İSLAM BİRLİĞİNİN SİVİL ALTYAPISI-3-MÜŞTEREK YAYINEVİ

MÜŞTEREK YAYINEVİ
Gazete, bilgi, haber ve yorum ağırlıklı yayındır, dergi fikir ve yorum ağırlıklı… Doğrudan fikirle iştigal eden, fikir deposu olarak piyasaya sunulan yayın türü, kitaptır. Özellikle eskimez fikirlerin (zaman üstü fikirlerin) kitap olarak tertip edildiği, edilmesi gerektiği malum. Hal böyle olunca, fikrin muhafaza imkanı ve yayılma istidadı kitap iledir.
Fikirde kitap esastır. Sayısız gazete ve dergiye mukabil, fikir ihtiva eden kitabın azlığı ise manidardır. Bahsini ettiğimiz husus, “saf fikir” ihtiva eden, yani zamana dayanacak fikirlerin cem olduğu kitaplardır. Günlük veya devri gelişmelerle ilgili araştırma veya benzeri kitaplardan bahsetmiyoruz, onların da ihtiyaç olduğu malum ama kitap, asırlara sari kıymetini muhafaza edecek bir yayın çeşidi olmak bakımından ehemmiyet arzeder. Tabii ki asırlara sari fikirleri cem ve tertip etmiş kitaplardan bahsettiğimiz anlaşılıyor olmalıdır.
Herhangi bir konuda, “kitaplık çapta” fikri olmayanların piyasayı işgal ettiğine şahit oluyoruz. Kitaplık çapta fikir, kitap sayfalarını doldurmak için toplama bilgi ve biraz da yorum eşliğindeki çalışma değil. Kitaplık çapta fikir, “şerh edilebilecek” derinlikteki fikirdir.
Yarın da cari olacak, elli yıl sonra da geçerliliğini sürdürecek, yüz yıl sonra da okunabilecek olan fikir, kitap olmaya hak kazanmıştır. Kitabın muhtevasının ne olduğu değil mesele, herhangi bir muhtevada, zamana dayanacak bir fikir üretilebilmesiyle ilgilidir.
*
Günlük gelişmeleri (hadiseleri) gazeteler yorumlar, süreçleri ise dergiler takip eder. Esas lazım olan kitaptır, hem günlük gelişmelerin hem süreçlerin tabiatına dair derin tespitleri ve ölçülendirmeleri ihtiva edecek, hayata projektör tutacak, anlayan okuyucusunu her gelişme karşısında tökezletmeyecek muhteva hacmine sahip yayın türüdür kitap. Kitap yoksa dergi de gazetede boş… Onlarca sayfalık gazeteler ve dergiler, bilgi, haber ve yorumlarını, kitaba nispet ederek yapıyorsa kıymeti var. Kitap kaynaktır, bir bahsi etraflıca ve derinliğine tetkik eden, bilgi değil fikir veren bir pınar. Bu pınardan akmıyorsa dergi ve gazetelere, kompozisyon eksik demektir.
Tabii ki gazete ve dergi müstakil alanlara sahiptir ve bunların mevcudiyeti şarttır. Hiçbiri diğerinin yerini tutamaz ve tutmaya çalışmamalıdır. Fakat “kitapsız” kompozisyon tamamlanmadığına göre, dergi ve gazetenin istiklalini ilan etmesi, istiklal teşebbüsünde bulunması nakısadır. Fikri olmayanın bilgisi ve haberi olsa ne olur ki.
Fikri üretecek, yoğuracak, şekillendirecek olan kitaptır. Kitabın teknesi yayınevidir. Türkiye misalinde olduğu gibi, yayınevlerinin sadece ticari teşekküller olarak kurulması, işletilmesi, kar maksadına matuf faaliyetler gerçekleştirmesi, marazidir. Kar etmelidir, ayakta kalabilmek, maksadına ulaşabilmek için bundan vazgeçmek makul değil. Fakat gerektiğinde vakıflar, dernekler veya başka merkezler tarafından fonlanması ve kar etmese hatta zarar etse bile ayakta tutulması gereken yayınevleri olmalıdır. Tamamının böyle olması beklenmez, beklenmemelidir lakin her ülkede birkaç tane bu cinsten yayınevi olması şarttır.
İslam ülkelerinin her birinde sayısız yardım kuruluşu, vakıf ve benzeri teşekkül var. İzahı ve idraki imkansız olan durum, her alanda infak müesseseleri varken, kitap yayın sektörünün sadece kar maksatlı ticari kuruluşlar olmasıdır. Kitabın satılması ve kar etmesi sonraki meseledir, öncelikle kitabın mutlaka basılması ve kitabevlerinin raflarına ulaşmasıdır. İnfak müesseseleri, bu tür faaliyetler için de halktan yardım toplayabilir ve kitap yayınını kar maksadından uzaklaştırarak gerçekleştirebilirler.
*
İslam ülkelerindeki durumun ne olduğunu bilmiyoruz fakat Türkiye’de, İslam ülkelerindeki fikir ve ilim adamlarının kitapları tercüme edilerek yayınlandı. Ne kadarının yayınlandığı sorusu hala taze ama böyle bir faaliyet olduğu aşikar. İslam ülkelerinde de aynı durum var mıdır, her ülke diğer ülkelerdeki fikir ve ilim adamlarının kitaplarını yayınlıyorlar mı? Aynı lisan havzasında olanlar için nispeten daha kolay olan bu çaba, farklı lisan havzalarında, tercüme gibi zor bir işi de gerektirdiği için zannederiz zayıf haldedir.
*
Seksenli ve doksanlı yıllarda İslam ülkelerindeki fikir ve ilim adamlarının eserlerinin tercüme ve yayını, geniş bir ufuk ve projeksiyon çerçevesinde yapılmadığı için, her fikir veya ilim adamının Türkiye’de “fikir gurubu” oluşmuştu. Hala da o dönemin izleri var ve yer yer nüksediyor. Bir fikir adamının kitapları tercüme edildiğinde onun etrafında bir gurubun oluşması ne kadar sıhhatsiz bir anlayış ve bakıştır. Sadece Ortadoğu’dan tercüme edilen kitaplar içinde değil, aynı durum Türkiye’deki fikir adamları için de geçerli. Üç beş kitap yazan, bazı teşhis ve tespitleri olan insanların çevresinde fikir guruplarının oluşması, tefekkür faaliyetlerini dar çerçevelere hapsediyor. Çünkü o guruba dahil olan insanlar, gurubun merkezindeki şahıstan başkalarının kitaplarını okumuyor veya umursamıyor veya değerlendirmeye almıyorlar. Ortaya çıkan netice, küçük “fikir kabileleri” andıran bir manzaradan başka bir şey değil. Çevresindeki gurubun temayülüne ve alakasına itibar eden fikir adamları da bu tür gelişmelere itibar ettiği için, fikir kabileciliği yerleşik hale geliyor.
Fikir kabileciliğinin en önemli özelliği “fikir hasisliğidir”. Az sayıda kaynak kitap, dar bir tefekkür çerçevesi… Kendi fikrini sunarken inanç talep eden, inançla bağlanmayanlardan ikrah eden, başka fikir adamlarına, fikirlere ve kitaplara umursamaz ve utanmazca bakan, onları hakir görmeyi “fikri tavır” olarak pazarlayan insan çeşitleri üretiyor. Bu tür kişilik (şahsiyet değil) organizasyonlarıyla İslam’a muhatap olabileceğini zanneden fikir hasislerinden ümitlenmek imkansız.
*
Herhangi bir fikir adamını veya herhangi bir fikir adamı gurubunu (mesela İhvan’ın fikir adamlarını) gündeme getirerek, sadece onların kitaplarını basmak, küçük fikri guruplaşmaları tahrik ediyor. Yayınevlerinin bu tür tavır ve tercihlerden imtina etmesi şart…
Müşterek yayınevi, kuruluşunda yayınladığı beyanname (manifesto) ile tüm İslam ülkelerindeki fikir ve ilim adamlarının eserlerini tercüme edeceğini ilan etmekle, sonra da tüm İslam ülkelerindeki fikir adamlarının eserlerini tercüme ederek bunu göstermelidir.
Küçük fikir guruplaşmalarının meydana getirdiği tartışma ve çatışmalar verimsizdir çünkü fikir değil “taraftarlık” tartışması halinde devam etmekte, Müslümanlar arasındaki hiçbir problemi çözmemekte, yeni problemler üretmektedir. Oysa Müslümanların birbirinden haberdar olması, birbirini okuması ve dinlemesi, birlikte fikir üretmesi gerekiyor. Küçük fikir guruplaşmaları, bunların hiçbirini gerçekleştirmediği gibi, bunların gerçekleşmesine engel oluyor. Bir meseleyi fikir adamlarının birinin harikulade izah etmiş olması, o kişiyi asrın fikir adamı yapmaz. Aynı durum, başka bir fikir adamının başka bir konuyu harikulade izah etmesine mani olmaz. Küçük fikri guruplaşmalar, bir fikir adamına kilitleniyor ve diğer fikir adamlarına (ve fikirlere) karşı kilitleniyor. Kendini fikir ile iştigal ediyor zanneden insanlar, fikre karşı “kapanıyorlar”. Hedefledikleri menzilin tam tersi bir istikamete savrulmaları çok ilginç, bunu farketmemeleri de daha ilginç…
Umumi çerçevesi oluşturulmamış bir İslami anlayış olmadığı için, herkes, kendi fikri çerçevesinin, umumi İslami anlayış olduğu vehmine kapılıyor. Farklı tefekkür havzaları oluşturulabilir, farklı tefekkür mecraları açılabilir, farklı fikri terkipler meydana getirilebilir. Ama bunların hiçbiri “ana havzadan”, “ana mecradan” bağımsız olamaz. Ana havza, en geniş haliyle ve tarihi akış içinde kendini ispat ettiği üzere, Ehl-i Sünnettir. İslam, on dört asırlık tarihini müktesebatını bu ana havzada üretmiş, verimlerini burada vermiş, irfanını ve medeniyetini burada inşa etmiştir. Ehl-i Sünnet ana havzasında bulunduğu halde, birlikte fikir üretimi için çaba sarfetmek yerine, küçük fikri guruplaşmalardan dolayı birbiriyle kıyasıya tartışan ve çatışan iki kişi, İslam tarihinin ahmaklık zirvesidir. Tenkitler yapılmalı mutlaka ama tartışmanın fikir üretimine katkısı olmaksızın veya fikir üretiminin önünü kesecek şekilde gerçekleştirilmesi, izahsız bir ahmaklık misalidir.
Müşterek yayınevi, İslam ülkelerindeki tüm fikir ve ilim adamlarının eserlerini bastığında, her biri için küçük ve güdük fikri guruplaşmaların önüne geçmiş olur. Zira yüzlerce fikir ve ilim adamının eseri yayınlandığında, insanlar artık bunlardan birini seçmek yerine tamamından elde ettikleri fikirleri harmanlama ihtiyacı duyacaklardır.
*
Müşterek yayınevi, neşriyat planlamasını dikkatli yapmalıdır. Titiz bir tasnif çalışması gerekir. Alanları birbirinden ayırmalı, her alandaki eserleri bir araya getirmeli, bunlar arasında mümkünse atıflar yapmalıdır. Fikir örgüsü, yayın planlamasında göze çarpmalıdır. Aynı alandaki kitapları bir araya getirirken, “yayınevi takdimi” başlığı ile esere bir yazı eklemeli, eserin içinde bulunduğu alandaki yerini göstermeli, aynı alandaki diğer müellifler ve onların eserleriyle alakasına, fikir ayrılıklarına ve fikir birliğine dikkat çekmelidir.
Yayınevinin kitap yayın tertibi, İslam’ın her alandaki yeni üretimlerini tasnif edecek, yeni irfan havzasını oluşturacak, eserlere derli toplu ulaşma imkanı sunacak şekilde olmalıdır. Mümkün ve ihtiyaç olursa bir tedvin (kodifikasyon) çalışması da yapılmalıdır.
Bu tertip, sadece İslam dünyasına dönük değil aynı zamanda dünyaya dönük şekilde düşünülmelidir. Dünya, İslam ile ilgili bilgi ve fikir sahibi olmak istediğinde, yayınevinin kaynaklarına müracaat edebilmeli, ihtiyaçlarını karşılayabilmeli, sorularını cevaplayabilmelidir. Böyle bir çalışma aynı zamanda dünyaya dönük fikir, kültür ve anlayış ihracını mümkün kılabilir. İslam’a dair nazari üretimlerin muayyen bir çerçevede dünyaya sunulamadığı bu gün, İslam hakkında kaotik bir bilgilenme ve yanlış anlama zemini oluşmaktadır.
*
Böyle bir yayın birliği sağlandığında, başka işlerin yapılması da mümkün olur.
Mesela herhangi bir konuda, o konu ile ilgili olan fikir ve ilim adamlarının müşterek kitap telif etmesi sağlanır. Böylece fikri farklılıkların daha net görülmesi mümkün olur, eğer birbirini tekzip edecek farklılıklar varsa, bunların telafisi için çalışmalar yapılması kolaylaşır. İslam’ın herhangi bir alanda (konuda, meselede) sahip olduğu hikmet deposu, derli toplu şekilde beyan edilir, izah edilir, gerekirse ispat edilir.
Mesela bir İslam ülkesindeki problemin çözümü için tüm İslam ülkelerindeki fikir ve ilim adamları seferber edilebilir. Aynı anda yüzlerce fikir ve ilim adamının bir mesele ile ilgilenmesi halinde ortaya çıkacak çözüm tekliflerinin derinliği ve zenginliği göz kamaştırıcı olur.
Mesela dünyanın tartıştığı bir konu, etraflıca ele alınabilir, teferruatlı tetkik ve izahlar yapılır, meselenin “hakikatten” gerçeğe kadar uzanan illiyet ve ispat silsilesi (zinciri) ortaya konur. Dünyada neden izah edilemediği, neden fikir üretilemediği, kaynaklarının, temellerinin, çerçevesinin yanlışlıkları gösterilir ve İslam’dan hareketle doğru zemini, doğru ölçüleri, doğru nispetleri işaretlenir. Dünya fikir piyasasına çok güçlü şekilde girmek mümkün olur. Müslümanlar, dünya fikir piyasasının “tüketicisi” olmaktan kurtarılır, “üreticisi” olarak merkezi mevkilere oturma imkanı elde eder.
*
Bu anlattıklarımız zor veya imkansız gibi mi görünüyor? Müşterek yayınevinin kurulamayacağı fikri mi hayalidir yoksa kurulduktan sonra yapabileceği faaliyetler mi hayali geliyor? Artık Müslümanlar için “zor” yok… Yeni bir çağın eşiğindeyiz, herkes anlamalıdır ki bu çağ, “İslam Çağıdır”. İslam çağında Müslümanlar için zorluklar azalmış, kolaylıklar artmıştır. Müslümanların hızlı şekilde ufkunu genişletmesi, idrakini derinleştirmesi, kavrayışını zenginleştirmesi lazım. Kısa süre önce imkansız zannedilen bir çok şey bugün çok kısa sürelerde ve çok kolay şekilde gerçekleşiyor.
Pekala bu fikrin tatbikatı nasıl yapılabilir? Tabii ki tafsilatlı bir proje hazırlanmalıdır, burada zikrettiklerimiz, “fikir” safhasındadır. Bu çerçevede bazı hususları tespit edelim de zor olmadığı anlaşılsın.
Her ülkedeki bir yayınevi ile irtibat kurulur, müşterek bir “nizamname” hazırlanır. Müşterek yayınevi için bir genel merkez tespitine lüzum yok. Nizamname çerçevesinde her yayınevi kendi ülkesindeki fikir ve ilim adamlarının ve bunların eserlerinin listesini hazırlar, onlarla görüşmeleri yürütür ve diğer İslam ülkelerinde eserlerinin neşri için anlaşmaları yapar veya anlaşmalara tavassut eder. Yayınevleri kendi ülkelerdeki fikir, ilim ve sanat adamlarının kitaplarının basım ve yayın haklarını almış olsa da olmasa da, diğer ülkelerdeki basım ve yayım haklarının devri için aracılık yapar. Böylece tüm İslam ülkeleri arasında bir yayın ağı oluşur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir