ŞAİR MEMDUH ATALAY İLE MÜLAKAT

ŞAİR MEMDUH ATALAY İLE NECİP FAZIL’IN ŞİİRİ VE ŞAİRLİĞİ ÜZERİNE MÜLAKAT

 

Şiirin bir yatağı da kalptir. Kalbin dile gelişidir şiir çoğu durumda. Buradan baktığımızda hakikatin hakikati şiire ve şaire uyan bir nişandır…

 

METİN ACIPAYAM: Şairlik küçük ve âdi hasislikler işi midir? Yoksa idrakin en ileri merhalesinin cehdi mi?

MEMDUH ATALAY: Elbette şiirin dili günlük dilden farklı olduğu gibi şairin idraki de sıradan idrakten yani eşya ve madde üzerine yoğunlaşmış idrakten uzak olmalıdır. Novalis hakiki insan şairdir der. Bu sözde insanlık bir sanat olarak vurgulanır aslında. Yani şair öyle bir yerdedir ki kendi var oluşunu bir ideolojiye dönüştürmeden ve kendisi en alt ya da en üst olmadan insani olan her şeyi kavrayıp onun histe ve fikirde anlamına ulaşmalı bunu günlük dilin dışında bir dille ifade etmelidir. İdrak eşyanın ve maddenin dar kalıplarına sıkışmışsa şair sıfatı taşıyan eşhasın kendi benlik pürüzlerine muhatap olacağız demektir. Şair iç zenginliği ve anlama çabası çerçevesinde şeylerin üstündeki perdeyi aralayabilen adamdır. Bizde bilmek daima görmeyi içeren bir keyfiyet taşır. Batı’da ise bilmek güç sahibi olmaktır. Görmeyi ve mesuliyeti bilmenin bir gereği olarak algılayan kültürümüz insanın endişeli oluşunu, hüzünkâr tavrını önceler. Şair kendi ferdi macerası içerisinde beşeriyetin fıtratına dokunabilen bir his ve fikir idraki içerisinde olmalıdır. Mehmet Akif “in namına, ahlâk-ı fazıla namına, Allah korkusu namına kalbinde hiçbir his taşımayan, zulme, haksızlığa karşı samimi ruh cûşa, hûruşa gelmeyen şairler, hangi cemaatte mebzul ise Allah o cemaatin belasını verecek değilvermiş demektir. Öyle ya bir milletin ruhu evvela, eş ‘arında görülür. Saniyen efrârd-ı milletin terbiye-i içtimâiyesini yükseltmek; ulvi, bununla beraber sağlam fikirleri beliğ bir beyanın te’sir -i sâhiriyle kalblerde his haline getirmek ancak şairlerin vazifesidir.” (1) demektedir. Bu izahtan da anlaşılacağı üzre şair adeta sihirli ifadelerle milletini üst bir şuura taşıyan kimsedir.

 

METİN ACIPAYAM: Necip Fazıl’ın idrak mahareti düşünüldüğünde, sezerek yaptığını düşünerek idrak ettiğini görürüz. Şairler sultanı Necip Fazıl şüphesiz şairliğin ufkudur. Buradan hareketle “ideal şair” nasıl olmalıdır?

MEMDUH ATALAY: Tabi bu sorunun sorana, sorulana göre muhtelif cevapları bulunabilir. Necip Fazıl’ın şiiri ile fikri duruşu arasında beşeriyeti ile şiiri arasında bir uçurum yoktur. Necip Fazıl sistemin mağdurları tarafından daima “EY SAKARYA, DURUN KALABALIKLAR, SEVİNİN MEHMEDİM” nidalarıyla nazara verilmiştir ama o aynı zamanda nefs muhasebesi ve murakabesini de çok çetin yaşamış ve bunu şiirine bir şifre olarak kaydetmiştir.

Ruhuma bir kefen bezi yeter de; 
Yetmez aç nefsime sırma ve ipek.
Çare yok yüzünden düştüğüm derde,
Yesem de toprakla karışık kepek.

Güneşle bir tutsam girmez hizaya,
Dar bulur sığmam der dipsiz fezaya.
Kuyruk sallar, sonra hırlar ezaya,

 

Benim nefsim, benim nefsim ne köpek!”

Bu şiirdeki yaşanmışlık yok sayılabilir mi? ideal şair Yunus misali ” YA BEN ÖLEYİM Mİ SÖYLEMEYİNCE” noktasına erişmiş olmalıdır. Yani olmadan görünmek, yanmadan yakmak lafazanlığına düşmemelidir. Şuara suresindeki ikazı aklında tutan bir keyfiyet taşımalıdır. Üstatların “his, hayal, fikir” tespitine bendeniz hayatı da ekliyorum. Yani ruhen veya madden yanmış, o hali kuşanmış, o kuyuya düşmüş veya hissen hemhal olmuş keyfiyetini taşımalıdır. Öteki türlüsü taksitli eşya tüketmeye benzer ki bir ehemmiyeti yoktur. Fuzuli’yi şiirin ölümsüz kalemi yapan nedir? Kerbela’dan tevarüs ettiği Hüseyni hüzün ve varlığı anlama, anlamlandırma çabasının yalnızlığı, aşkın her derdine “derman” diyen yaşanmışlığı değil midir? Bu sebeple Baki saltanatın yumağını örerken Fuzuli gamdan ve beladan “kulbeyi ahzan” inşa etmiştir Yakuplayın! Şair bir kelime hokkabazı olmamak için his, fikir, hayal üçlüsüne hayatı da katmak zorundadır.

METİN ACIPAYAM: Şiir mukaddes eşiğin süpürgesi; şair de boynundaki süpürücülük borcuyla insanoğlunun en yüksek rütbelilerinden birisi… Necip Fazıl’ın bu sözlerini şair Memduh Atalay nasıl yorumlar?

MEMDUH ATALAY: Bu hangi şairdir derim. Şiiri nasıl görür bu şair kaleme ve satıra yemin eden Allah’ın has ölçüsünden ve Şuara suresinden ne anlamış diye sorarım. Yok, bu soruların dışında ve bu sorulara cevapsız biri ise zaten o kişiyi şair saymam. Rakı şişesinde balık olma anlamsızlığından kafiyenin ve imgenin hatırına dili ve şiiri bir bukalemun gibi renkten renge sokarak hikmet ve idrak yoksunluğunu lafazanlıkla örtmeye çalışan eşhası yok sayarak cevap vereyim sorunuza. Efendimiz “Söz odur ki Lebid söyledi Hak’tan başka her şey batıldır” buyurur bir hadislerinde. Yani bir şairin sözü Peygamber sözüne dahil oluyor bu ne yüce bir mertebedir. Ayrıca Mekke’nin fethinde Efendimizin öldürülmesini istediği kafirlerden bir kısmı Müslümanları zemmeden şairlerdi. Şimdi insanoğlunun en yüksek rütbelilerinden biri olması şair unvanından ziyade şiirin fonksiyonu ile ilgili düşünülmelidir. Söz elbette sihir taşır ama bu sihir bize şuuraltının hayvani sayıklamalarını mı ruhun azat olmak isteyen mutlaka koşucu yanını mı getirecek? Bu açılardan bakarsak herhangi bir eylem veya meşguliyet doğası gereği iyi kötü kategorisinde bulunmaktan ziyade gösterdiği ve götürdüğü yer bakımından ele alınmalıdır. Şair eşyaya ve dünyanın görünen yüzünü değil de ölümsüz olanı,  ruhun maverasını gösteren bir keyfiyet taşıyorsa dediğiniz anlama kavuşmuş olur. Yoksa kendi var oluşunu ideolojiye dönüştürme yanılsamasında kırık ayna ile bize hakikati sunma bedbahtlığına duçar demektir.

METİN ACIPAYAM: Poetikası olmayan şair olur mu? Eğer cevabınız “olur” güzergâhında olursa, ortalık kendini şair zanneden şair müsveddeleriyle dolmaz mı? Yok şair demek poetika demekse, poetika demek “hal” midir? Bu hal, şairin şahsiyetini oluşturan ana sütun mudur?

MEMDUH ATALAY: Bizim edebiyatımızda poetikası olan şairler belli başlı kimselerdir. Fuzuli, Recaizade, Haşim, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, İkinci Yeni, İsmet Özel, Yahya Kemal, Garipçiler, Tanpınar aklıma gelenler bunlar. Ama bir yazı disiplini içerisinde vaaz etmemiş olmamaları diğer şairlerin şairliği ve şiiri ile ilgili sorun halinde ele alınmamalıdır.

Şiirin beslendiği ırmak kime ait, söyledikleri nedir?  Meseleye bu açıdan bakılmalıdır. Öyle de olsa aslında her şair şiirinin künhüne vakıftır. Şairin mutlaka şiir üzerine belli mülahazaları okuduğunu var sayıyorum ben. Ama sizin bahsettiğiniz kimseler velev ki poetika sahibi olsunlar şiirlerinin yatağı problem taşıdığı için şiirinde de gösterdiği dünyada da bulabileceğimiz bir şey yoktur. Ya kafiyenin akışı ya imgenin anlamsız bakışı çıkıyor ortaya. Evet, poetika şairin şiire yüklediği anlam ve şiirden ne anladığı ile alakalı olmak durumundadır. Ama şair, şiir öncesi eksik ve yanlış yataktan besleniyorsa problem buradadır. Şairin yol haritası ve gelenek dediğimiz havuza bakışı ile çağcıl anlamın bütünleştirdiği eksenin keyfiyetine göre anlam içeren şiir çerçevesinde ele alınması gerekir. Anlam derken tabi politik, aktüel vurguyu dışarıda tutuyorum. Kastım fikrin, düşüncenin yok sayılmaması ile ilgili. Şiir ve şairlik öncesi insanın duruşu, hali, keyfiyeti, ruh dünyası hangi yataktan, hangi anlam dünyasından bezenmiş ve içselleştirilmiş midir?

Yoksa okur satar, çalar, değiştirir, yazar böylece bir unvanın şemsiyesine ve onun kazanımlarına, fiyakasına mı teşnedir? Şiir insanın bir eylemlilik hali olarak tecelli ediyorsa vaaz edilen matbu bir poetika olmasa da şiirdir. Burada problem okur satar, çalar yazar insanların ruha, anlama, fıtrata değmeyen şeyleri şiirsel bir kalıp içerisinde sunması zaten lafazanlığın ve dahi kalpazanlığın ta kendisidir ki hal ehline malumdur.

METİN ACIPAYAM: Şiiri mutlak hakikati hırsız gibi arayan kâşif olarak tanımlayan Necip Fazıl, hakikatin hakikatine müptela olan mütefekkirdir. Bu noktadan hareketle ne söylemek istersiniz?

MEMDUH ATALAY: Evet, Üstat merhum; hakikati sır ve gizlilik yoluyla aramayı söyler. Salt hakikat bilim ve ideoloji alanına giren bir şey. İnsan hakikatin kendisi kadar ele alınışında da incelikler ve yenilikler arayan bir varlık. Mevlana’nın “Dün dünle gitti cancağızım / Bugün yeni şeyler söylemek lazım” deyişi ile Efendimizin yağmur yağdığında başını yağmura tutup” Onun Allah ile olan ülfeti benden daha taze” demesi sürekli yeni ve taze bir arayışı ve ülfetle perdelenen hakikatin farklı bir dille, söyleyişle ifade edilmesine yol açan tavrı bakımından meseleyi ele aldığımızda hem aktüalitenin hem siyasetin perdesinde perdelenen şeylerin yeni ve farklı bir söyleyişle ele alınması gerekir ki filozofun dediği gibi” en iyi bildiğiniz kavrama yakından bakın sizden uzaklaştığını göreceksiniz” bu ne demektir. Ya bilmeye ya görmeye ya da duymaya kurban edilen ve hakikatine erişilemeyen şeylerin sır ve gizlilik yolu ile yeni bir dille ele alınması demektir.

Şiir; iç kale sanatı ise, sanatların en milli olanıdır, çünkü kaynağı kafa kadar, kalptir de. Demek ki bilim adamının, politikacının dışta bıraktığı veya çoğu kez göremediği şeyleri şair görür. Çünkü şiirin bir yatağı da kalptir. Kalbin dile gelişidir şiir çoğu durumda. Buradan baktığımızda hakikatin hakikati şiire ve şaire uyan bir nişandır.

METİN ACIPAYAM: Necip Fazıl’ın üzerinde durduğu “sanatı üzerinde düşünen şair” terkibi hakkında ne söylemek istersiniz?

MEMDUH ATALAY: Fikrin kuduz köpek gibi kovulduğu bir ülke vasatında Cemil Meriç mezkur adlandırmayı yaparken, Üstat da “Fikrin ve fahişesi oldum ne zamparası” vurgusu ile fikir fahişeliğinden ve düşünce zamparalığından bahsedecek duruma düşmüşlerdi. Şimdi Kervanın ulu yolcularından sonra, bizler; hem emaneti istismarda hem fikri gazetecide ve siyasetçide bulan kitleye bir anlam alanı yaratmamış olmak yetersizliği taşıyan takipçiler olarak sadece sanat ve fikir bağlamında değil her alanda aktüel olanı, ankette görüneni ciddiye alan ince yazıyı okuyamayan kapitalizmin gönüllü mağdurları çağında düşünen adam aramaya çıksak yeridir. Öyle ki bırakalım sanat ve şiir gibi özel alanı herhangi bir alanda bir düşünen bulalım ve korumaya alalım. Öyle derin şeyler de düşünmesin, arıları, kelebekleri, leylekleri kardelenleri düşünsün ister ki ama düşünsün. Şaire, sanatkara gelince elbette düşünmek zorunda. Üstadın tabiri ile yaptığı balı izaha memur olmak zorunda. Gerçi ne demiş Abdülhak Hamit “Kimi düşünmeye zaman bulamaz/Kimi düşünceden eman bulamaz” Düşünce der demez hindi gibi terkibiyle töhmet altında kalınan çağda gölgesinden sıcacık kanı damlayan zi-şuurlara her zamankinden daha muhtacız. Bu sebeple Şiir Beyimiz Üstadı rahmetle anıyorum.

METİN ACIPAYAM: Teşekkür ederim.

MEMDUH ATALAY: Rica ederim.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir