SANAL AKIL VEYA AKLIN İPTALİ

SANAL AKIL VEYA AKLIN İPTALİ
Mümtaz Soysal, 01.10.2012 tarihli, “Potpuri” başlıklı yazısında, Erdoğan’ın kongre konuşması ile Atatürk’ün nutkunu mukayese ediyor. Mukayeseyi yapan, mukayesenin neticesini baştan tespit etmiş haldedir tabii ki. Atatürk’ün nutku ve kişiliği tabii ki Erdoğan’dan daha etkilidir, ona göre. Ne var ki ikisini mukayese etmeye başlaması, artık konunun nereye kadar vardığını göstermesi bakımından önemli.
Cumhuriyet yazarları ve aynı ideolojik zihniyete sahip başka gazete yazarları, son dönemlerde Erdoğan ile Atatürk arasında mukayese yapılmasına fena halde içerliyorlardı. Hani Atatürk asla ulaşılmaz, insan üstü, tarifi imkansız bir varlıktır ya kafalarında, birinin onunla mukayese edilmesi, inançlarında “şirk” etkisi yapıyor. Oysa bu ülkede kendileri gibi bir avuç dışındaki milyonlarca insan, Atatürk’ü ulaşılabilir, aşılabilir, ondan çok daha büyük insanlar yetiştirilebilir düşüncesine sahiptir. Ve evet, Erdoğan da, Erbakan da, Yazıcıoğlu da Atatürk’ten büyüktür, daha kıymetlidir. Bunların Atatürk kadar iş yapamamış olması, Atatürk’ün eline geçen fırsatların, bu şahsiyetlerin eline geçmemiş olmasındandır.
Mümtaz Soysal, aslında Atatürk ile Erdoğan’ı ve nutuklarını mukayese etmemeye özen göstermekte, mukayese edilmemesi gerektiğini söylemekte fakat kendisi mukayese yapmaktan kaçınamamaktadır. Bunların ruh halleri ilginçtir, söylemek istedikleri ile söyledikleri başka manalara geliyor. Çünkü zihinleri allak bullak oldu, Erdoğan karşısında psikolojileri darmadağın oldu, kendilerini ayakta tutacak teorik ve psikolojik bir dayanakları kalmadı. Böyle olunca, bir şeyler söylemeye çalışıyor fakat söylemek istediklerinden başka şeyler söylüyorlar.
“Sayın Erdoğan’ınki de Atatürk’ünki gibi bir çeşit hesap verme gibiydi ama parti ve liderlik propagandası ağır basan, daha çok da ‘Büyük Ortadoğu’ coğrafyasından çağrılmış hayli kalabalık Müslüman Arap konuklara seslenen bir söylev. Kullanılan dildeki şark edebiyatlı ve din içerikli üslup kimsenin dikkatinden kaçmamıştır herhalde.”
Paragrafın sonunda, “din içerikli üslup kimsenin dikkatinden kaçmamıştır herhalde” derken, dini muhtevalı bir nutuk olduğunu keşfetmiş ve bu sırrı ifşa etme gayretine düşmüş. Oysa kendisi gibi bir avuç kemalistin dışındaki milyonlarca insan, o muhtevayı istiyor, o sebeple oy veriyor, bunun bile farkında değil.
İşin daha garip olan tarafı, iki gün sonra yani 03.10.2012 tarih ve “Kuşku” başlıklı yazısında, mukayese değerlerini değiştiriyor ve Erdoğan ile Hitleri mukayese ediyor.
“O sözleri dinlerken Führer nutuklarındaki coşkunun havasını sezmemek ve o törenlerin kalabalığını seyrederken Nürnberg mitinglerinin ürpertici görüntüsünü anımsamamak mümkün mü?”
Akparti kongresinin ihtişamı karşısında gözleri kamaşan Mümtaz Soysal, önceki yazısında Atatürk ile ilgili yaptığı mukayeseden pişman olmuş ve günah çıkarmak ister gibi sonraki yazısında derhal Hitler örneğine sarılmış görünüyor. Bu arada Nürnberg mahkemesine atıf yaparak, demoklesin kılıcını sallamaktan da geri durmuyor, sanki elinde sallayacak bir kılıç kalmış gibi… “Akparti kongresinin psikolojik etkisi” başlıklı yazımızda temas ettiğimiz gibi, bunların psikolojileri iyice dağıldı. Ne diyeceklerini, nasıl davranacaklarını bilemiyor, kestiremiyorlar. Bir tutarlılık yakalayamıyorlar, bir çizgi takip edemiyorlar.
İşin enteresan tarafı, Atatürk’ün tek adamlığı ve diktatörlüğü açıkça ortadayken, Erdoğan için diktatörlük temayüllerinden bahsediyorlar. Atatürk ile ilgili diktatörlük tavırlarına aşıklar, o tavırların Hitler’e benzediğini görmüyorlar ama Erdoğan’ın hem de seçimle geldiği, seçimle başta kaldığı gerçeğine rağmen, vakur ve hakim duruşunu hazmedemiyor, onu Hitler ile kıyaslıyorlar. Bütün bu saçmalıkları da sadece kendi kaotik zihin dünyalarında olduğunu, halkın bunlardan uzak durduğunu ve sağlıklı bir zihin dünyasına sahip olduğunu görmüyorlar.
Özet olarak halleri iyi değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir