SEFERBERLİK ZAMANI

SEFERBERLİK ZAMANI
Akparti’nin on üç yıllık iktidar süresi rehavete sebep oldu. Akparti’nin sürekli iktidar olması, iktidardan düşmeyeceği yönündeki kanaatin yerleşik hale gelmesi, ülkede yeni bir psikolojik altyapı oluşturdu. Her ne kadar ülkede seçimler yapılıyorsa da “Akparti muhakkak iktidar olur, lazım olan işleri de zaten Erdoğan yapar” cinsinden bir psikolojik altyapı… Yeminli muhalifler dışında herkes mesuliyetlerini Erdoğan’a havale etmiş, ekonominin büyümesiyle de refahın tadını çıkarmaya başlamıştı. Bu psikoloji o kadar yerleşmişti ki Akparti’ye muhalif olan Müslümanlar bile tenkitlerini aynı düşünce zemininde gerçekleştiriyor, sadece Akparti’nin neler yapması gerektiğinden bahsediyordu. Yani taraftarı da muhalifi de mesuliyetlerini Akparti ve Erdoğan’a ihale etmiş gibiydi. Hiç kimse, “biz ne yapabiliriz, ne yapmalıyız?” diye sormuyor, bir mesuliyet üstlenmiyordu.

Muhakkak ki Akparti’nin ciddi yanlışları vardı, özellikle de yapması gerekip de yapmadıklarından dolayı tenkit edilmeliydi. Ne var ki tenkidin çerçevesi, Akparti’nin içinde bulunduğu siyasi saha ile sınırlı olmalıydı. Her şey siyaset değildi, her şey siyasi sahada yapılamazdı, dolayısıyla her şeyi Erdoğan’ın yapmasını beklemek marazi bir durumdu. Erdoğan’dan, bir mütefekkirin yapması gereken işi beklemek, ya tembellikten ve rehavetten kaynaklanan bir psikolojik manevraydı veya idrak zafiyetinden kaynaklanan hafifmeşreplikti. Ya da siyasetin aşırı büyümesi ve hayatın tüm sahalarını işgal etmesi gibi bir yanlışlığın neticesiydi.
Seçim oldu, bitti. Görüldü ki Akparti yalnız başına iktidar olamadı. Böylece anlaşıldı ki mesele ve mesuliyet siyasetten ve Akparti’den ibaret değilmiş. Demek ki herkesin mesuliyeti varmış, herkesin bir şeyler yapması gerekiyormuş. Fikirteknesi.com sitesinde yıllardır yazıldığı üzere, Müslüman fikir ve ilim adamları “tefekkür seferberliği” başlatmak zorundadır. Bugün Akparti’nin yalnız başına iktidar olamaması, tefekkür seferberliğinin ne kadar mühim ve acil olduğunu gösterdi.
Tam da, “neler oluyor?”, “neden oluyor?”, “nasıl oluyor?” sorularının havada uçuştuğu bugünlerde, esas soru sorulmalı ve cevabı aranmalıdır; “ne yapmalıyız?” Bu soruyu bugün tekrar sormamızın sebebi, belki de son on üç yıldır en fazla anlaşılma ihtimalinin zuhur etmesindendir. Zira Müslümanlar, on yıl sonra yaşadıkları ilk mağlubiyetle rehavetten kurtulup, “ne yapılması gerektiğine” dair zihinlerini harekete geçirmiş olmalılar. Bir sözü, anlaşılma şartları hazır olduğunda söylemek çok önemlidir, nasıl ki sözün zamanını beklemek gerekir, zamanı gelmiş sözü esirgemek de yanlıştır.
*
Seferberlik zamanı… Seçimin akabinde bunu söylüyor olmamız, siyasi seferberlikten bahsettiğimiz şeklinde anlaşılmasın. İhtiyacımız olan seferberlik, tefekkür seferberliğidir. Tefekkür seferberliği tabii ki siyasi sahayı da ihtiva eder ama ondan çok daha hacimli ve çok daha mühim meseleleri önceler.
On üç yıllık iktidar döneminde yapılanlar, mevcut sistem (statüko) içinde yapılabilecek işlerdi. Akparti kurmayları, “Yeni Türkiye” derken, belli ki statükodan kurtulmak, yeni bir sistem kurmak, devrim sürecini tamamlamak iradesini izhar etmişlerdi. Fakat Yeni Türkiye iddiaları, başkanlık sistemine bağlanan bir siyasi proje olmaktan kurtulamadı, muhtevasında başkanlıktan başka neler olduğu gösterilemedi. İnsan tereddüt etmekten kurtulamıyor, “Yeni Türkiye” iddiası yoksa muhtevadan mahrum sadece bir slogan mıydı diye… Başkanlık sisteminin doğru ve lüzumlu olduğunu tespit etmek gerekiyor ama meselenin ondan ibaret gibi görünmesi, Erdoğan’ın şahsında yoğunlaşan bir yenilik arayışı şeklinde anlaşılmasına sebep oluyor. Oysa Yeni Türkiye, bizim mefkuremizde çok farklı muhtevalar taşıyor, bizdeki karşılığıyla anlamaya meylettiğimiz için de peşine düşüyoruz.
Siyasi rejimin yenilenmesi ve başkanlık sistemine geçiş, Yeni Türkiye projeksiyonunun en görünür hamlesidir muhakkak. Buna mukabil Yeni Türkiye’yi inşa edecek olan cümle, medeniyetimizi ihya ve yeniden inşa etmektir. Medeniyet hamlesi, Yeni Türkiye’yi inşa edecek muhtevayı telif ve tatbik etmenin adıdır. Bu manada Yeni Türkiye iddiasını taşıyacak olan başkanlık sistemi değil, belki onu da ihtiva edecek olan medeniyet hamlesidir.
Tefekkür seferberliği, nihai maksat olarak medeniyeti hedef almalıdır. Hayatın her sahasında fikir ve bilgi üretecek çapta bir seferberlik başlatılmalı, tüm Müslüman fikir ve ilim adamları yoğun bir çalışma içine girmelidir. Medeniyet akademisi çatı kuruluşu etrafında birleşmek, ilim ve tefekkür alanlarını tespit ve tasnif ederek planlı şekilde çalışmak gerekiyor.
*
Türkiye’de meselelerin yanlış anlaşılması gibi temel bir problem var. Siyaset en yanlış anlaşılan sahaların başında geliyor. Siyaset tatbikat sahasıdır, tetkik, telif ve keşif sahası değil. Tatbikat sahası olduğuna göre, tatbik edecek fikirlerin olması gerekiyor. Siyaset fikir üretemez, üretilmiş fikri tatbik etmek gibi bir mesuliyeti var. Fikir ve ilim adamları tatbik edilebilir fikir üretmediği müddetçe siyasetin yapabileceği işler sınırlıdır. Siyasetten hem üretmesini hem de tatbik etmesini istemek ve beklemek, fikir ve ilim adamlarının mesuliyetten kurtulma manevrasıdır ve çok ahlaksızca bir davranıştır. Siyasetin tepesinde bulunan başbakanın, tatbikattan başını kaldırıp düşünmeye fırsat bulması kabil değil, en fazla bulabileceği zaman, tuvalette geçirdiği zamandır. Bu kadar yoğun bir çalışma temposundaki bir insandan harikulade fikirler üretmesini beklemek ayıptır. Bu manada siyaseti tenkit etmek, ancak üretilmiş fikirlere itibar etmemesi, fikir ve ilim adamlarını dinlememesi gibi meselelerle sınırlıdır.
Siyaset üretici değil tüketicidir. Fikir üretemediği gibi insan da yetiştiremez. Üretilen fikirleri tatbik etmek, yetiştirilen insanları istihdam etmek gibi bir mesuliyeti var. İktidarın yıpratıcı ve çürütücü etkisi göz önüne alındığında, yetiştirilen insanları istihdam eden siyaset, bir müddet sonra o insanları çürütmeye başlıyor. Bu sebeple siyaset tüketicidir ve sürekli fikir üretilmesi ve insan yetiştirilmesi gerekiyor. Siyaset hem fikri çürütür hem de insanı… Sürekli bir devridaim olmazsa, yani kesintisiz yeni fikir ve yeni kadro siyasete sokulmazsa siyaset kendi kurallarına döner ve her şeyi tüketir. Siyasetten vazgeçmek mümkün olmadığına göre, sürekli beslemekten başka çare yok.
Siyaset, siyasetçilere bırakılamayacak kadar mühimdir. Siyasetin tabiatı, hızlı şekilde çürütme, yozlaştırma, tüketme özelliklerine sahiptir. Siyaset, siyasetçilere bırakıldığı takdirde tüketici ve çürütücü tabiatı işlemeye başlar, bu sebeple siyasi saha ile içtimai saha arasındaki kesintisiz bir devridaim oluşturulmalı, sürekli taze kan pompalanmalıdır.
Devridaimin ilk şartı, tefekkür seferberliğidir. Her sahada kesintisiz fikir üretimini mümkün kılacak bir tefekkür havzasına ihtiyacımız var. Tefekkür havzası, mütemadiyen inkişafı esas almalı, her an yeni hamleler üretmelidir. Bir sonraki adımı planlayabilmeli, bir sonraki safhanın muhtevasını üretebilmeli, bir sonraki menzili çerçevelemelidir. Bunu yapabilmek için bir istikbal tasavvuruna, istikbal tasavvurunu ise medeniyet tasavvuru çerçevesinde düşünmeye ihtiyacımız var.
Belki “nerede hata yaptık?” sorusunun fazlaca gündeme geldiği bugün, daha kolay anlaşılır veya daha fazla ihtiyaç duyulur ümidiyle bu meselelere dikkat çekmeye çalışıyoruz. Bugünkü psikolojik altyapı da bu meselelere dikkat çekmek için kafi gelmezse, vay halimize…
HAMZA KAHRAMAN
hamzakahramanlar@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir