“SEN ARTIK İSLAM ALEMİNİN DE LİDERİSİN”

“SEN ARTIK İSLAM ALEMİNİN DE LİDERİSİN”
Akparti kongresi yapıldı, gerçekten alaka çeken, heyecan uyandıran, dikkat isteyen bazı hadiseler yaşandı. Kongredeki manzara insanın sadece aklına değil aynı zamanda duygularına da hitap eden cinstendi, hal böyle olunca, insandaki temel iki mecra olan duygu ve düşünce merkezinde değerlendirmek kabil olur. Birçok kişinin akılla (yani düşünceyle) değerlendireceğini tahmin ettiğimiz için, biz duygu cihetinden değerlendirip “toplamın” oluşmasına katkıda bulunalım.
“Akıllı olalım, akıllı düşünelim” gibi çabalar son dönemlerde fazla revaçta. Tabii ki akıllı olmakta fayda var, bahsini etmeye çalıştığımız mesele bu değil lakin insan akıldan ibaret değil. Fazla dikkat çekmez ama düşüncelerimizi (aklımızı) bile duygu dünyamız etkiliyor, zaman zaman yönetiyor, bazen bloke ediyor. Zaten bir hadise insanın duygu dünyasına hiç hitap etmiyorsa, insan için fazla bir manası yok ki. Kısaca insan, duygu ve düşüncenin toplamından ibaret bir varlıktır ve duygu fazla horlanmamalıdır. Bu gün aklı bir tarafa bırakıp, duygularımızla düşünelim, bakalım neler çıkacak ortaya…
Akparti kongresinde görünen manzaranın duygulara hitap eden en mühim ciheti, yabancı ülke liderlerinin konuşmalarıydı. Aklı bir tarafa bırakamıyoruz ki, “yabancı ülke” ifadesi bile siyasi aklın üretimi değil mi? Mısır mı yabancı ülke, eğer yabancı ülkeyse ne zaman “yabancı” oldu? Tunus’un lideri, “dinimizi kurtaran ve bize iade eden” diyerek övdüğü Sinan Paşa’nın İstanbul’daki mezarını arayıp, bulup başında dua ediyor ve gözyaşı döküyor. Sahi Tunus kaç yıldır yabancı ülke? Gazze’yi kim yabancılaştırmıştı, ya Lübnan, Filistin…
Özellikle İslam ülkelerinin yetkilileri ve etkililerinin konuşmaları, konuşmalarındaki Türkiye, Akparti ve Erdoğan muhabbeti, “saf duygu” hali değil midir? Koca koca adamlar, bazıları bir siyasi hareketin başında, bazıları devletlerinin başında oturuyor. Onların da nefisleri var, onların da gururları var, onların da hesapları var. Fakat konuşmalarındaki yoğunluk ve ağırlık, düşünce dünyalarından daha ziyade duygu dünyalarının taşması değil mi? Onların her biri Tayyip Erdoğan’ın yerinde olmak istemez mi, ülkelerinin Türkiye gibi ve daha güçlü olmasını arzulamaz mı? Ama konuşmalarına bakıyorsunuz, kalbi bir akış var, üsluplarına bakıyorsunuz kalbi bir nakış var, hitaplarına bakıyorsunuz kalbi bir yöneliş var. Kıskanmıyorlar, hasislik yapmıyorlar, engel olmaya çalışmıyorlar aksine heyecan duyuyorlar, muhabbet duyuyorlar. İki-üç kişinin bir araya geldiğinde kıskançlıktan geçilmiyor, insanlar küçücük menfaatler için birbirinin kuyusunu kazıyorlar fakat devlet başkanlarına, liderlere bakıyorsunuz, sadece muhabbet var, sadece aşk var. Aklı ne yapacaksınız, düşünce neyinize yarayacak? Kalbi muhabbetin, kalbi birliğin, kalbi birleşmenin ötesinde bir kıymet mi arıyorsunuz, daha sağlamı mı var?
Yıllarca İslam ülkelerinin birleşmeyeceğinden, birleşemeyeceğinden bahsedildi. Birleşemeyeceği iddiası için kullanılan vasıta ne yazık ki akıldı. Akıl bu iddia için sayısız malzeme topladı, sayısız bilgi harmanladı, sayısız misal derledi. Sadece akılla yaşayanlar, bu iddiaya inandılar, iddiayı ispatlamak için aklın verilerine kandılar. İşin ilginç tarafı da, Mısır’da batıcı bir devlet başkanı olan Hüsnü Mübarek, Türkiye’de batıcı bir başbakan olan Süleyman Demirel vardı ve akıl bunların bazı davranışlarından, düşüncelerinden, politikalarından misaller topluyordu. Bunlar ülkelerinin başında olduğu müddetçe iki ülkenin bir araya gelmesi mümkün değildi. Ne var ki akıl, mevcut gerçeklikten besleniyordu, mevcut gerçekliğin güç sahiplerine atıf yapıyordu ve ne ilginçtir ki mevcut gerçekliğin sonsuza kadar devam edeceğini düşünüyordu. O şartlarda (gerçekliklerde) İslam birliğinin oluşması düşüncesinin makul bir altyapısı yoktu çünkü aklın verilerini oluşturan gerçeklik, batı tarafından inşa edilmişti. Fakat Müslümanlar (kahir ekseriyetiyle) İslam birliğinin mümkün olduğuna inanıyordu, o tarih ve o şartlarda bunun hissi bir yaklaşım olduğu doğruydu. Allah’ın hikmetine ve tecellisine bakın ki, müminlerin duygularıyla yöneldikleri hedef, bu gün önlerine geldi. O duygular İslam dünyasının her tarafında müşterekti ve muhafaza edilmişti. Aklı temsil ettiğini söyleyen batıcılar, o güvendikleri putlarıyla yerle bir oldular, olmaya devam ediyorlar.
Liderlerin konuşmaları akılla yapılmadı, bu sebeple akılla değerlendirilmemelidir. Tabii ki aklın sırası gelecek, tabii ki aklı, kılı kırk yaracak şekilde kullanmamız gerekecek, tabii ki akıl, ak sütün içindeki ak kılı görecek bir ferasete kadar geliştirilecek… Ama önce hislerimizi kontrol etme vakti, liderlerin beyanları, hitapları, coşkuları akılla değildi, şimdi bunun anlama zamanı değil, hissetme zamanı… “Türkiye İslam aleminin tam kalbinde duruyor” sözü, “Sen artık İslam aleminin de liderisin” sözü ne kadar berrak bir duygu ifadesidir. Aklınızı bu hale karıştırmayın, kırk tane tereddütle zehirlemeyin duygularınızı, önce bu hali hissedin, kalbinizle yaşayın. Kalpten konuşanları, kalbiyle konuşanları aklınızla dinlemek gibi hayati bir hata yapmayın. Aklınızla dinleyecekleriniz, aklıyla konuşanlardır, size kalbini açanlara, siz de kalbinizi açın.
Kemalizmin çizdiği sınırlara, bu sınırların oluşturduğu siyasi akla aldanmayın. Önce hissedin, Halep’teki insanlar ile Antep’teki insanlar arasında bizim için bir fark yok, Halep ile Antep arasında bir fark olmadığı gibi… Arada siyasi sınırlar olduğunu, Halep’in yabancı bir ülke şehri, orada yaşayanların da yabancı ülke vatandaşı olduğunu söyleyenler, “yabancıların” ta kendisidir. Önce siyasi sınır çiziyorlar, sonra yabancılaştırıyorlar, sonra da “içişlerine müdahale etmeyin” diyorlar. Bu tavra karşı akılla yapılacak sayısız itiraz var ama akla gelmeden önce Müslümanların hissetmesi gereken nokta, Suriye “yabancı ülke” değil ki bizim için, “içişlerine müdahale etmeme prensibini” dinleyelim. Zaten bunu hissetmeyenlere, Suriye’yi, Filistin’i, Mısır’ı, Tunus’u “yabancı ülke” görecek kadar duygu dünyası “yabancılaşanlara”, akılla anlatılacak bir şey de kalmıyor. Hissetmiyor ki anlasın.

“SEN ARTIK İSLAM ALEMİNİN DE LİDERİSİN”” hakkında 1 yorum

  1. Demokratik İslam Alemi kutlu olsun öyleyse… İngilizce konuşan milletler topluluğu gibi olur mu bu birliktelik?. Ee “güneş batmayan imparatorluk” anaolojisi ile “güneşi gördüm” filminin afişi yerini ve manasını sizle buluyor öyleyse…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir