SOSYAL MUHALEFET PROJEKSİYONU-11-SİYASİ İKTİDARIN MEŞRUİYETİ

SOSYAL MUHALEFET PROJEKSİYONU-11-
SİYASİ İKTİDARIN MEŞRUİYETİ
Siyasi iktidar sosyal iktidarın yolunu açmalı, teşvik etmeli, desteklemeli, ondan faydalanmalı, halkı ona sevketmeli… Siyasi iktidar, sosyal iktidardan faydalanma yolunu seçerse, ülkeyi yönetmekte fevkalade rahatlar ve başarılı olur. Siyasi iktidar aksi yöne döner ve sosyal iktidar ile rekabet veya mücadele etmek isterse, ülkeyi yönetme maharetiyle birlikte iktidarını da kaybeder.
Siyasi alanda oluşan iktidar ile muhalefet arasındaki kan uyuşmazlığı, siyasi iktidar ile sosyal iktidar arasında olmamalıdır. Sosyal iktidarı karşısına alan siyasi iktidar, halkı yönetemez, ihtiyaçları karşılayamaz, problemleri çözemez. Tersinden de söylemek mümkün, halkı yönetemeyen, ihtiyaçları karşılayamayan ve problemleri çözemeyen siyasi iktidar, sosyal iktidarı kendine rakip olarak görür. Siyasi iktidar ile sosyal iktidar arasındaki münasebetin çeşidini (uyum veya çatışma, yardımlaşma veya mücadele) tespit eden siyasi iktidar olur. Çünkü sosyal iktidar halkın içindedir ve halkın meseleleriyle ilgilidir. Siyasi iktidar halkın meselelerine karşı nasıl tavır alırsa, sosyal iktidara karşı da aynı tavrı almış olur.
Siyasi iktidar ile sosyal iktidar arasında çatışma çıkması, siyasi rejim ile halk arasında teorik ayrışma olduğu manasına gelir. Bu sebeple siyasi iktidar ile sosyal iktidar arasındaki çatışma, teorik çerçevede meşruiyet tartışmasıdır. Siyasi iktidarın sosyal iktidara (halka) rağmen meşruiyet kaynakları oluşturması ve bunu halka zorla kabul ettirmeye çalışması, asla kabul edilebilir bir durum değildir. Halkın nasıl düşünmesine, nasıl yaşaması gerektiğine bir avuç insanın karar vermesi manasına gelen bu durum, zihni bir çarpılma, psikolojik bir hastalıktır. Hiçbir ideoloji bu hakka sahip değildir.
Siyasi iktidar ile sosyal iktidar arasındaki imtizaç, devlet denilen dev örgütün meşruiyetinin tek yoludur. Çünkü meşruiyet üreten iktidar, siyasi iktidar değil, sosyal iktidardır. Bu sebeple imtizacın uyulması gereken tarafı sosyal iktidar, uyması gereken tarafı siyasi iktidardır. Bunun dışındaki tüm imtizaç (uyum) formülleri yanlıştır ve asla meşruiyet üretmez. Sosyal iktidarın siyasi iktidara entegre hale gelmesi, siyasi iktidarın meşruiyet kazandığı anlamına gelmez, aksine o ülkede meşruiyetin kaynağı imha edilmiş olur.
Sosyal iktidarın kendi meşruiyetini siyasi iktidarda araması, kendi varoluşunu siyasi iktidara uyum göstererek gerçekleştirmesi, “meşruiyet anlayışının” tartışılmasını gerektirir. Bir ülke, meşruiyet anlayışında ihtilafa düşerse, hiçbir şey yerli yerine oturmamış demektir. O kültür ikliminde problemlerin çözümü, ihtiyaçların karşılanması ve devletin işletilebilmesi imkansızdır. Acilen yapılması gereken ilk iş, meşruiyet anlayışında bir ittifak oluşturmaktır.
Türkiye, son seksen yılında, halka rağmen, halka karşı, halkı umursamadan bir meşruiyet kaynağına sahip olabileceğini zanneden devlet örgütlenmesine gitti. Bu o kadar ileri noktalara vardı ki, insanların kıyafetleri için (mesela şapka) binlerce idam cinayeti işlendi. Bir insanın herhangi bir kıyafeti giymesi veya giymemesi hususunda idam cezası gibi bir müeyyide ile karşılaştığını hayal edebiliyor musunuz? Tarih, bu çapta bir zulmü kaydetmedi. Siyasi alanın münhasır iktidar alanı haline getirilmesinin ortaya çıkardığı cinnet halidir bunlar.
Pratikte sosyal iktidar ile siyasi iktidar arasındaki münasebetin çeşidi ve derecesi, siyasi iktidarın meşruiyet karnesini oluşturur. Bu ülkede mantığın ters oluştuğunu biliyoruz. Sosyal iktidarın siyasi iktidara muhalefet etmesi halinde kendi meşruiyetinin tartışıldığını seksen yıldır yaşadık. Sosyal iktidar, siyasi iktidara dayanarak kendine meşruiyet üretme çabasına girmiştir. Bu anlayışın yaygınlaşması ve derinleşmesi, meşruiyet kaynağının sadece siyasi alanda üretilebileceğini göstermektedir. Bu durum, iktidarı siyasi alana hasreden hastalıklı anlayışın, halkın zihni evrenini işgal etmesinden başka bir şey değildir. Yani efendilerin insanları köle yapmaya çalışmasını anlamak kabil ama kölelerin, kölelik hallerinin tabii ve meşru olduğuna inanması anlaşılır gibi değil.
Siyasi iktidarın ne olduğunu tekrarlayalım. Siyasi alanda üretilen iktidar üç parçaya bölünmüş ve kuvvetler ayrılığı prensibi gereği birbirinden ayrılmıştır. Yasama, yürütme ve yargı. Siyasi iktidar denildiğinde her nedense sadece “yürütme” anlaşılıyor. Hayır… Bu üç kuvvet de siyasi alanda ve onun vasıtasıyla üretilmiştir. Birbirlerinden farkı, aynı zeminde varolabilen farklardır. Oysa sosyal iktidar bu iktidarlarla (siyasi alanın ürettiği iktidarlarla) kaynak ve alan farkına sahiptir. Öyleyse siyasi iktidarın sosyal iktidara uyumu, halka uygun kanun yapılması (yasama kuvvetinin uyumu), halka uygun yürütmenin gerçekleştirilmesi (yürütmenin uyumu) halka uygun yargılamanın yapılması (yargının uyumu) şeklinde anlaşılmalıdır.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir