SOSYAL MUHALEFET PROJEKSİYONU-14-HAKEMLİK MERKEZİ

SOSYAL MUHALEFET PROJEKSİYONU-14-HAKEMLİK MERKEZİ
Mahkemelerin iş yükü mütemadiyen artıyor. Devlet yeni mahkeme açmakla baş edemiyor. Mahkemelerdeki iş yükü artışı, nüfus artış oranından çok fazla… Ya insanların ihtilafları artıyor veya insanlar mahkemeye daha fazla gitmeye başladı. Müşahedelerime göre bu ikisi de etkili, mahkemelerin iş yükünün artmasında. Öyleyse meselenin iki boyutu var. İhtilaflar artıyor, insanlar mahkemeye daha fazla gidiyor.
Mahkemeler (yargı ve hukuk), bir cemiyette en önemli fakat en az lazım olması gereken müesseselerdir. Mahkemelerdeki dosya sayısının fazlalığı, o cemiyetin “insanileşme sürecinde” geri kaldığını gösterir. Hayattaki ihtilaf sayısının fazla olması orada “cemiyet”in teşekkül edemediğini ve insanların kalabalık halinde yaşamaya devam ettiklerini gösterir. Her insan topluluğunda (en ileri cemiyette bile) hukuk ve yargıya ihtiyaç olur. Mahkemelere ihtiyaç duyulmayacak çapta medenileşen insan toplulukları kurulamamıştır tarihte. Medeniyet, cemiyet ve ferdin seviyesi, mahkemeye duyulan ihtiyacın azlığı ile doğru orantılıdır.
Hayatta ihtilaf kaçınılmazdır. Cemiyet halinde yaşamanın tabii neticesidir ihtilaf. Tabii ki hayatın doğru inşa edilmesi ve yaşanabilir şekilde organizasyonuyla ihtilafları kaynağında kurutmak mümkün. Zaten öncelikle bu yapılmalıdır, ihtilafı meydana getiren sebepleri yok etmek gerekir. Ne var ki ihtilafsız hayat tasavvuru ve inşası kabil değil. Öyleyse ikinci safha olarak, ihtilaf ahlaki çerçevede çözülebilmelidir. Ahlaki çerçevede çözebilmek, hukuka ve mahkemeye ihtiyaç duymamaktır. İhtilaf üretmeme seviyesine göre aşağılarda kalır ama mahkemeye ihtiyaç duymadan ihtilafların çözülebilmesi, bu günün dünyasına bakıldığında çok yüksek bir seviyedir.
Ahlaki çözümün özelliği nedir? Ahlaki çözüm, karşılıklı rızaya dayanır. Karşılıklı rıza ile çözülen ihtilaf, geride tortu, kin, husumet bırakmaz. Türkiye’deki hukuk ve yargı sisteminin hiç umursamadığı nokta bu, yargılama neticesinde ortaya çıkan “mahkeme kararı”, ihtilafı çözmüyor aksine derinleştiriyor. Tarafların psikolojik dünyalarında taşınmaz bir tortu, karşı konulmaz bir husumet, zaptedilmez bir kin üretiyor. Mahkeme ve hakimler, yargılamayı bitirip kararı vermiş olmakla mesuliyetlerinin bittiğini düşünüyor. Ne keyifli bir iş…
Ahlaki çerçevede çözülen ihtilaflar, gerçekten çözülmüş oluyor. Bakiyeye bir şey bırakmıyor. Bu sebeple, bir halkın cemiyet olabilmesi ve medenileşme sürecinde mesafe alabilmesinin temel şartlarından birisi, ihtilaflarını ahlaki çerçevede ve derinliğine çözebilmenin müesseselerini, mekanizmalarını, örgütlerini, süreçlerini oluşturmaktır.
Mahkemeler ve hakimler (biraz da haklı olarak) tarafların psikolojileriyle ilgilenmezler. Oturup sohbet edemezler, tarafları anlayamazlar. Ellerinde bir hukuk metni, önlerinde de bir ihtilaf var. Mevzuatı hadiseye tatbik etmekten başka bir mesuliyet hissetmezler. Bu durum, aslında bir özürle halledilebilecek birçok ihtilafın, mahkemeye taşınmasına ve daha da derinleşmesine sebep oluyor.
Sosyal iktidar, insanların ihtilaflarını çözecek mekanizmalar, birimler, süreçler geliştirebilirse, gerçekten iktidar olur. İnsanların hukuktan ve mahkemelerden ne kadar şikayetçi olduğunu mesleğimden dolayı iyi biliyorum. İnsanları mahkemeye gitme ihtiyacından kurtarmak, ihtilafları mahkemeden önce çözebilmek, hakikaten yüksek bir iktidardır.
Hakemlik aynı zamanda mevzuatta bulunan bir müessesesidir. Yeni hukuk muhakemeleri kanununda adı “tahkim” olarak zikredilmiştir. Kanunun 407 ila 444. Maddeleri arasında tanzim edilmiştir. Sivil toplumun mevcut mevzuattaki imkanları bile kullanmadığını söylüyoruz ya, en önemli misallerinden biri budur. (Bu konuyu, başka bir açıdan inceleyen, “Şeriat mahkemelerini kurabiliriz” başlıklı yazımıza bakılabilir).
Tahkim müessesesi, ihtilafın taraflarının herhangi bir kişiyi “hakem” olarak seçmeleriyle işleyen bir sistemdir. Ülkemizde de ne yazık ki işletilebilen bir müessese değildir. Sosyal iktidar, bu müesseseye işlerlik kazandırdığında, mahkemelere daha fazla rağbet göreceğinden emin olabilir.
Sosyal iktidar, insanların ihtilaflarını da çözecek bir mercii haline geldiğinde, iktidar olabilmesi için gereken tüm şartlara sahip olur.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir