ŞİA SEMPATİZANLARININ “KARASEVDASI”

ŞİA SEMPATİZANLARININ KARASEVDASI
Daha önceki yazılarımızda bir kısmını ifade ettik. Şia, on üç asırdır medeniyet kurmamış bir topluluktur. On üç asırda medeniyet kuramamak, bedevi bir topluluk olduğunu gösterir. Bedevi topluluk, eline fırsat ve güç geçtiğinde ise dünyanın en zalim, vahşi, gayriinsani işlerini yapar, Suriye örneğinde olduğu gibi…
Türkiye’deki Şia sempatizanlarına bunu söylüyorsunuz (veya yazıyorsunuz), hiç düşünmeden, hiç umursamadan, Allah’ın dinini hiç dert etmeden itiraz ediyor. Soruyorsunuz, “Şia medeniyeti var mı tarihte?” diye, cevap veremiyor ama itiraz ediyor. Oysa soru çok net… On üç asırlık tarihte Şia medeniyeti var mı, Şia bu kadar uzun bir tarih diliminde bir tane (hatta yarım tane) medeniyet inşa etmiş midir? Hayır… Fakat Şia sempatizanları bunu hiç dert edinmiyor. İnsanlık, İslam’ın dışındaki teorik kaynaklardan bile kırık dökük de olsa medeniyet inşa edebilmiş fakat Şia, kendinden başkasını İslam olarak görmeyen Şia, İslam’dan bir medeniyet inşa edememiş. Komikliğe bakın… Bizim (Türkiye’nin) Şia sempatizanları bu hususu önlerine koyduğunuzda, her nedense (gerçekten sebebi nedir merak ediyorum) hiç umursamıyor, tereddüt etmiyor, araştırmıyor. İslam’ı medeniyet çapında anlamamak, onu anlamamak değil midir? İslam’dan çıkara çıkara bedevi ve vahşi bir anlayış ve hayat mı çıkarıyorsunuz? Bu husus bile yalnız başına Şia’nın “koca bir saçmalık” olduğunu göstermeye kafi değil mi?
*
Şia ümmete ve insanlığa bir şey katmamıştır diyorsunuz. Küplere biniyorlar, kalp krizi geçirecek kadar öfkeleniyorlar. “Varsa gösterin” diyorsunuz, bir kişi gösteremiyorlar, bir meseleyi çözdüğüne dair misal veremiyorlar, insanlık tarihindeki herhangi bir ilmi keşfi yaptığını gösteremiyorlar. Buna rağmen ne yapıyorlar? Öfke nöbetlerine giriyorlar ve ilginçtir sizi suçluyorlar. Küçücük bir akıl yürütme bile meseleyi izaha kafidir oysa… On üç asırdır medeniyet inşa edemeyen “bedevi ve vahşi” bir topluluğun ümmete ve insanlığa bir değer katmış olması mümkün değil ki. Değer üretimi medeniyet ile kabildir ve Şia denilen topluluk, vahşi bir topluluktur. Vahşi bir topluluğun herhangi bir medeni değer üretmesini beklemek, büyük komedya değil midir?
*
Suriye’deki zulüm ve vahşete bir tane Şia alimi bile itiraz etmiyor, muhalefet etmiyor, karşı çıkmıyor, öyleyse bu vahşetin kaynağı, Şia’nın teorisinde gizlidir. Bunu söylediğimizde, muhatabımızın bir an düşünmesi gerekmiyor mu? En azından, “bir dakika o kadar da değil, ben bir araştırayım bu konuyu” demesi lazım değil mi? Hayır… Böyle bir tavır takınmıyor, böyle bir hassasiyet göstermiyor, böyle bir hakikat kaygısı taşımıyorlar. Şiddetli bir şekilde itiraz ediyorlar. Neye itiraz ediyorlar? Koca bir hiiiç… Yani hiçbir şey söylemeden itiraz ediyorlar. Aslında bazı şeyler söylüyorlar ama ben yakıştıramadığım için kayda geçmiyorum. Hani şu, Suriye’deki muhalifleri ABD filan destekliyor hikayesi. Sanki ABD desteklediğinde (ki İran, Rusya ve Çin’den başka dünyanın hepsi muhalifleri destekliyor) zulmün niteliği değişiyor. Konuyu daha net bir şekilde ortaya koyalım. Diyelim ki doğrudan ABD ile savaşıyorsunuz, ABD li kadınlara tecavüz edecek misiniz, ABD li çocukları katledecek misiniz, ABD li sivillerin gece evlerini basıp kim olduklarına bile bakmadan topluca katledecek misiniz? Soru açık… Doğrudan ABD ile savaştığınızda bunları yapacak mısınız? Şia’nın ne kadar bedevi ve vahşi bir topluluk olduğu anlaşılıyor mu?
Tüm bunları düşünmüyorlar. Enteresan değil mi? Aslında hiç düşünmüyor olmalılar. Aklı ve düşünceyi askıya almış olmalılar. Ciddi ciddi tereddüt etmeye başladım, Allah’ın dinini umursamadıkları hususunda…
Bunlar gibi daha birçok bahsi ortaya koyduğunuzda karşılaştığınız tavırda hiçbir akıl, anlayış, hassasiyet alameti yok. Sadece öfke nöbetleri geçiyorlar. Anlaşılan o ki, Türkiye’deki Şia sempatizanları (Şia mensupları değil, onlar zaten takiyye yapıyor) karasevdaya tutulmuşlar. Şia hakkında hiçbir araştırmaları yok. Bu kadar “açık” ve “net” konuları ortaya koyunca insan en azından on saniye düşünmez mi? Asla düşünmüyorlar… Sanırsınız ki bunlar Şia’yı ilk görüşte aşk misalindeki gibi, on saniyede karasevdaya tutuldular ve ondan sonra hiçbir araştırma yapmadılar. Karasevdayı bilirsiniz, aklı iptal, düşünceyi imha eder ve hassasiyeti ise sadece maşukuna yoğunlaştırır. Dehşetengiz bir Şia hassasiyeti var ama İslam hassasiyeti “kırıntı” halinde kalmış.
Ben Şia’nın böyle bir tesire sahip olduğunu bilmiyordum. Saçmalıkları din haline getiren bir topluluğun böyle bir “iman” üretebileceğini düşünmüyordum. Ürettiğinde ise bu saçmalık yekununa bu kadar derinden ve kör akılla iman edecek insan sayısının çok az olacağını zannediyordum. Tamam, yeryüzünde en saçma fikrin bile müşterisi olduğunu bilirim, şeytana tapanların bile bulunduğu bir dünyada her düşünce kendine inanan birilerini bulur. Fakat İslam’dan hareketle bu kadar saçmalığı bir araya getiren ve buna “sahih İslam” diyenlerin derin saçmalıklarına inanacak bu kadar adam çıkması beni dehşete düşürdü.
Bütün bunlara bakınca anlaşılan o ki, ümmetin ve insanlığın bir ŞİA PROBLEMİ VAR. Bu problem çözülmeden ümmetin selamete ulaşması kabil değil.
NURETTİN SARAYLI

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir