ŞAFAK PAVEY VE NİZAM ANLAYIŞI

ŞAFAK PAVEY VE NİZAM ANLAYIŞI
Nizam anlayışı kalmadı ülkede. Nizam anlayışının asgari şartlarından bile uzaklaştı ülke. Devlet ise nizam anlayışından en fazla uzaklaşanlar listesinin başında geliyor. Oysa devlet demek nizam demekti.
Nizamın en bariz unsuru, “kaide”dir. Kaideler, nizamın iskeletini oluşturur. Kaidelerin nizam ile alakasını görmemek mümkün değil. Devlet de dahil herkes kaidelerin nizam ile ilgisini görüyor. Kaidesiz nizam olmaz. Fakat kaidenin ne olduğunu bilen yok.
Kaide, hayatın bir alanını veya bir münasebeti tanzim için vazedilir. Fakat hiçbir kaide, vazedildiği konunun tüm ihtimallerini ihtiva edemez. Başka bir ifadeyle hiçbir kaide, ilgili olduğu konuyu ihata edemez. İlgili konu, kaidenin dışında bir vakayı mutlaka hayatın önüne koyar.
Kaide, gerekçesinden ve maksadından müstakil olarak anlaşılmaya başlandığında, nizamı devam ettiriyor gibi görünür ama hayatı katletmeye başlar. Oysa nizam, hayatın yaşanmasını mümkün kılmak içindir. Nizamın kendisi hayatı katletmeye başladığında, nizam olmaktan çıkar ve sureta nizam olsa bile kaos muhtevasına savrulur.
*
TBMM’de kıyafet yönetmeliği mi ne varmış. Kadınlar pantolon giyemezmiş de etek (tayyör mü ne diyorlar) giyecekmiş de… Ayağının biri olmayan ve yerine protez ayak takılmış olan Şafak Pavey hanımı pantolon giymekten men eden kafa her kimse, o kafa ne hayatı ne insanı ne de nizamı anlamıştır.
*
Kemalist siyasi rejim kurulduğundan beri nizam anlayışının muhtevası boşalmıştır. Kemalist kafa, nizam(!!!) için, şapka giymeyenleri asmıştır. Herkesin şapka giymesini mecbur tutmak gibi bir nizam anlayışına(!!!) sahip olan Kemalist siyasi rejim, şapka giymeyeni asmakla, herhangi bir kaidesinin “hayattan” daha kıymetli olduğunu deklare etmiştir. Kanun insanların ihtiyaçlarını karşılamak için yapılır. İnsanlara kanunla zulmedilmez.
İslam, kaidelerine riayet edeni cennetle müjdelemiştir. Cennet, ebedi hayattır. Ebedi hayatı mükafat olarak vaat ettiği kaidelerine riayet bahsini ve umumi olarak nizam anlayışını idrak etmek için namaz farizasına bakmak kafidir. Namaz ki, “dinin direğidir”. “Kıyam” namazın rükünlerindendir ve yerine getirilmediğinde namaz makbul değildir. Pekala felç olan veya başka sebeple ayakta duramayanlar ne yapacak? Kemalist anlayışı (haşa sümme haşa) buraya tatbik etsek ortaya çıkan netice şu olur. Felçli kişilerin namazı kabul değildir. Zira namazın farz olan kaidelerinden biri yerine getirilmemektedir. Oysa İslam, namazın rükünlerini saydıktan sonra, insanların bu rükünlerine riayet etmesini “kudretleri” nispetinde talep etmiştir. Zira namazın şekline ait şartlarının (farzlarının) derinliklerinde bir manası vardır. O mana, şekil şartlarını yerine getiremeyenlerin de sahip olabilecekleri bir manadır. İslam da öncelikle insanlardan o manayı talep eder.
Kurallardan kimler, niye vazgeçmezler? Kurallarının muhtevası ve manası olmayanlar… Çünkü bir manaya sahip olanlar, o manayı belli şekillerle gerçekleştiremeyenler için başka şekiller teklif ederler. Çünkü aslolan manadır. Herhangi bir “mana”ya sahip olmayanlar, kurallardan (şekillerden) vazgeçemezler. Şekilden vazgeçtiklerinde, varlık gerekçeleri ortadan kalkar.
*
İlköğretim, lise ve üniversitedeki müfredatı kendileri tespit ettikleri halde, okula tahsil görmek için gelen kız çocuklarını başörtüsünden dolayı okula almayan kafalar, dünya görüşü veya hayat tarzı dedikleri düşünce kırıntısıyla aslında bazı şekilleri kastettiklerinin farkında bile değiller. Müfredatını sen tespit etmişsin, gelsin kız çocuğu onu eğit… Ama bunu göze alamazlar. Çünkü her hangi bir “manaya”, “kıymete” veya “fikre” sahip değiller. Varlıklarının tamamı, şekilden ibaret… Düşünebiliyor musunuz? Profesörler, onsekiz-yirmi yaşlarındaki kız çocuklarına fikirlerini empoze etmek gücüne bile sahip değiller. Sizi kim profesör yaptı yahu…
Beş yıl devleti bize verin, okula isterse çıplak gelin. Hiçbir zorlama olmadan birkaç yıl içinde yüzde doksanı “saf Müslüman” olur.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir