Sosyal Muhalefet Projeksiyonu-1- Cemiyet ve İktidar

SOSYAL MUHALEFET PROJEKSİYONU-1-
-CEMİYET VE İKTİDAR-
Bir ülkedeki iktidarı, sadece siyasi alanda aramak ve tüm gücü siyasi alana yığmak, cemiyet ve devleti anlamamaktır. Çünkü bu durum, totaliter siyasi rejim ve otoriter hükümet modelinin kaynağıdır. Totaliter ve otoriter yapıları engellemeyi, siyasi iktidarın dağılım denkleminde aramak, doğru değil. Siyaseti tek iktidar alanı olarak tespit etmekle zaten totaliter ve otoriter yapıyı inşa etmiş oluyoruz. Bu ihtimalde iktidar denklemini nasıl kurarsanız kurun, özünde totaliter bir siyasi rejim ve otoriter bir hükümet çıkar.
Bir ülkenin iktidar haritasının tamamını siyasi iktidarın işgal etmesi çok sıhhatsizdir. Kuvvetler ayrılığı denilen ve iktidarı üç parça halinde dağıtan ve denge kurmaya çalışan anlayış, temelde “siyasi iktidarın” paylaşılmasıdır. Oysa esas iktidar dağılımı, siyasi, içtimai ve iktisadi iktidar şeklinde tasnif ve tevzi edilen kuvvetler ayrılığı olmalıdır. Ayrıca her iktidar alanını kendi içinde tasnif ve tevzi (dağıtım) yapmak kabildir.
Sıhhatli iktidar dağılımı için iktisadi ve içtimai (sosyal) iktidarların da olması gerekir. Özellikle de içtimai iktidar çok önemlidir. Zira siyasi iktidar yetkiyle donatıldığı için hukuki koruma altındadır, bu sebeple fazla güç yığınağı var. Bu iktidarı, ülkenin tek iktidarı haline getirmek tehlikelidir. İktisadi iktidar ise menfaatinin peşine gitmekten kurtulamayacağı için halkı fazla gözetmez. İçtimai iktidar, doğrudan halkın iktidarıdır ve gücünü halkın temayül ve teveccühünden alan bir otoritedir.
İnsanlığın siyasi tecrübesi, iktidarın tek alana (siyasi alana) yığılmasından meydana gelen devasa felaketler arşividir. Bu tecrübeye paralel bir literatür ve kültürün geliştiğini görememek hüzün vericidir. Tek alana yığılan iktidarların dünya savaşları çıkardığı vakadır. Bu çapta felaketler ve tecrübelere rağmen hala iktidarı sadece siyasi alanda tutmak, oligarşik güç guruplarının hakimiyetinin devam ettiğini gösterir. Oligarkların sahip oldukları gücü bırakmaları beklenmez ama fikir ve ilim adamlarının ufkunun hala buralara kadar gelememesi, anlaşılır gibi değil.
Demokratik siyasi rejimlerin son otuz yılda keşfettiği (ve geliştirdiği) sivil toplum kuruluşları, sosyal iktidarın yolunu açmaya başladı. Fakat hala çok geride, hem de dünyanın her yerinde, “demokrasinin beşiği” diye iltifat edilen ülkeler dahil.
Sosyal iktidarın gelişmesi ve diğer iki iktidar karşısında dengeyi sağlayacak ağırlık ve güce ulaşabilmesi için “anayasal koruma” altına alınması gerekir. Sosyal iktidar, tabiatı kanun korumasına ihtiyaç duymamalıdır ve kanunla düzenlenmemelidir belki ama anayasa koruması altına alınması şarttır. Çünkü bu günkü anayasa anlayışı, iktidarı, anayasaların tespit ve tayin etmesi şeklindedir. Eğer iktidarlar anayasa ile tespit edilmeye devam edecekse, sosyal iktidarın da anayasa korumasına alınması gerekir.
Özü itibariyle sosyal iktidarın kanuna ve anayasaya ihtiyacı yoktur. Mevzuatta herhangi bir tanzim edici işlem ile çerçevelenmeden kendini inşa etmeli ve varlığını devam ettirebilmelidir. Anayasa ve kanunlarda tek bir madde olarak bile zikredilmese, varlığı tanınmasa hatta yasaklansa bile kendi kendini inşa edebilmeli ve siyasi iktidarı dengeleyebilmelidir. Bununla beraber, madem anayasa anlayışı böyledir öyleyse sosyal iktidar anayasal koruma altına muhakkak alınmalıdır.
Yeni anayasa çalışmalarının gündemde olduğu bu günlerde, üzerinde çalışıldığını görmediğimiz ama mutlaka çalışılması gereken bir alandır. Yeni anayasa çalışmaları içinde sivil toplum kuruluşlarının yer aldığı vaka. Fakat meseleyi sivil toplum kuruluşu olarak ifade edip, sosyal hayatın figüranı ve siyasi iktidarın payandası haline getirmemek gerekir. Müstakil iktidar alanı olarak tarif edilmeli ve siyasi iktidarların tamamını (hükümet ve muhalefetiyle beraber) dengeleyecek bir çerçevede ele alınmalıdır.
Bu konuya devam edeceğiz.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir