SURİYE DEZENFORMASYONU

SURİYE DEZENFORMASYONU
Son günlerde Suriye ile ilgili kamuoyuna bazı bilgi ve değerlendirmeler pompalanıyor. Organize olduğu hissini uyandıran bu bilgi bombardımanı, aynı merkezde hazırlanıp servis ediliyor olmalı ki, üslubu, kullandıkları malzemeler vesaire aynı. Suriye ordusunun güçlenmeye başladığını, dünyada ilk sıralara girecek kadar güçlü bir hava savunma sistemi bulunduğu, muhtemel Türkiye Suriye savaşında Suriye ordusunun mağlup olmayacağı gibi değerlendirmeler…
Bu ve benzeri değerlendirmeleri yapmak için, gerçekleri kırıp döküyorlar, olayları çarpıtıyorlar, büyük olayları küçültüp küçük olayları büyütüyorlar. Kurdukları mantık örgüsü çok çürük ama savaşın korkutuculuğundan faydalanarak belli bir psikolojik atmosfer oluşturmaya çalışıyorlar. Akparti hükümetini yıpratmak için Esed rejimine destek vermekten çekinmiyorlar.
Propagandalara bakılınca Suriye’nin dev bir askeri ve siyasi güç olduğu zannı oluşuyor. Gerçekten kamuoyunu tek taraflı takip edenler bu tür dezenformasyona muhatap oluyor ve etkileniyorlar. Farklı kaynakları da takip etseler, dezenformasyon olduğu açıkça görülebilecek olan propagandadan etkilenmeyecekler.
Suriye ile muhtemel bir savaşta (bu ihtimalden Allah muhafaza etsin) Suriye ordusunun asla zafer kazanması hatta direnmesi ve dayanması mümkün değil. Suriye ordusu dağıldı zaten, savaşanlar dış güçler… İran ve Hizbullah savaşçıları başkent Şam’ı ayakta tutmaya çalışıyor. İran ve Hizbullah savaşçıları olmasaydı Suriye ordusundan eser bile kalmamıştı. Zaten de kalmadı ama yabancı savaşçılar Suriye ordusunun ayakta olduğu zannını besliyor.
*
Konu birçok yönüyle konuşuluyor ama bir nokta gözden kaçıyor. Belli bir merkezden pompalanan, asıl hedefi Akparti olan propagandalar, milletin psikolojisinde kalıcı hasarlar meydana getiriyor. Özellikle “barış” talebinde yoğunlaşan, barış taraftarları olarak meşruiyet kazanmaya çalışan bu gurup, halkın, savaşmasını mümkün kılacak psikolojik altyapısını çökertmeye çalışıyor. Suriye konusunda savaş yanlış olsa bile, halkın savaşabilmek için ihtiyaç duydukları psikolojik kaynaklarının kurutulması, savaşın ihtiyaç olması halinde tam bir felakete dönüşecektir.
Barışçı olmak asıldır çünkü asıl olan barıştır. Fakat barışı gerçekleştirmek, ayakta tutabilmek, devam ettirebilmek için ciddi bir savaş gücünün olması gerekiyor. Bunu da aslında herkes bilir. Savaşın en önemli kaynağı da, “maneviyattır”, onların ifadesiyle moral güçtür. Adamlar, Akparti iktidarını yıpratmak için her türlü melaneti işliyorlar ve savaş ve barış konusunda da halkın tüm savaş kaynaklarını kurutuyorlar.
Bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaketlerden birisi, halkın savaşma iradesinin, cesaretinin, gücünün yok edilmesidir. Bunlara sahip olmak savaşı kaçınılmaz hale getirmez, aksine bunlara sahip olan bir millet kendine güveneceği için savaş ihtimali azalır. Zaten bu güçlü özelliklere sahip olan bir halka düşmanların da saldırma ihtimali azalır. Diğer taraftan, savaş için gerekli olan psikolojik kaynakları kurutulmuş ve savaşamaz hale getirilmiş olan bir millet, kendini asla koruyamaz.
Savaştan önce ve savaş esnasında düşmana karşı “barış” propagandası yapılır, savaşın tehlikeleri anlatılır, savaşmanın muhtemel neticeleri enjekte edilir ve onların savaşma iradesi kırılır. Buna psikolojik savaş diyorduk, hatırlar mısınız? Psikolojik savaşı kaybeden ülke, cephede asla zafer kazanamaz. Akparti iktidarını örselemek, Esed iktidarını ayakta tutmak için bu ülkenin savaş için ihtiyaç duyacağı psikolojik kaynakları kurutmak, millete ve vatana yapılacak ağır ihanetlerden biridir.
Yapılması gereken şu; gözler şimşek çakara, “gerektiğinde savaşmaktan kaçınmayız” diyerek gürlemek, arkasından da, “savaşmak için tüm ihtimalleri değerlendiriyor tüm imkanları kullanıyoruz” demektir. Düşmanların mutlaka ve mutlaka bilmesi gereken konu, savaşmak gerektiğinde asla ve asla korkmayacağımızdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir