PSİKİYATRİ-3-PSİKİYATRİ “NORMAL” ÖLÇÜSÜNÜ GELİŞTİREMEMİŞTİR

PSİKİYATRİ “NORMAL” ÖLÇÜSÜNÜ GELİŞTİREMEMİŞTİR
Psikiyatrinin en komik yanı, “normal” ölçüsünü, buna bağlı olarak “insan normalitesini” aramıyor olmasıdır. Normal ölçüsü olmadan “anormal” tarifleri yapmakta ve onları hasta olarak kabul etmekte ve tedavi etmeye çalışmaktadır. Hakkını yemeyelim, “normal” ölçüsünü aramıştır fakat bir müddet sonra bulamayacağına kanaat getirmiş olmalı ki artık vazgeçmiştir, vazgeçmiş gibi görünmektedir. Aslında “normal” tarifi yoksa, “anormal” de yoktur, bu ikisi yoksa psikiyatri de yoktur. Konu teorik olarak bu kadar açık olmasına rağmen, psikiyatri varlığını neye borçlu? Anormalin açık zuhuruna…
Gerçekten ağır bir paranoyak vakanın anormal olduğu bellidir. O kadar bellidir ki, anlamak için psikiyatrist olmaya gerek olmadığı gibi psikiyatriye de ihtiyaç yoktur. İlkokul mezunu birisi bile “ağır paranoya” vakasını fark eder. Paranoyak teşhisi koyamaz ama deli olduğunu bilir. İşte psikiyatrinin ortaya çıktığı nokta tam burasıdır, deliliğin ismini koyar. “Deli” deyip geçmez ve delileri tasnif eder, isimlendirir. Delileri tasnif etmek ve onları isimlendirmekle, kendi varlığını gerekçelendirir, varlığını ihtiyaç haline getirir, tenkitleri nispeten savuşturur. Bir de şu anlayış vardır ya; “isimlendirirsen, mülkiyetine geçirirsin”. Psikiyatri, delilik çeşitlerini isimlendirmekle konunun kendine ait olduğunu piyasaya kabul ettirir.
Garip bir durum… Anormalliğin aşırı hallerinin görünür olması “normal” ölçüsünü aramayı ihtiyaç olmaktan çıkarıyor. Anormalliğin aşırı örneklerinin gözle görünecek kadar açık olması, psikiyatriyi ihtiyaç haline getiriyor. Veya psikiyatri, kendini bunlar üzerinden izah ediyor. Tüm bunlardan sonra psikiyatriye “bilim” diyorlar. Gerçekten komik… Bir bilim, kendini, kendi merkezinde izah ve tarif edemez mi? Bunu bile yapamadığında, ona bilim denir mi? Psikiyatristlerin ısrarla “bilim” demesi, bilimsel dolandırıcılık değil mi?
Bunun ne önemi var, anormalliğin aşırı örnekleri okuma yazma bilmeyen biri tarafından bile fark ediliyorsa, psikiyatriye ihtiyaç olduğu açık değil mi? Bilimsel dolandırıcılıkların tamamına yakını, dikkatleri “yanlış soruya” yoğunlaştırarak yapılıyor. Konuya bu soruyla girersek, psikiyatrinin önünde hazır ola geçmek zorunda kalırız. Deliliklerin tedavisi için bir bilime ihtiyacımız olduğu açık. Doğru soru, ihtiyacımız olan bilim, psikiyatri mi? Veya doğru olan soru, psikiyatri, bilim mi? Kendini, kendi merkezinde izah edemeyen bir disiplin, bilim haline gelebilir mi? Ana nispet ölçüsünü, yani “normal ölçüsünü” ortaya koyamadığı müddetçe, bilim haline gelmiş sayılır mı?
Bilim olup olmaması bir tarafa, hiç değilse anormalliğin aşırı örneklerinde faydalı olmuyor mu? Faydalı oluyorsa çalışmalarına devam etmesi gerekmez mi? İşin garip tarafı da burası… Faydalı olmuyor. Hiçbir delilik tedavi edilemiyor, antidepresan ilaçlarıyla geçici sakinlikler oluşturuluyor ama asla kalıcı tedaviler gerçekleştirilemiyor. İnsanlar çocuklarını veya yakınlarını psikiyatristlere veya psikiyatri servislerine götürüyor, ağır antidepresan ilaçların tesiri altında “pelte” haline getiriliyor ve sahiplerine teslim ediliyor. Tedavi değil yapılan, insanı kımıldayamaz hale getiriyor ve geri iade ediyorlar. İnsanlarda çocuklarının o haline bakınca biraz faydalı olduğunu, kısmen de olsa tedavi edildiğini zannederek biraz tatmin oluyorlar. Psikiyatrideki bilimsel dolandırıcılık, hiçbir bilim dalında yok. Antidepresan ilaçlarıyla insanı o hale getiriyorlar ki, tam bir “duygusal pelte” misali… Bu tedavi filan değil, düpedüz dolandırıcılık. Arkasından da bilgiç edalarıyla akıl veriyorlar; “Dikkat edin, tekrar nüksedebilir”. Oysa tekrar nüksetme diye bir şey yok, sadece insanın pelte hali geçtiğinde eski durumuna (yani deliliğine) dönüyor. Ya da ukala edalarla ekliyorlar; “delilik asla tam olarak tedavi edilemez, bir şeyler mutlaka kalır”. Be adam, hepsi duruyor, sadece üstüne bir perde çektin.
Tam bir illüzyon… Sahnelerdeki hokkabazlardan farkı, beyaz önlük giyiyor, adına bilim dedikleri işle meşgul ve hastanelerde rastlanıyor olmaları. Yani kendi aksesuarları (beyaz önlükleri) ve kendi sahneleri (hastane odaları) mevcut… Tabii ki her hokkabazın kendi tarzı var, bunlarınki de bu…
*
Normal ölçüsünü bulamayan psikiyatrinin ne anlama geldiğini yani ne kadar tehlikeli olduğunu Türkiye bilmez. Türkiye’deki bilimsel gerilik, böyle derinliğine tartışmalara fırsat vermez. Batıda psikiyatristler, geçmişte, tüm toplumu karantinaya almaktan bile bahsettiler. “Normal” ölçüleri olmadığı için, tüm toplumun akıl hastası olduğuna kanaat getiren deli psikiyatristler var. Bu tür projeler hükümetler nezdinde bile konuşulup tartışılmış. Bulaşıcı hastalıklar için uygulanan karantina modelleri, akıl hastalıkları için uygulanmak istenmiş. Önceki yazımızda naklettiğimiz gibi, bir saha araştırmasında sağlıklı insan sayısı, toplumun yüzde beşi nispetinde çıkınca, toplumu karantinaya almak normal görünüyor. Fakat adamların “normal” ölçüleri olmayınca, tüm toplumun anormal görünmesi işten bile değil. Birilerinin karantinaya alınması gerekiyor ama bunlar halk değil, psikiyatristler. Türkiye’nin geriliğinden dolayı bu tür problemler yaşamıyoruz. Gerçekten insan, batının haline bakınca, onlara göre “geri kalmış” olmaktan memnuniyet duyuyor.
İnsan normalitesi konusuna devam edeceğiz.
SELEHATTİN ADANALI
selehattinadanali@gmail.com

PSİKİYATRİ-3-PSİKİYATRİ “NORMAL” ÖLÇÜSÜNÜ GELİŞTİREMEMİŞTİR” hakkında 1 yorum

  1. daha iyi bi tedavi yöntemi biliyorsanız söyleyin uygulayalım. insanlar bence bazı durumları kabüllenemiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir