SURİYE İÇİN DÖRTLÜ ZİRVE

SURİYE İÇİN DÖRTLÜ ZİRVE
Mısır cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin Suriye için dörtlü zirve düşüncesi ve teklifi tam isabet. Meselenin bölge içinde çözülmesini mümkün kılacak böyle bir inisiyatif oluşturma çabası, bölge dışı güçlerin inisiyatifini de kıracak bir formül. Bölgenin meselelerini kendi kendine çözme temrinleri yapacak, bölge içi dengeleri tartacak, bölge ülkelerinin güç ufkunu test edecek bir yaklaşım.
Bölge, dünyanın askeri güç dağılımında inisiyatif kullanacak kadar güçlü değil, iktisadi alanda dünyaya direnecek kadar (üretim anlamında) zengin değil, geriye sadece üçüncü alan kalıyor, siyaset… Dörtlü formül gerçekleşirse, bölgenin güçlü dört ülkesi, dünya güç dengelerinde siyasi ağırlığını test etme fırsatına sahip olacak. Bölgenin meselelerini kendi içinde çözebilecek çapta bir siyasi güç sahibi olup olmadığı anlaşılacak.
Dünyanın buna tepkisi, tepkinin mahiyeti, derecesi, dört ülkenin tepkilere karşı tavrı dikkatle takip edilmesi gereken hususlar. Takip edilmesi gereken nokta, dörtlü konferansın hazırlıklarına başlandığında, bölge dışındaki ülkelerin buna katılma taleplerinde kendini gösterecek. Siyasi güç gösterisi ve kurulacak yeni güç dengeleri, bölge dışı ülkelerin katılma talebi ve dört ülkenin bunlara vereceği cevapta şekillenecek. Bölge dışı ülkeler dörtlü konferansa “asıl aktör” olarak mı, “tali aktör” olarak mı yoksa “gözlemci” olarak mı katılacak? Dört ülke, bölge dışı ülkelerin katılım taleplerini bu üçlü tasnifin hangi mevziine koyacak, koymaya gücü yetecek?
Dörtlü inisiyatif, tüm gücüyle meseleye yöneldiğinde, siyasi alanda Suriye problemini çözecek güce sahip. Bölge dışı ülkelerin katılma taleplerine verecekleri cevap ve tepki, kendi güçleri hakkındaki düşüncelerini belli edecek. Fakat burada nazik nokta, dört ülkenin bu problemi çözmeye gücünün kafi gelmesine rağmen, dünya ile güç paylaşımı yapma, ortak hareket etme, bir problemi çözerken başka problemler üretme konularındaki “siyasi tavır alışları”dır. Ortadoğu’nun önemli dört ülkesi, bir konu etrafında toplandığında, kendi ittifak alanlarını (müttefik ülkelerini) meselenin dışında tutmak isterler mi? Tutmak isterlerse müttefik ülkelerinin tavrı ve tepkisi ne olur, bu tepkiye dayanabilirler mi?
Suudi Arabistan’ın doğrudan ABD angajmanı, Türkiye’nin batı ve nato angajmanı, Mısır’ın batı ülkeleriyle önceki rejimden kalan anlaşma bakiyesi, İran’ın Rusya ve Çin angajmanı, Suriye meselesinin siyasi hinterlandını dünya çapına çıkarıyor. Dört ülke, batı ve doğu bloklarının Ortadoğu’daki siyaset yürütücüleri ve denge sağlayıcılarıdır. Aynı zamanda dört ülke, bölgede, kendi adlarına yürüttükleri siyaset ve kurdukları denge için müttefiklerinin güçlerini kullanıyorlar. Meselenin kırılma noktası da tam olarak burası… Dört ülke, bölge ile ilgili kararlar alırken, siyasi ittifaklarından ne kadar bağımsız hareket edebilirler, ne kadar ayrışabilirler?
*
Muhammed Mursi’nin teklifi, bölgedeki birçok belirsizliği vuzuha kavuşturacak mahiyette. Bölge ülkelerinin sadece kendi aralarındaki işbirliği ile bölge meselelerini çözebilecek niyet, irade ve kararlılığa sahip olup olmadıkları ilk vuzuha kavuşacak konu. Bu konu, hem tarihin akışını değiştirecek hem bölgenin kendi iradesini inşa edecek hem de bölgeyi kuşatacak bir çerçeve oluşturma imkanı sunacak. Bu imkanın süreçleri, stratejileri, ittifakları, malzemeleri gibi birçok konu tabii ki belirsiz halde duruyor çünkü mesele daha düşünce safhasında. Fakat artık belli ki Suriye meselesinde yoğunlaşan ve kilitlenen bölge, ya bu problemi çözecek ve kendi aralarında yeni ittifaklar kuracak veya mevzilerini korumaya ve derinleştirmeye devam edecekler. İkinci ihtimal Müslümanlar için tam bir felaket olacak, mesuliyeti ise İran’a yüklenecek.
İran’a yüklenecek çünkü diğer üç ülkenin Suriye meselesindeki tavrı belli. Ülkesini yerle bir eden, on binlerce insanı katleden bir Yezid’in iktidarını devam ettirmesini mümkün kılacak bir çözüm asla mümkün değil. Dört ülkenin içinde bunu gerçekleştirmek için çaba gösteren sadece İran’dır ve dörtlü formül işe yaramazsa, bunun tek sorumlusu İran olacaktır.
*
Bölge batıdan ayrışma sürecine girmiş, bağımsızlaşma çabasını canlandırmış, devrimin gerçekleştiği ülkeler kendi siyasetini oluşturmaya başlamıştır. Suriye’deki düğümlenme bölge ülkelerini dışarıdan müttefik arayışına itiyor. Aynı türden bir gelişme daha küçük haliyle Libya’da yaşanmıştı. Muhalif güçler ilerlemeye devam ederken, NATO’nun müdahalesi gündeme geldiğinde Erdoğan, “Nato’nun orada ne işi var?” diyerek buna mani olmak istemiş, bölgenin kendi iç dinamikleriyle meseleyi çözmesi için çaba sarfetmişti. Kaddafi’nin paralı asker toplayarak ilerlemeye başlaması, muhaliflerin direnişinin zayıflaması ve imkansızlaşmaya başlaması, muhaliflerin dış müdahale talebinde bulunması ile birlikte Nato müdahale imkanı bulmuş ve oraya burnunu sokmuştu. Suriye meselesi tabii ki daha girift ve arkasında İran, Rusya ve nispeten de Çin var, bu güç yığınağı karşısında bile Suriyeli muhaliflerin dış müdahale talebinde bulunmaması, bölgede batı angajmanının hızla çözülmeye başlandığını göstermiyor mu? Ne var ki, İran’ın, Yezid rejimine ağır askeri ve iktisadi desteği karşısında muhalefetin çaresizliğe düşmesi ihtimalinde ne yapması beklenir? Tüm bunlarla birlikte bakıldığında, İran, bölgeyi doğu blokuna bağlamakta, muhalifleri ve muhaliflerin yanında bulunan ülkeleri de batı blokuna itmektedir. Gelişmeler, meselenin Suriye’yi çoktan aştığını, İslam ülkelerinin bağımsızlaşma sürecini inkıtaa uğrattığını açıkça gösteriyor. İran açıktan ve şiddetle İslam ülkelerini batı ittifakı içine itmekte, zaten batı ittifakı içinde olanların da o ittifak içinde kalma süresini uzatmaktadır.
İşte fırsat… Muhammed Mursi, hem Suriye meselesini bölge içinde çözebilecek hem de bölgenin batı ve doğu blokundan bağımsızlaşma sürecinin önünü açacak bir teklif sundu. Aslında İran’ın bu zamana kadar takip ettiği siyasete bakınca, dörtlü formülün içine alınmaması gerekiyor ama Mursi ve Erdoğan, baştan beri İran’ın bu meselenin içinde bulunmasını istiyor ve çözümü kolaylaştırmayı düşünüyor. Bu teklifle birlikte Mursi, bir şeyi daha yapmış oluyor, Sünni-Şii ayrışmasının önüne geçmek ve bölgede böyle bir cepheleşmeye mani olmak…
Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin meseleye yaklaşımı belli olduğu için, dörtlü formülün gerçekleşmesi, dördüncü ayağı olan İran’a kaldı. Bu formül en iyi şekilde gerçekleşmelidir, bölgenin kendi problemlerini kendi içinde çözebilme maharetini ve iradesini şekillendirmelidir, İslam ülkelerinin batı ve doğu blokundan bağımsızlaşma sürecine destek olmalıdır. Dünyanın (batı ve doğu blokuyla) İslam coğrafyasında bir “iç çatışma” alanı üretmesine imkan vermemek şart.
Şiilerin ve İran’ın Suriye konusunda bu güne kadar takip ettiği siyasete bakıldığında, bunlarla tuvalete kadar bile gidilemeyeceği anlaşıldı. Buna rağmen Mursi ve Erdoğan’ın feraseti, İran’ı bu formülün içine almak gerektiğini, İran’ın ve Şiilerin tüm ihanetlerine rağmen onlarla çatışma altyapısına müsaade etmeyecekleri görülüyor. İran ve Şiiler için bu son fırsat…
Böyle bir fırsatı bir daha asla bulamayacaklarını, Müslümanlar arasında kendilerine yönelik ürettikleri nefretin akıl ufkunu aşıp iman ufkuna dayandığını anlamalılar. Mursi’nin, Suriye’de muhalifleri desteklemenin “imanları gereği olduğunu” söylemesi, meselenin iman ufkuna ulaştığını açıkça göstermektedir. Bu konuşmayı hem de İran’da yapmış olması kafi derecede manidar değil mi? İran devlet televizyonunun, Mursi’nin konuşmasını kasıtlı olarak yanlış tercüme etmek gibi yirmi birinci asrın en büyük ahmaklığını sergilemesi, hala meseleyi anlamadığını gösteriyor. Bıçağın “imana” dayandığını görmemek gibi derin bir ahmaklık sergileyen İran ile bu formül tutar mı bilinmez, ama görülen o ki, bu teklif İran için son fırsat…
İran’ın Suriye’den vazgeçmesi, üzerine titrediği stratejisi dikkate alındığında, kolunu kesmesi gibidir. Bunun ağır bir durum olduğu, kolunu vermemek için tüm gücüyle direndiği malum. Anlamadığı nokta ise, kolunun kangren olduğunu görmemesi, kolunu muhafaza etme çabasının tüm vücudunu kaybetmesine sebep olacağıdır. İran’ın yapacağı en akıllıca iş, kolunu başkalarına kestirmeden bizzat kendisinin kesip atması olacaktır. Dörtlü teklif, kangrenli kolu kesip atması için kendisine ameliyat odasını hazırlama ve yardımcı olma imkanı veriyor. Aksi takdirde o kol zaten kesilecek hem de çamurun, pisliğin, mikropların içinde kesilecek ve o şartlardaki cerrahi müdahale İran’ın vücuduna mutlaka zarar verecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir