettiği için bu konulara girmez. Oysa doktor olmayan analistler Freud’un düşüncelerini geliştirmek konusunda daha fazla katkıda bulunmuşlardır. Freud, psikanalizin uygulanmasında doktor olma şartına karşı çıkmış bir adamdır.
Psikoterapide kullanılan yöntemler, “ödüllendirme”, “cezalandırma”, “duyarlılığın azaltılması” ve “olumsuz uygulama”dır. Tanıdık geliyor mu bu yöntemler? Hepsi eğitim alanında kullandığımız yöntemler… Bu yöntemleri, psikiyatriden haberi olmayan bir eğitimciyle konuştuğunuzda, “eğitim yöntemleri” olduğuna yemin eder. Fakat bir psikoterapist ile konuştuğunuzda da psikiyatrinin yöntemleri olduğuna yemin eder. İhtisaslaşmadaki komikliğe bakın… İşin ilginç yanı, psikiyatristler, terapi yapacakları kişiyi “hasta” olarak isimlendirmekte, eğitimciler ise “öğrenci” olarak isimlendirmektedir. Hem konu hem de yöntem aynı olmasına rağmen, muhataplarını birbirinden çok farklı anlamları içerecek şekilde tarif ediyorlar.
İhtisaslaşmanın ortaya çıkardığı problemler bundan ibaret değil tabii ki. Psikiyatrinin ihtisaslaşmasından ortaya çıkan sayısız problem var. Mesele de zaten sadece psikiyatri değil, her alandaki ihtisaslaşma bir sınırı aştığında, faydadan daha fazla zarar üretmeye başlıyor.
Mesela psikiyatrinin ihtisaslaşma sınırını aşırı derecede aştığı bir misal. Ortaya çıkan netice dehşetengiz… Bir toplumda akıl hastalığının ne kadar yaygın olduğuna dair yapılan alan çalışmaları örnekleri var. New York’taki Midtown Manhattan’da yapılan bir araştırmanın neticeleri insanın kanını donduracak türden. Bu alandaki araştırmalarda, en düşük sosyo-ekonomik seviyedeki insanların yüzde 5 inden azının “zihinsel sağlıklı” olduğu görülmüş. Bu araştırma nasıl okunabilir? Birincisi, psikiyatristlerin doğru bir araştırma yaptığı kabul edilirse, ABD deki akıllı sayısı bu kadar düşük, yani batı toplumları kitlesel halde çıldırmışlar. İkinci okuma ise daha mantıklı olmalı, psikiyatri çıldırmış ve oluşturduğu kriterleri uyguladığında toplumda sağlıklı kişi neredeyse kalmıyor. Kendi alanını taşıp, diğer alanları işgal eden bir ihtisaslaşmanın ulaştığı nokta bu…
SELEHATTİN ADANALI
selehattinadanali@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir