ŞİA, İSLAM ÜMMETİNİN YAHUDİLERİDİR

ŞİA, İSLAM ÜMMETİNİN YAHUDİLERİDİR
Yahudiliğin birçok özelliği var ama karakteristik özelliği bir tanedir; kendi varlığından başka varlık, kendi değerlerinden başka değer, kendi menfaatinden başka menfaat tanımamaktır. Kendinin on kuruşluk menfaati için dünyayı yakması gerektiğinde hiç tereddüt etmez. Kısaca kendi aralarında kuralları olan ama dışarıya (Yahudi olmayanlara) karşı hiçbir bağlayıcı kural tanımayan bir inanış… Hiçbir teorik sınırı yoktur, hiçbir vicdani ölçüsü yoktur, hiçbir insani değere sahip değildir. Yahudilere göre kendi ırklarından başka insan yoktur, öyleyse kendilerinden olmayan varlıklara (insanlara) karşı, hiçbir insani bir kuralla bağlı değillerdir.
Yahudileri, kendilerinden olmayanlara karşı durduracak tek şey, güçtür. Ancak kendilerinden daha güçlü bir düşmanla karşılaştıklarında dururlar, bu sebeple hiçbir söz tesir etmez, sözün tesir edeceği bir vicdan yoktur.
Yahudileri anlattığımızı zannediyorsanız yanılıyorsunuz, aslında Şia’dan bahsediyoruz. Kendi menfaatleri sözkonusu olduğunda, Müslümanlar dahil hiç kimseye ayrım yapmaksızın dehşetengiz bir vahşet uyguluyorlar. Menfaatlerinin adına bazen İsrail ve ABD’ye karşı direniş diyorlar, bazen strateji diyorlar. Anlaşılıyor ki kural tek, kendileri varsa hiç kimse yok, kendileri varsa zaten başka Müslüman da yok. İnandıklarını iddia ettikleri İslam nasıl bir şeyse, çocukları boğazlamaya engel olmuyor, genç kızlara tecavüz etmeye engel olmuyor, toplu katliam yapmalarına engel olmuyor. Anlaşılıyor olmalı aynı İslam’a inanmadığımız… Oysa İslam ortada, melunlar, nasıl bir tahrifat yaptılar, nasıl bir hale soktular ki dini, yaptıkları vahşete engel olmuyor.
*
Bir tane Şii çıksın da itiraz etsin. Alim demeye dilim varmıyor, alimlik iddiasındaki sahtekarlardan bir tanesi itiraz etsin de, toplu cinnet nöbeti geçirmediklerini görelim. Ama olmuyor, hiç itiraz eden çıkmıyor, kabul etmek gerekiyor ki topluluk olarak sapıklıkta ısrarlılar, topluluk olarak cinnet geçirmekte kararlılar. İsrail zulmüne Yahudilerden itiraz çıkıyor da, İran ve Suriye zulmüne, Şiilerden itiraz eden çıkmıyor. Bu ümmetin içinden çıkan sapık fırka, Yahudileri bile aşmış durumda, bunu akıl anlar mı, buna ruh dayanır mı, bunu vicdan taşır mı?
Kendilerinin kuralı olmadığı gibi, Suriye’deki zulümleri öyle bir noktaya vardı ki, halk ve muhalifler de çıldırmaya başladı. Gözlerinin önünde bebeğinin kesildiğini gören bir insanın çıldırmasını önleyecek olan nedir? Tüm Suriye halkının ruh dünyasını allak bullak ettiler, birkaç yıl daha aynı şekilde devam ederse tüm ümmetin ruhi muvazenesini bozacaklar. Yahudiliğin bir özelliği de bu, kendisi hiçbir kurala bağlı olmadığı için o kadar dehşetengiz bir zulüm yapıyor ki, düşmanlarının ruh dünyasında da hiçbir kural bırakmıyor. O kadar büyük bir zulümle karşılaşan insanın ruh dünyasında öfke ve intikamdan başka bir şey kalmıyor. Zulüm uzun süre devam ettiğinde ise öfke ve intikam, insanların ruh dünyalarında tortulaşıyor, vicdan ve adalete yer kalmıyor.
Yahudilik ve Şia, kanalizasyon suyu gibidir, bir bardağı bir havuz temiz suyu kirletir. Kendisi kirlidir ama aynı zamanda da kirletme özelliğine sahiptir. Kirliliği kendinde kalsa, ne cehenneme gidecekse gitsinler fakat bulaştıkları cemiyeti de cehenneme götürmek konusunda aşırı bir etkiye (kirletme özelliğine) sahipler. Bunlar için yapılabilecek hiçbir şey yok, tek yapılacak iş, cemiyeti (insanlığı) bunlardan korumak.
*
Yahudilikte Şia da dini tahrif etmiştir. İkisi de alim müsveddelerini rab edinmiştir. Şia, on iki imamın düşünce ve tatbikatını, Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin sünnetine denk kabul etmiş ve kaynakları arasında saymıştır. “Velayet-i Fakih” ve “Merci-i Taklit” müesseselerine, haram-helal tayin etme salahiyeti vermiştir. Bunların emirlerine hiçbir şekilde itiraz etme imkanı yoktur, Ayet-i Kerimeye dayanarak bile itiraz edemezsiniz. Yahudiler de böyle değil miydi?
Irak ve Suriye’deki zulümlerin, haram-helal tayin etme salahiyeti olan “merci-i taklit”in fetvasından bağımsız mı sanıyorsunuz? Şiiler, “Merci-i Taklit” izin vermediğinde tuvalete gidemez, nefes alamaz çünkü Şiiler reşit değildir. Şia inancı, Şiilerin reşit olmadığını kabul eder ve onları velayet altına alır, onlara veli tayin eder, adı da “velayet-i fakihtir”. Irak ve Suriye’deki Şii katiller, tecavüzcüler, zalimler “reşit” değildir, bu sebeple de imamlarından fetva ve emir almadan o katliamları yapamazlar.
Şiiler gerçekten de reşit değillerdir. Şii inancı, kültürü, eğitim sistemi sıfır yaşından itibaren çocuklarını eğitirken, reşit olmadıklarını, asla olmayacaklarını, yetmiş yaşına geldiklerinde reşit olma imkanları olmadığını öğretir. Reşit olmadıkları ve olamayacakları için de, velilerine kayıtsız şartsız itaat etmelerini emreder. Şiiler, içine doğdukları kültür evreninin tabii neticesi olarak da asla reşit olamazlar. Reşit olunamayacağını empoze eden inanç, kültür ve eğitim sistemi, tabii olarak düşünme melekesini ve akıl bünyesini geliştirmez, düşünemezler, akledemezler. Bu sebeple de üç yaşındaki bebeğin boğazını keserken etkilenmezler, akledemedikleri için etkilenmezler, düşünemedikleri için etkilenmezler, bunları yapamadıkları için vicdanları da teşekkül etmez. Bu zulümlerin yapıldığını gören, duyan, okuyan da etkilenmez, vicdan oluşmadığı için etkilenmez, akıl, sadece emri yerine getirecek kadar geliştiği ve düşünebilme istidadı kazanmadığı için etkilenmez.
Şia ve Yahudilik, insanlığın en büyük iki zehridir. Girdikleri ve yerleştikleri bünyeye başka hiçbir gıdanın girmesine müsaade etmezler, girdikleri bünyedeki aklı imha ederler. Akıl imha olduğunda geriye ne kalır? Sadece delilik, çılgınlık, hayvanlık… Şiilerin Müslüman olup olmadığını konuşmuyoruz, dikkat edin, insan olup olmadığını konuşuyoruz, aynı Yahudiler gibi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir