SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-6-SOSYAL HAREKETLERİN MEŞRUİYET ZIRHI

SOSYAL HAREKETLER VE DEVRİMLER-6-
SOSYAL HAREKETLERİN MEŞRUİYET ZIRHI
Devletler, meşruiyeti, siyasi alanda üretir ve bunu hukuki alanda tahkim eder. Sosyal alanda meşruiyet üretme ihtiyacı, teorik olarak demokrasi düşüncesine kadar hissedilmemiştir. Demokrasilerde siyasi meşruiyetin kaynağı sosyal meşruiyet olarak kabul edilmiş fakat bu düşünce tatbik imkanı bulamamıştır. Devasa insan kütlelerini (ABD’yi düşünün) zoraki siyasi mecralara mahkum etmiş, siyasi mecraların (suyun) başını da bazı mahfiller tutmuştur. Veya adına demokrasi denilen bazı siyasi rejimlerde (Türkiye’yi düşünün) anayasa ile tek istikamet tayin edilmiş mesela her parti Atatürkçü olmak mecburiyetinde bırakılmıştır. Neticede teorik olarak sosyal meşruiyetin gerekli ve değerli olduğunu söyleyen demokratik siyasi rejimler, kapalı kapılar arkasında farklı düşünce üretimleri ve tatbikatları içinde olmuştur. Bu cihetle demokratik siyasi rejimler, totaliter ve otoriter siyasi rejimlerdeki kadar açık sözlü de olamamış ve ikiyüzlülüğü şahsiyet haline getirmiştir.
Devletlerin, meşruiyeti siyasi alanda araması, siyasi rejime yönelmeyen, onu tehdit etmeyen sosyal hareketlerle daha az meselesi olduğunu göstermiştir. Gerçekten birçok ülkedeki siyasi alan ile sosyal alan arasındaki çatışmanın, sınır çatışması olarak zuhur ettiğini, sosyal alan siyasi alanın sınırını tehdit etmediği müddetçe devlet tarafından nispeten serbest bırakıldığı görülmüştür.
*
Sosyal hareketlerin halkın ihtiyaçlarına yönelmesi, halkın ihtiyaçlarını karşılamak için siyasi iktidara gerek duymaması, halka nüfuzunu kolaylaştırmış, halkın kalbine kadar sirayet eden bir “derin meşruiyet” üretmiştir. Siyasi alana tecavüz etmemesinden dolayı, iktidar arzusuyla hareket etmediği halk tarafından görülmekte ve taraftar toplamaktadır. Doğrudan halk ile temasta olan, halkın ihtiyaçlarını karşılayan sosyal hareketlerin meşruiyet derinliğine nispetle siyasi iktidarların meşruiyeti çok sığ kalmaktadır. Halk siyasi iktidarlara zorla itaat etmekte, sosyal hareketlere ise gönülden bağlanmaktadır.
Sosyal hareketler ile siyasi iktidarların çatışması, umumiyetle siyasi iktidarın sosyal hareket üzerine gelmesi şeklinde cereyan ediyor. Bu türden alan çatışmaları, sosyal hareketlerin meşruiyet derinliği karşısında siyasi iktidarın galip gelmesine mani oluyor. Gerçekten halk, siyasi iktidarın başlattığı çatışmalarda sosyal hareketlerin yanında yer alıyor. Siyasi hareketlerin birbiriyle ve iktidarla çatışması durumunda halk, tarafsız kalma temayülüne sahiptir. Siyasi hareketlerin mensupları ve taraftarları birbiriyle çatışırken halkın kenarda durma temayülü, siyasi iktidarın ve siyasi hareketlerin sosyal hareketler üzerine yürümesi halinde ortadan kalkmaktadır. Siyasi hareketlerin mensuplarının daha keskin bir taraftarlığa sahip oldukları doğru… Bu sebeple siyasi hareketlerin mensuplarının, bir çatışma halinde seslerinin daha gür çıkması tabiidir. Buna bakarak, sosyal hareketlere halkın verdiği desteği küçümsemek doğru değil. Zaten bu durum, sosyal alan ile siyasi alan arasındaki temel farklardandır. Her hareketi içinde bulunduğu alanın tabiatına göre değerlendirmek gerekiyor. Sosyal alandaki hareketlerin mensupları ve taraftarları, siyasi hareketlerdeki keskinliğe sahip değildir. Bu durum, sosyal hareketlerin daha zayıf olacağı zannını oluşturuyor. Bu zan bir bakıma doğrudur ama başka bir açıdan yanlıştır. Siyasi hareketlerdeki mensubiyet derinlik cihetiyle daha güçlüdür ama sosyal alandaki mensubiyetin genişleme ufku fevkalade yüksektir. Diğer taraftan İslami muhtevalı sosyal hareketler, İslami muhtevalı siyasi hareketler gibi “iman” ile mayalandığı için derinlik cihetinden aynı güce sahip, genişlik cihetinden ise daha büyük ufka sahip olmaktadır.
Siyasi hareketler ile sosyal hareketleri birbirinin yerine ikame etmek sözkonusu değil. Olsa olsa birbirini tamamlar. Birbirinin alternatifi olmadığı için, aralarında seçim yapmak sözkonusu değil. İnsanlar, mizaç ve meşreplerine göre hangi alanda daha verimli olacaksa, o alanda çalışmalıdır.
Sosyal hareketler halktan doğduğu ve halkın ihtiyaçları ile ilgilendiği için, bir şekilde yok edildiklerinde, halkta ve hayatta boşluk meydana gelir. İşgal ettikleri alandan daha büyük bir boşluk meydana getirirler. Çünkü içtimai müesseseler, hayatta işgal ettikleri alandan daha fazlasını insanların kalb ve zihin dünyasında işgal ederler. Ümit, itimat, emniyet gibi ruhi ve zihni mekanizma ve hareketlerin kaynağı ve istinatgahı olurlar. Hayattaki işgal ettikleri yerin boşalması, birebir boşluk meydana getirmesi demektir ama kalbi ve zihni evrenlerde işgal ettikleri alan boşaldığında çok büyük boşluklar meydana gelir. Siyasi hareketler umumiyetle hayatta bir yer işgal etmezler, etmeleri gerektiği doğru ama gelişmeler aksini göstermektedir. Bu sebeple siyasi hareketlerin birçoğu yok edildiğinde hayatı doğrudan etkilememektedir, çünkü boşluk oluşturmamaktadır. Halka bir şeyler anlatacağınıza, anlatmak için çırpınacağınıza, bir ihtiyacını karşılayın, bir problemini çözün. Bu yolla hayatına girersiniz, bu işi nizami şekilde yaptığınızda kalbine oturursunuz. Siyasi hareketler çözümleri iktidar olmaya tehir ettikleri için, halkın günlük hayatında faydalı hale gelemezler ve yok olduklarında da bir boşluk oluşturmazlar.
*
Ferdin meşruiyet kaynağı iman, halkın meşruiyet kaynağı ihtiyaçtır. Bu o kadar öyledir ki, bir halk kendi dünya görüşünün siyasi iktidarına sahip olsa, yine de meşruiyeti ihtiyaçlarının karşılanmasında görür. İhtiyaçlarını karşılayamayan siyasi iktidar gayrimeşrudur.
Bir ülkede halkın ihtiyaçlarını karşılayan bir siyasi iktidar varsa, o iktidara karşı mücadele etmek imkansızdır. Halkın nazarında meşruiyete sahip olan siyasi iktidar kadar sağlam bir iktidar çeşidi bulmak kabil değil.
Sosyal hareketlerin meşruiyet derinliğinin siyasi iktidarlardan daha fazla olmasının sebebi, halkın ihtiyaçlarıyla doğrudan ilgilenmesidir. Bu manada sosyal hareketlerin üzerinde meşruiyet zırhı vardır ve bu zırh çok da kalındır. Zırhın kalınlığını artıran bir sebep de, halkın “iyi insanlarının” bu işlerle ilgilenmesidir. Çünkü yardımseverlik, hamiyetperverlik, alicenaplık gibi özellikler, müthiş şekilde cezp edicidir. Bu insanların sosyal hareketler içinde bulunması veya sosyal hareketleri bir şekilde desteklemesi, halkın sosyal hareketlere tanıdığı meşruiyeti derinleştirmekte ve zırhını kalınlaştırmaktadır. “İyiler hareketi” olarak isimlendirilebilecek olan sosyal hareketler, siyasi iktidarlar karşısında en güçlü savunma silahı olan meşruiyete sonuna kadar sahip olurlar.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir