RUH-BEDEN BERABERLİĞİNİN TEDRİSAT SÜREÇLERİNE TESİRİ

RUH-BEDEN BERABERLİĞİNİN TEDRİSAT SÜREÇLERİNE TESİRİ

(Terkip ve İnşa dergisi 18. sayı)

İbrahim Sancak’ın isabetle teşhis ettiği üzere, insanın bedeni inkişafı büyümekten ziyada ikmal etmek üzerine kuruludur. İkmal etmek, hem bedeni cihetle söz konusudur hem de ve daha önemlisi ruh ile beden arasındaki imtizacın gerçekleşmesi cihetiyle söz konusudur. Bedeni cihetle ikmal meselesi, gözle görülür şekilde cereyan eder, esas mesele ruh ile bedenin imtizacıyla ilgilidir.
Ruh ile beden birbirine yabancıdır. Yabancılık, öncesinde birbiriyle tanışmamak, birbirine aşina olmamak gibi anlaşılabilir boyuta sahiptir. Fakat bu boyut meselenin kolay ve basit tarafıdır, esas zor, çetin ve girift olan boyut her iki unsurun hakikati itibariyle birbirine yabancı olmasıdır. Ruh bakidir, beden fani… Ruh maveradan (alem-i ervahtan) gelmiştir, beden buradadır, müşahhas alemde, yani maddi alemdedir.

Büyüme şeklinde görülen hadise; ikmal ve intibak sürecidir. Ruh ile bedenin ikmal ve intibakı… İnsandaki sır kapılarından birisi burasıdır, ruh ile bedenin birbirine intibak ve birbirini ikmal süreci…
*
Tefekkür terkipten ibaret değildir ama terkip yoksa tefekkür de yoktur. Terkip aynı zamanda tecrit faaliyetinin neticesinde gerçekleştiği için, terkip, tecridin varlığının da delilidir. Tecrit ve terkip yoksa artık tefekkürden değil gevezelikten bahsediyoruz demektir.
Ruh ile bedenin, yani baki olanla fani olanın terkibi muhaldir. İnsanda tecrit kabil ve zaruridir ama tecrit hangi irtifaa çıkarsa çıksın ruh ile bedeni terkip etmek mümkün değildir. İnsanda birçok terkip mevzuu vardır ama esas iki unsur olan ruh ile bedenin terkibi mümkün olmadığı için “insan” isimli varlık sırrını muhafaza etmeye devam ediyor. Dikkat edilirse, ruh-beden beraberliğiyle zuhur eden insanı izah etmeye çalışmıyoruz, aksine bunun izahsızlığını izah etmeye çalışıyoruz. İnsandaki keşfi kabil olmayan “sır” da burası…
Kadim zamanlardaki uluların ifadesiyle ruh, bedene taalluk etmiştir. Mahiyetini anlayamadığımız bir nüfuz, bir irtibat, bir sirayet olmalıdır. Öyle bir irtibat ki, insanla ilgili her şey buna bağlı…
*
Fikirteknesi külliyatından anladığımız üzere; ruhun kendisi tetkik mevzuu değil, ancak tecelli ve tezahürleri tetkik mevzuudur. İnsana dair, yani ruh ile beden münasebetine dair tetkiklerimizin tamamı, ruhun beden üzerindeki tesirinden ibarettir.
Yine Fikirteknesi külliyatından anladığımız üzere; insanın büyüme süreci, bedenin ruha intibak etme sürecidir. İkmal süreci de intibak sürecinin mütemmim cüzüdür. Dikkat edilirse bebeklikten itibaren insanın bedeni belli bir yaşa kadar sürekli değişir, belli bir yaşa geldiğinde ise şeklini tamamlar. Bu husus, insan simasında çok daha net olarak görülür. Zira ruh, en fazla insanın simasında görülür, yani simada tezahür eder.
Bedenin ikmal ve intibak süreci, ruhun bedeni şekillendirmesidir. Ruhtaki hususiyetler, bedende şekil olarak ortaya çıkar. Ana rahmindeki cenin, anne ve babanın bedeni (genetik) özellikleriyle oluşur, ta ki ruh ona taalluk edene kadar. Ruhun taallukundan itibaren bedenin şekli tanzimi ruhun tasarrufu altındadır. Fikirteknesi külliyatından anladığımız kadarıyla, ana rahmindeki cenin üzerinde ebeveynin tasarrufu ile ruhun tasarrufu müşterektir, doğumdan sonra ebeveynin tasarrufu biter ve ruhun tam tasarrufu başlar.
Haki Beyin “İlm-i Sima” ile ilgili çalışmalarında gördük ki, ruh, kendi hususiyetlerini bedene şekil olarak giydirdiği için, bedeni özelliklerden mizacın keşfi kabildir. İlm-i Sima meselesi belki de Fikirteknesi külliyatı ile yeniden ihya edilmektedir.
*
Bedenin ikmal ve intibak süreci, sadece dış şekil cihetiyle değildir, mesela beyin bahsi, mesele beş hassa meselesi de buna dahildir. Ruh, ana rahminde bedene taalluk ettikten sonra bedenin imkanlarıyla mahdut olmayacak şekilde duymak, görmek, temas etmek gibi faaliyetlerine devam eder. Bebek doğduktan sonra bedenle mukayyet hale gelir ve bedenin uzuvlarını kullanmaya başlar. Fakat bu durum beş hassayla kayıtlı ve sınırlıdır, buna mukabil idrak gibi faaliyetler, Haki Beyin bahsini ettiği “Saf ruhi safha” boyunca bedenden bağımsız şekilde devam eder. Bedenden bağımsızlığı, bedeni uzuvların (mesela gözün, kulağın) elde ettiği bilgileri (mesela gözün gördüğü şeyleri, kulağın duyduğu sesleri) takip etmediği manasına gelmez.
Bu nokta çok kritiktir. İdrak; ruhun, maveradan getirdiği bilgilerle dünyada elde ettiği bilgilerin terkibidir. Dünyada bilgi elde etmeyen ruh, maveradan getirdiği mahfuz bilgiyi açamaz veya açmaz, dolayısıyla yeryüzünde idrak faaliyetini gerçekleştirmez veya gerçekleştiremez. Ruh, bebek doğduktan sonra bedenle mukayyet hale geldiği için, bedeni uzuvları, mesela beş hassayı kullanmak durumundadır. Doğuştan sağır olan bir insan, sesleri duyamayacağı için lisan oluşmaz, konuşmayı da öğrenemez ila ahir…
Mesele beş hassayla sınırlı değil, bedenin ruhla intibak ve ruha göre kendini ikmal sürecini tamamlaması, ruhun tecelli ve tezahürü için gereklidir. Mesela buluğa ermeyen beden, ruhi hususiyetlerin tezahürü için tüm şartlara malik değildir. Bunun gibi, bedenin ikmal süreci, esasta ruhun tecelli ve tezahür vasıtalarını oluşturmasıdır.
*
Bedenin ruhi hususiyetlere göre kendini ikmal ve ruha intibak süreçleri, kaçınılmaz olarak tedrisat süreçlerinde müessirdir. Ruh ile beden arasındaki intibak ve intibakın derecesi, ruhun maveradan getirdiği bilgi (mahfuz bilgi, faaliyet öncesi bilgi) ile dünyada elde ettiği (edeceği) bilgilerin harmanlanmasını mümkün kılan altyapıdır.
Ruh ile beden arasındaki münasebet trafiğini teferruatına kadar tetkik ve teşhis etmek zorundayız. Bu hususta kadim müktesebatta bitmez tükenmez kaynak olduğu unutulmamalıdır. Bu trafiği yeniden tetkik ve idrak etmezsek, ne İslam’ın insan telakkisine vakıf olabiliriz, ne bilgi telakkisine… Bu ikisine vakıf olamadığımızda tedrisat ilminin dibacesine bile girmiş olmayız.
RAMAZAN KARTAL ramazankartal2000@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir