SAMİ SELÇUK CÜCELER DİYARININ EN UZUN CÜCESİ

SAMİ SELÇUK CÜCELER DİYARININ EN UZUN CÜCESİ
Sami Selçuk’u nasıl bilirsiniz? Türkiye’nin iyi bir hukukçusu, hatta en iyi hukukçusu, hatta hatta bu güne kadar yetişmiş en iyi hukukçusu olarak bilenleriniz vardır. Böyle olmadığını söyleyeceğimi bekleyenler varsa yanılıyorlar, gerçekten de böyledir. Türkiye’nin yaşayan en iyi hukukçusudur. Belki Türkiye Cumhuriyetinin yetiştirdiği en iyi hukukçudur diyeceğim ama tarihteki yaşamış insanların hepsini tanıyor olmak gibi uçuk bir iddia anlamına gelecek böyle bir beyandan imtina ederim.
Ülkenin en iyi hukukçusu olan Sami Selçuk üzerinden, Türkiye’nin ve Türkiye’deki hukukun halini tetkik edelim. En iyi hukukçumuz, Radikal’de, 16.02.2012 tarihli, “Sayın Başbakan Erdoğan’a” başlıklı yazısında dikkat çekici ifadeler kullanıyor.
“Unutmayınız ki, Sayın Başbakan, bir topluluğun toplum; bir toplumun ulus; bir ulusun uygar-ulus olabilmesi için kimi koşullar ve süreçlerden geçmesi gerekir. İnsan yığınından oluşan bir topluluk, ancak yurt, tarih, dil bilincine ulaştığında bir topluma, bir ulusa dönüşebilir. Bunun ardından, hukuk bilincine ulaşabilirse, işte o zaman da uygar bir ulus olur.”

Paragrafın her tarafı kırık dökük, her tarafı eksik, birçok tarafı da yanlış… Doğrusu Sami Selçuk, ülkenin en iyi hukukçusu olduğu gibi en kültürlü hukukçusudur da… En kültürlü hukukçumuzun, toplum ve ulus (mefhumlar kendine ait) olma şartını, “yurt, tarih, dil bilincine ulaşma” şartına bağlaması, kültür donanımının ipucunu veriyor. Bu kadarla millet olunduğunun tarihte bir tane bile misali yoktur. Sami Selçuk, ne kadar kültürlü olursa olsun, neticede en iyi olduğu alan hukuktur. Bir insanı zayıf olduğu alanda değil, güçlü olduğu alanda tenkit etmek, tenkit ile propaganda arasındaki farkı da göstermek bakımından fikir haysiyetine uygundur. Öyleyse üzerinde duracağımız esas nokta, “Bunun ardından, hukuk bilincine ulaşabilirse, işte o zaman uygar bir ulus olur” ifadesidir.
Hukuk şuuru ve hukuk kültürü gerçektende bir milletin medeniyet seviyesini tayin eden temel unsurlardandır. Bir hukukçunun bunu tespit etmesi, mesleğinin alelade bir seviyesine tekabül eder. Fakat bir hukukçunun, hukuk hakkında öncelikle bilmesi gereken iki husus vardır. Birincisi “doğru hukuk”, ikincisi ise “meşru hukuk” meselesidir. Özellikle de “doğru hukuk” ile “meşru hukuk” meselesini birbirine karıştırmamalıdır. Bu bahisler ülkede hiç kimse tarafından bilinmez de, hukukçular tarafından bilinmemesi anlaşılır ve affedilir gibi değil.
“Doğru hukuk”, insanın hayvandan aşağıya kadar inen, melekten yukarıya kadar çıkan tabiat haritasında, uygun aralığı bulan, insanı yüce varlık haline getiren, yaşanmaya değer hayatın altyapısını oluşturan, arkasına maddi müeyyide yığmayı hak eden kurallar bütünüdür. Tamam, bunun ne olduğu hususunda, dünya ve tüm insanlık ittifak etmiş değildir. İnsan tabiatının farklı aralıklarında (parantezinde) kurulan hayat gerçeklikleri var, bu gerçekliklerin kaynağı veya neticesi olan kültür iklimleri var. Bu sebeplerle “doğru hukuk” üzerindeki tartışma hala sürüyor. Tam da bu sebeple, yani hukukun, dünya görüşü ve kültür iklimlerine göre farklı şekillenişleri sebebiyle, “meşru hukuk” bahsi ortaya çıkar. “Meşru hukuk”, bir ferdin ve cemiyetin, kendine tatbik edilmesini istediği hukuka inanması veya inandığı hukukun kendine tatbik edilmesidir. Meşru hukuk, doğru hukuk olmayabilir fakat bir cemiyetin kendine tatbik edilmesini istemediği hukuk, o cemiyet için gayrimeşru hukuktur. Bunları Türkiye bilmez, çünkü ülkedeki Kemalist siyasi rejim, bu rejimin “güçlüleri” ve aydınları, batı hukukunu hem doğru hukuk hem de meşru hukuk olarak kabul etmiştir. Doğru hukuk ve meşru hukuk tabirlerini bile duymadan, bilmeden, anlamadan, araştırmadan…
Sami Selçuk, bu ülkenin en kültürlü ve en iyi hukukçusudur. Doğru hukuk ve meşru hukuktan haberi yok. Ülkenin entelektüel seviyesini anlıyor musunuz? Sami Selçuk’un, “doğru hukuk” ve “meşru hukuk” bahislerinden haberinin olmadığını nereden anlıyoruz? Yazısının devamından… Buyurun…
“Türk hukuku, çağcıl değerlere yaslanan Batı kaynaklıdır; benimseme yolu ile alınmıştır.”
Adına “Türk Hukuku” dedikleri mevzuat, tabii ki Türk hukuku değildir. Ama böyle küçük hesapların arkasına takılmayalım. Ne diyor hukukçumuz, “benimseme yoluyla alınmıştır”. Batı hukukunun nasıl alındığını birkaç misal ile hatırlatalım. Mesela “şapka iktisadı hakkında kanun” kabul edildikten sonra bu ülkede sayısı bellisiz insan, sadece şapka giymedikleri için (yani bir kanuna aykırı davrandıkları, yani hukuk bilincine! sahip olmadıkları için) asılmıştır. Bir parça kumaş için binlerce insan asılması, sadece cumhuriyet Türkiye’sinde gerçekleşmiştir. Sami Selçuk, buna “benimseme” diyor. Ülkenin en iyi hukukçusu, tarihin en ağır zulmüne, hem de hukuk marifetiyle gerçekleştirilen zulmüne, “benimseme” diyor. Zulmün tarifini nasıl yapacağız o zaman?
Sami Selçuk’un yazısının ana fikri başka. Bunu biliyoruz. Bizim yapmaya çalıştığımız iş, en iyi hukukçunun, hukuk bilgisi ve fikrinin derinliğini göstermek. Sami Selçuk, batı hukukuna “doğru hukuk” olarak inanan birisidir. Buna bir diyeceğimiz yok, o bir tercih. Fakat doğru hukuk ile meşru hukuk arasındaki farkı bile bilmediği anlaşılıyor. Türkiye’deki batıcıların bunu bilmesi de mümkün değil. Çünkü bu tasnifi yapan İslam’dır. Her ne kadar da Müslüman bir memlekette yaşasalar da batılılaşmış kadrolar İslam’ı bilmemek konusunda ittifak ve dirayet sahibidirler.
İslam, Allah’ın gönderdiği son din, yeryüzündeki tek “doğru hukuku” inşa etmiştir. Gayrimüslimlerin ve batılılaşanların buna inanmadığını ve inanmayacağını biliyoruz. Fakat İslam ile biraz ilgilenseler bilirler ki, İslam, siyasi hakimiyeti altındaki gayrimüslimlere kendi hukukunu tatbik etmemektedir. Tek doğru (hakikat) olan İslam, “doğru hukuk” ile “meşru hukuk” tasnifini yapmakta ve tek doğru hukuk olan kendi hukukunu, kendine inanmayana tatbik etmemektedir. İnsanların inanmadığı hukukun kendilerine tatbik edilmesini gayrimeşru olarak görmektedir.
Hukuk hakkındaki tarihi tasnif olan “doğru hukuk” ile “meşru hukuk” bahislerini anlamamış olan ülkenin en iyi hukukçusu, yazısının sonlarına doğru İslam’dan misaller vermekten imtina etmemektedir. Takvim yapraklarından öğrenilebilecek bazı bilgiler (ki verdiği bilgiler doğrudur) ile caka satıyor. Birkaç doğru bilgiyi naklettikten sonra söylediğine bakın;
“Hukuk sadece sizin değil, peygamberlerin bile üzerindedir.”
Bu sözün doğruluğu-yanlışlığı bahsi ayrı… Fakat be adam, sen, batı hukukuna iman eden birisin. Hadi dolgu malzemesi olarak İslam tarihinden bazı hadiseleri de yazında utanmadan kullandın. Peki sen peygamberlik müessesesi nedir bilir misin ki böyle boyundan büyük laflar ediyorsun. Kendi imanın ve dünya görüşün çerçevesinde meseleyi izah etmeye çalışsana. Risalet, hukukun ikinci kaynağıdır. Kaynak denince aklına sadece batı hukuk metinleri gelen sen, “hukuk peygamberlerin bile üstündedir” derken, batı hukukunu mu kastediyorsun. Yani batı hukuku, peygamberlerin bile üstünde mi demek istiyorsun? Sen o dilini yut… Yiyemeyeceğin lokmayı ağzına alma… Cüceler diyarında en uzun “cüce” olarak kendini ne zamandan beri dev zannediyorsun. Erdoğan adamsa eğer, senin açık mektubuna burnunu bile silmez.
NURETTİN SARAYLI
nurettinsarayli@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir