RUHİ SÜREÇLERİN TEDRİSAT SÜREÇLERİNİ TAYİNİ

RUHİ SÜREÇLERİN TEDRİSAT SÜREÇLERİNİ TAYİNİ

(Terkip ve İnşa dergisi 18. sayı)

Ruhi süreçler, iki sahada tedrisat süreçlerini tayin eder; ruhi talim ve terbiye ile zihni talim ve terbiye…
Saf ruhi safhada nefsin zuhuru ve aklın teşekkülü söz konusu olmadığı için ruh beden ve insan iç alemine doğrudan ve tamamen hakimdir. Ne var ki insan iç alemi oluşmaya (mesela zihni evren açılmaya) başladıkça, nefsin zuhuru ve aklın teşekkül süreci işledikçe ruh derinlere çekiliyor. İnsan iç aleminin (kalbi evren ve zihni evren) masiva ile dolmaya başlaması, ruhun tasarruf ve hakimiyetini geriletiyor.
Ruhun, insan iç alemindeki tasarruf derecesi, insanın merkezinin içeride mi yoksa dışarıda mı olduğu sorusunu cevaplar. Ruhun hakimiyeti arttıkça insanın merkezi içeridedir, azaldıkça insanın merkezi dışarıya doğru taşınmaya başlar. İnsan iç alemindeki baş hain, nefstir. İnsan iç aleminin nefsin tasarrufuna girmesi (nefsin merkezleşmesi), merkezin dışarıya taşınmasıdır. Nefs, ruhtan ziyade dünya ile işbirliği yapar, zira nefs dünyaya aittir. İnsan iç aleminin merkezinin nefs haline gelmesi, merkezin dışarıya taşınmasıdır, zira nefsin tüm arzuları dışarıya (dünyaya) aittir. Bu mesele, insanın en fazla yanıldığı noktalardan birisidir, nefs tarafından idare edilen insan, kendi kendisini idare ettiği vehmine kapılır, oysa durum tam aksinedir.

İnsanın “kendi” olabilmesi, ruh merkezindeki iç alem inşasıyla kabildir. Nefs dünyadır, dünyayı ister, dünya için çalışır. Dünyayı isteyen insan, kendisi olamaz. İnsanın “kendisi” olabilmesi, dünyadan bağımsızlaşma derecesiyle alakalıdır. Dünyadan bağımsızlaşmak, dünyada yaşamamak veya inzivaya çekilmek değil, hayatın esasını dünyadan almamak ve dünyaya aldanmamaktır. Bu sebepledir ki nefsin tasarruf ve tahakkümüne girmiş insan, şahsiyet inşa edemez.
Tedrisatın ferdi sahadaki temel maksatlarından birisi, şahsiyet inşasıdır. Nefs, kaskatı menfaattir, bu sebeple nefsin şahsiyeti olmaz, nefs merkezli şahsiyet inşa edilemez. Saf menfaat ve saf dünya olan nefs, hiçbir kaideye bağlı değildir, bu sebeple ahlakı olmaz. Şahsiyet, ruh merkezinde inşa edilen mizaç ve ahlak terkibidir. Nefs bu terkibin hiçbir yerinde yoktur, tam aksine bu terkibin şeytandan sonraki en büyük düşmanıdır.
Ruhi tedrisat, ana rahminden itibaren başlamalı, nefsin zuhuruyla birlikte nefsin tezkiyesi ve kalbin tasfiyesiyle devam etmelidir. Bu mesele, kadimde hem tasavvufun hem de medresenin tedrisat haritası içinde yer almasına rağmen, bir müddetten beri sadece tasavvufun hususi vazifesi kabul edilmeye başlandı ve medrese fikriyatından çıkarıldı. Medrese ruhi tedrisatı kaybetti, ruhunu kaybetti, şimdiki medrese teşebbüsleri de ruhtan habersiz cesedi ayağa kaldırmaya çalışıyor.
Özet olarak ruhi tedrisat dediğimiz kalbin tasfiyesi, nefsin tezkiyesi ve ruhun hakimiyeti meselesi, İslami tedrisatın temelidir. Bu olmadığı takdirde sadece zihni süreçlerle ilgilenmekten başka bir şey yapılamaz ki, o ise bilgi depolamak anlamına gelir. Tasfiye edilmemiş kalb ve tezkiye edilmemiş nefsin bulunduğu insan iç alemi, Ayet-i Kerime’yi bile nefsin gıdası haline getirmekte, farkına varsın veya varmasın istismar etmektedir. İstismarların en büyüğü, Kitab-ı Kerim ve Sünnet-i Resulullah’ın istismarıdır. İslami ilimlerin tahsiliyle meşgul olduklarını düşünenlerin, o ilimleri ve o ilimlerin kaynağı olan Kitap ve Sünnet’i istismar etmediklerini ve etmeyeceklerini teminat altına alacak bir ruhi kıvam ve tedbirleri var mıdır? Soruyu daha hafif haliyle soralım; böyle bir meseleleri ve dertleri var mıdır?
*
Zihni süreçleri oluşturan da ruh olduğu için, tedrisat süreçlerinin zihni evrendeki karşılıkları da ona bağlıdır. Ruh iç alemi tarassut ve tasarruf altında tutuyorsa, zihni süreçler öyle işliyor, ruh geri çekilmiş ve nefs hakim hale gelmişse, nefse bağlı olarak işliyor.
Unuttuğumuz (veya anlamaz hale geldiğimiz) bir şey var, dış alemden iç aleme intikal eden bilgi ve sair kıymetler mühimdir ama onların iç alemde hangi merkezin etrafında cem olduğu da o kadar mühimdir. İç alemimizin merkezi nefs ise, dışarıdan aldığımız (okuduğumuz, öğrendiğimiz) Kur’an-ı Kerim bile olsa nefsin eksenine yerleşiyor. Namaz kıldığımızı zannediyoruz, nefsi besliyoruz. Tuhaf bir durum…
Nefsin iç aleme hakim olduğu bir insanda, zihni süreçler nefs merkezinde işleyeceği için, mesela akl-ı selim inşa etmek kabil olmaz. Bu ihtimalde ancak pozitif akıl inşa edilir ki, tam bir zındık tipi çıkar ortaya…
Kalbin tasfiyesi, nefsin terbiyesi, ruhun hakimiyeti meseleleri, İslami tedrisattan çıkarıldığı günden beri, İslami tedrisat bitti. Cahilliğin ve idraksizliğin neticesi olarak ruhi tedrisat sadece tasavvufun meselesi zannedilince, medreseler sadece bilgiye yoğunlaştı. Ruhi derinlik gerçekleşmeyince, sadece bilgiyle meşgul olmak, ezberleme ve öğrenme seviyesinde kaldı, idrak mahareti oluşmadı. Ezber ve tekrar ise devasa bir medeniyet olan Osmanlıyı bile yıkacak kadar tersine tesir sahibidir.
*
Ruha bağlanmayan bir zihni evren, kaçınılmaz olarak nefse bağlanır. Nefs, dünyaya ait olduğu kadar aynı zamanda insanın hayvani cihetidir. Terbiye edilmemiş bir nefs, sadece hayvan değil, hayvanın tabiatı değişmeksizin eline zeka gibi, akıl gibi çok sayıda silah verilmesidir. İnsan, hayvandan aşağıya durup dururken inemez, o kadar aşağıya inebilmesi için nefsin akledebilmesi, hayvani insiyakları akıl yoluyla en alt derekeye kadar indirebilmesi gerekir. Yani nefs, zeka, akıl, düşünce gibi istidatları kullanarak, mesela bir defada bir milyon insanı öldürecek alet ve silah yapabilmekte ve kullanabilmektedir. Hayvanın kendi tabiatından aşağıya doğru inememesi, akledememesindendir. İnsan, aklını nefsin emrine verdiği andan itibaren aşağıların aşağısına doğru hızla inmeye başlar.
Nefsin merkez haline geldiği bir zihni evreni beslemek, mesela bilgilendirmek, İslam tedrisat telakkisinde faydalı bir iş yapmak değildir. Tam aksine bir canavar üretmektir. Türkiye’de, elan resmi eğitim-öğretim sistemi de, İslami tedrisat yapma iddiasındaki çevrelerin bir çoğu da bu tuzağın farkında değil. Mevzuun baştan ele alınması, insan ve bilgi telakkisinin sıhhatli şekilde ihya ve yeniden inşa edilmesi, ikisinin kesişme noktasında ortaya çıkan tedrisat telakkisinin yeniden telifi şarttır. Artık ucuzluk ve sığlıklarla zayi edeceğimiz zamanımız yok.
NURETTİN SARAYLI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir