SEÇİMLERİN PSİKOLOJİK NETİCELERİ

SEÇİMLERİN PSİKOLOJİK NETİCELERİ
2002 seçimlerinde Akparti’yi ciddiye almadılar, iktidara gelemeyeceğini, iktidar için gereken çoğunluğu aldığı takdirde bile hükümet kurdurulmayacağını, hükümet kursalar bile muktedir olamayacaklarını düşündüler. İktisadi krizde yerle bir olmuş ülkeyi yönetemeyeceğini, eline yüzüne bulaştıracağını, bir sonraki seçimde silinip gideceğini, böylece “irtica” tehdidinin de tehlike olmaktan çıkacağını düşündüler. Oysa asla düşünme istidadına sahip olamamışlar, sadece bazı ezberlere teslim olmuşlardı. 2002 seçiminin neticelerine şaşırdılar, sonra Akparti’nin hükümet kurmasına şaşırdılar, sonra 2007 yılına kadar ülkeyi yönetebilmesine şaşırdılar. 2002-2007 döneminde şaşırmaktan başka bir şey yapamadılar, Akparti ile mücadelelerini de ezberleri üzerinden yürüttüler, her defasında ezberlerinin işe yaramadığını gördüklerinde yine yeniden şaşırdılar.

2007 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimine gelindiğinde asker muhtıra verdi. Hayatı ezberleriyle yaşayanların karakteristik özelliği atalettir, ezberin kendisi zaten tembelliktir. Ezberlerinden birisi de, askerin rejimi koruyacağı, “irtica” biraz büyüdüğünde yönetime bir şekilde el koyacağına dairdi ve bu ezberin etkisiyle tembellikleri derinleşmişti. Çalışkanlıkları, ezberleri olan “askerin rejimi koruyacağı” düşüncesinin mazeretini oluşturacak kadardı ve bu miktarda “cumhuriyet mitingleri” yapmakla sınırlı kalmıştı. Ezberleriyle yaşayanlar yine yeniden yenilmiş, ordunun muhtırasına karşı hükümetin karşı hamlesi askeri yerine oturtmuş, tembel ezberciler neye uğradığını şaşırmıştı.
2007 seçiminde Akparti’nin oyunu yüzde on iki civarında artırarak çıkması ve tek başına iktidar olması Kemalist, ateist, solcu, ulusalcı türünden her kesimin psikolojik dünyasında geri dönülmez hasarlar açtı. Bir anda anladılar ki karşılarındaki rakip, ezberlerle mücadele edilecek birisi değil. Düşünmeye çalıştılar önce, neler oluyor, neden oluyor, nasıl oluyor diye. Lakin bir sorun vardı, bir türlü düşünemiyorlardı, seksen yıllık ezberler zihinlerini betonlaştırmıştı. Düşünme çabaları ancak betonun (ezberin) üzerinde kayıyor, ezberlerini tekrarlamaktan başka bir iş yapamıyorlardı.
2007 seçiminin neticesiyle ağır bir travma yaşayan statüko taraftarları, bir taraftan ezberlerinin işe yaramadığını görüyor diğer taraftan ezberlerinden kurtulmaya ve düşünmeye çalışıyor fakat travmanın da etkisiyle zihni evrenlerinde sağa sola koşturmaktan başka bir şey yapamıyorlardı. O dönemlerde Kemalistleri “düşünce sahibi insanlar” olarak muhatap alanlar, onları ve yaşadıkları psikolojik süreçleri anlayamadı. O dönemde Kemalistleri en iyi anlayanlar, onları psikolojik ve bir kısmını da psikiyatrik vaka olarak tetkik edenlerdi. Travmanın etkisiyle zihni evrenlerinde sağa sola koşturan Kemalistler, ezberlerinden fazla uzaklaşamadılar ve sürekli ezberlerinin ekseninde dolaşmaya başladılar. Bir taraftan düşünmeye çalışıyorlar diğer taraftan ezberlerinden vazgeçemiyorlardı. Böylece ezberlerinin ekseninde dönmeye başladılar, bir müddet sonra bu dairevi dönüş bir psikolojik girdap oluşturdu ve zihni evrenlerini vakumlamaya başladı.
2011 seçiminde başarılı olsalardı, şok tedavisiyle olsa da sıhhatlerine kavuşma ihtimalleri vardı. 2011 seçimlerinde Akparti’nin tarihi bir rekora imza atıp yüzde elli oy almasıyla psikolojik girdapları derinleşti, güçlendi, hızlandı. Artık düşüncenin altyapısını kaybetmişler, zihni evrenleri sadece psikolojik girdabın insafına teslim olmuştu. Psikolojik girdap o kadar derinleşti ve güçlendi ki, zeminini delmeye başladı. Zemin, sıfır ekseniydi ve o zemin delindiğinde diğer evrene, negatif evrene geçilirdi. Ne yaptıklarını bile anlamadan negatif evrene geçtiler. On yılı aşan bir zamana yayılmış olan sürecin neticesinin neler olduğunu anlamadılar, hangi zihni evrende yaşadıklarını fark etmediler, negatif evrene ulaştıklarını ve oraya yerleştiklerini göremediler.
Negatif evren, doğrunun “yanlış”, yanlışın “doğru” göründüğü yerdir. Negatif evrene düşen ve oraya yerleşen bir kişi, asla doğruyu yanlış, yanlışı doğru olarak gördüğünü anlamaz. Çünkü içine girilen evren insanı kuşatır ve kendi gerçekliğini kabul ettirir. Negatif evrene düşmüş bir insana, halini anlatmak imkansızdır, pozitif evrendeki veriler, ölçüler, kıyaslar orada hiçbir mana ifade etmez, hiçbir gerçekliğe sahip olamaz, hiçbir ikna edici özelliği bulunmaz.
Negatif evrenin başka bir özelliği de “şeytanın evreni” olmasıdır. Çünkü doğruyu “yanlış”, yanlışı “doğru” gösteren varlığın adı, şeytandır. Şeytanın en büyük hilesi de kendisini insan, insanı ise şeytan göstermesidir. Negatif evrene düşen bir kişi, mesela insana tahammül edemez, insani özelliklere kıymet veremez, ahlaki hiçbir değeri tanımaz. Negatif evrenin temel özelliklerinden birisi de, insani tefekkür maharetinin kaybolmasıdır, tam bir şeytan vesvesesi hakim olur insan zihnine.
Negatif evrene düşen ve çırpındıkça oraya iyice yerleşen Kemalistler ve benzerleri, Akparti’nin ülke ve millet lehine yaptığı her doğruyu yanlış, her iyiyi kötü, her güzeli çirkin göstermeye çalıştı. Yanlış, kötü ve çirkin gösteremediği doğru, iyi ve güzelleri ise görmedi, görmemeyi tercih etti. Zira gözü yanlışı doğru, kötüyü iyi, çirkini güzel görmeye alıştı, bu sebeple doğruya, iyiye, güzele bakamaz oldu. Doğru, iyi, güzeli gördüğünde başını çevirmek zorunda kaldı zira bakmakta ısrar ettiğinde psikolojik dünyasında nükleer infilaklar yaşadı.
Akparti’nin on üç yılda yaptıkları, cumhuriyet dönemi boyunca yapılanların toplamından fazlaydı ama bunlara negatif evrenden bakılınca “inşa” değil “yıkım” olarak görülüyordu. Bu sebeple negatif evren temsilcileri, Akparti’nin dışarıda kalacağı bir koalisyon hükümetinin ilk işinin “restorasyon” olduğunu, ülkenin “normalleştirilmesi” gerektiğin ileri sürüyorlar. Bunu da gözümüzün içine bakarak söylüyorlar, negatif evrende yaşamak böyle bir şey olsa gerek.
*
On üç yıldır ümitlerini tüketen eski Türkiye taraftarları, 2015 seçimiyle canlandılar. “Olmazları” “olur” kılmak pahasına CHP-MHP-HDP koalisyonu istiyorlar. Siyasi ilkeleri ve özellikleri birbiriyle asla uyuşmayan bu üç partinin bir koalisyon kurabileceğini düşünüyorlar. Negatif evrenden baktıkları için, olmazların olur kılınabileceğini, hatta tabii olanın bu olduğunu söyleyecek kadar başka bir evrende yaşadıklarını ilan ediyorlar.
Muhalefet partilerinin üçünün bir araya gelerek hükümet kurabilmesini tabii ve lüzumlu görebilmek, aklın doğal verilerinden biri olmayıp aksine negatif evrene yuvarlanmış psikolojik travmanın zaruri neticelerindendir. Bu noktaya dikkat etmeliyiz, zira akıl ve ahlaktan uzaklaşmış bir negatif zihni evrenin iktidar olduğu takdirde neler yapabileceğini pozitif zihni evrende yaşayan bizlerin hayal bile etmesi mümkün değildir.
Negatif zihni evrene düşmüş eski Türkiye taraftarları üç muhalefet partisini bir araya getirir de hükümet kurarsa neler yapabilir?
Bu sorunun cevabı, makul ve insani sınırları olan bir çerçeve içinde cevaplanamaz. Yani, “şunları yapamazlar” diyebileceğimiz hiçbir sınır yoktur. Negatif zihni evren, tabiatı gereği şeytanın evreni olduğu için, “insani düşünce alışkanlıklarını” kaybetmemiş insanların hayal ufku bile onların neler yapabileceğini tahmin edemez. Negatif evrenin (yani şeytanın) doğru, iyi ve güzel düşmanlığı pratikte test edilerek öğrenilmemesi gereken bir fecaattir.
Negatif evren sahipleri akıllarıyla düşünmüyorlar, zaten böyle bir şeyi yapamazlar. Akparti’nin hala birinci parti olmasına rağmen yalnız başına hükümeti kuracak çoğunluğu alamaması karşısındaki sevinç çığlıkları, tam bir hezeyan patlaması halinde tezahür etti. Seçimden sonraki ilk bir iki günde sergiledikleri tavır ve dillendirdikleri hezeyanlar negatif evrenin ne olduğunu gösterdi. Biraz sakinleşip, muhalefet partilerinin bir araya gelerek Akparti dışında bir hükümet kurmasının ne kadar zor olduğu anlaşılınca biraz yavaşladılar. Bugünlerde ise MHP ile HDP’nin bir araya gelebilmesinin altyapısını hazırlamakla meşguller. CHP-MHP-HDP koalisyonu “olmaz” nitelikli bir iştir, bu olmazı “olur” kılabilirlerse neler yapabileceklerini tahmin etmek mümkün değil.
*
Pozitif evrende yaşayanlar 2015 seçimiyle rehavetin bedelini anlamış olmalılar. Mücadele, kesintisiz teyakkuz durumudur, kesintisiz hamle yapmakla yürütülebilir. Bir anlık gaflet, geri dönülemez yola girilmesine, telafi edilemez zararlar doğmasına sebep olabilir. Pozitif evrende yaşayanlar, ümitsizlik çukuruna düşmeden teyakkuza geçmeli, yeniden seferberlik başlatmalı, ikinci kurtuluş savaşını yarıda bırakmamalıdır. Birinci kurtuluş savaşını yarıda bıraktığımız için yüzyıl kaybettik, ikinci kurtuluş savaşını yarıda bırakırsak Allah muhafaza belki daha uzun bir süreyi kaybederiz.
SELAHATTİN ADANALI
selehattinadanali@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir