“SAÇININ TEK TELİ İÇİN KAİNATI YAKARIZ”

SAÇININ TEK TELİ İÇİN KAİNATI YAKARIZ
“Saçının tek teli için kainatı yakarız” dediğimizde, Müslümanlar hamaset yaptığımızı, diğerleri de tahrik ettiğimizi düşünüyor. Ne hamaset yapıyoruz, ne de tahrik ediyoruz, tam olarak hakikati, O’nun hakikatini, kıymetini beyan ediyoruz. Bildiklerini anlamayan Müslüman fikir adamı(!) kılıklı insanlardan çektiğimiz çilenin hesabını yapamaz olduk ama O’nun kıymetini anlama hususundaki inisiyatifi onlara bırakmak tam bir tefekkür felaketi olur.
Bildiklerini anlamayanlara bilgilerini kontrol etmelerini söylemek beyhudedir. Yeryüzünde Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize inanan bir tane bile insan kalmadığında, Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin bu dünyadaki rahmeti bitecek ve gazabı tecelliye gelmeyecek mi? O hadisenin adına kıyamet demiyor muyuz? Hatemül Enbiya Aleyhisselatü Vesselam Efendimize inanan tek insan kalmadığında, Cenab-ı Allah Azze ve Celle, tüm kainatı yakmayacak mı? Her şeyi dürüp büküp yok etmeyecek mi? Mahiyetinin ne olduğunu ve (kıyamet tasvirleri dışında) nasıl gerçekleşeceğini bilmediğimiz o büyük yokoluşun gerçekleşme şartı, O’na inanan bir tek insanın bile kalmaması değil mi? “Sakalının tek teli için kainatı yakarız” dediğimizde, bizzat Cenab-ı Allah’ın muradını kastetmiş olmuyor muyuz?
O, alemlere rahmet olarak gönderilmedi mi? O, yeryüzündeki varoluşu ümmetiyle birlikte gerçekleştirmedi mi? O, yeryüzündeki varoluş destanını, sadece “ferdi varoluş” emsaliyle mi önümüze koydu? Ferdi varoluş destanını tabii ki O’ndan başkası gösteremezdi ama içtimai varoluş destanına ümmetini ortak etmedi mi? Herkesin şuurunun patladığı ve nefsinden başka kimseyi düşünemeyeceği mahşerde, kendinden önce ümmetini düşüneceği müjdesini vermedi mi? O bu dünyadayken, rahmet O’nun kalbine indi ve oradan tüm insanlığa dağılmadı mı? O, rahmeti celbeden bir nur yumağı değil miydi? Serseri akıllıların bazıları gibi, O’nun hakkında söylediklerimiz mübalağa mıdır? Yeryüzüne inen rahmet ve hakikat, Kur’an-ı Kerim değil miydi? Kur’an-ı Kerim O’na inmemiş miydi? Yeryüzünü ayakta tutan rahmet değil mi? Rahmet yeryüzünden çekildiğinde, yeryüzünün ve kainatın, kendi nefsiyle varolmaya devam edeceğini düşünen zavallı insanlar kitlesine Müslümanlardan damı katılanlar var? O’na inanan bir kişi bile kalmadığında rahmet yeryüzünden çekilecek ve tüm kainat hallaç pamuğu gibi atılmayacak mı? Kıyameti başka nasıl anlıyorsunuz?
Kıyamet buysa, kainatı ayakta tutan müminin kalbindeki iman değil midir? O iman ve o imanın mekanı olan kalp, rahmetin tecelligahı değil midir? Müminin imanının birinci safhası, O’na iman etmektir, O’nun doğru söylediğini kabul etmeyen Allah’a nasıl iman eder? O’nun (haşa) yalan veya yanlış söyleme ihtimalinden bahsedildiği anda Kur’an-ı Kerim tamamen (haşa) yok hükmünde değil midir? Bunun neresi anlaşılmıyor? O, imanın “konusudur”, hem de ilk konusu, çünkü Allah’a, O’na iman ederek ulaşıyoruz. “İman konusu”… Bunun ne demek olduğunu Müslümanlar ne zaman unuttu? Hangi serseri çıkıp da, “iman konusuna” kıymet biçecek? Haddini bilmezlerin çoğaldığı doğru da, dünyada hala “müminler” var.
Müslümanlar O’nun itibarını ve kıymetini azaltmak konusunda sanki diğerleriyle yarışmaya başladı. Dudak bükerek, “O da bir insandı” diyenlerin ağızlarında hakikat feryat ediyor. “O da bir insandı” beyanı hakikatin ta kendisi ama O, miraca çıkmış bir insandı. Anlıyor musunuz bunu? Miracı anlıyor musunuz? Kainattaki herhangi bir varlığın Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin “huzuruna” çıkması muhaldir. Hiçbir varlık, melekler ve onların büyükleri de dahil, “Sidret’ül Münteha”yı geçemez. Sidret’ül Münteha, mahlukatın (yaratılmış her şeyin) ufkudur, üst sınırıdır, orayı kimse, hiçbir varlık geçemez. Anlıyor musunuz miracı, miraç, kainattaki tüm kaidelerin dışında ve üstünde gerçekleşen o çaptaki tek hadisedir. Miraçtaki “ihsan”ı kavrayabiliyor musunuz? Cenab-ı Allah Azze ve Celle, O’nu, kainatın tabiatına dercettiği sünnetinin (Sünnetullah’ın) üzerine çıkarmıştır. Miraç hadisesi, hiçbir kaide ile izah edilemez, bu sebepledir ki miraç, Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin o çaptaki tek “ihsanıdır”. O çaptaki tek ihsan, o çaptaki tek “insan”a nasip olmuştur. Siz kainatı ne zannediyorsunuz, O’nun saçının tek teline denk geleceğini nasıl düşünürsünüz? Bu sıkleti hangi terazi çeker be hey ahmaklar…
Bunları Ahmet Altan gibiler anlamaz, onların anlamasını beklemez ve dert etmeyiz. Ama dert ettiğimiz şey, Müslüman fikir ve ilim adamı kılıklı bazılarının, Ahmet Altan ve benzerleri ile “hassasiyet müşterekliği” arıyor olması. Gözleri ülkedeki bir avuç entelektüele çevrilmiş halde, sanki “onlar ne der, ne düşünür?” gibi bir endişe taşıyorlar. Dillerini, üsluplarını, fikirlerini onlara göre ayarlıyorlar. Düşüncelerinin “rasyonel”, “reel” olmasını arzular gibi bir halleri var. Be hey ahmak, miracın neresi rasyonel? Miraç, kainattaki tüm kaidelerin üstünde bir hadisedir, hangi akıl bu hadiseyi anlar? Zaten müminler Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin rahmet ve ihsanına talip değil mi, hangi mümin, Allah’ın adaletle yargılamasının altından kalkabilir? Üç günlük dünyada, üç kuruşluk insanların “ne diyeceğini” dert ederek, Allah’ın ihsan ve lütfundan kaçmak niye? Talip olmadığın ihsanı elde edeceğini ümit etmek nasıl bir düşünce serseriliğidir.
*
Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize teslimiyetimiz, hem iman hem de aşk cihetiyledir. Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin “Habibim” dediğine iman etmeyen kafir, aşık olmayan ise ölüdür. O’na aşk ile iman etmişizdir, O’na, iman derecesinde aşık olmuşuzdur. Aşkı bilmeyenler, imanı anlamazlar, iman etmeyenler aşık olamazlar. O’nu tanımayanlar, ne imanı bilirler ne de aşkı…
Yeryüzünde yüzlerce milyon O’nun aşığı var. O’na yönelik en küçük hakaret, bizim çıldırmamız için kafidir. Sözkonusu olan O ise, nükleer bombalarla tesbih çekeriz, canımız bu meselede “korku” sebebi değildir. O’nun uğruna verilmeyecek olan can, zaten murdar olmuştur, olsa da olur olmasa da… Bizim dünyaya göre yaşadığımız yeter artık, bırakın dünya bize göre yaşasın. Bilsinler bizim aşkımızı, imanımızı, teslimiyetimizi. Bilsinler ve ona göre davransınlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir