SURİYE MERKEZİNDE OLUŞAN STRATEJİK KAOS

SURİYE MERKEZİNDE OLUŞAN STRATEJİK KAOS
Suriye’deki Yezidin katliamları, Annan planına rağmen hız kesmeden devam ediyor. Dünya hala aynı sessizlik kuyusunda… ABD dışişleri bakanı, “B planımız yok” diyerek askeri müdahaleye uzak olduklarını açıkça deklare ediyor. Avrupa ülkelerinin hiçbirinden askeri müdahale ile ilgili ima yollu bile açıklama gelmiyor. Rusya ve Çin zaten müdahaleye karşı olan taraf… Müdahale edilmesi için çırpınan, bir müdahale formülü arayan sadece Türkiye. Bazı ahmakların, ABD, Türkiye’yi Suriye’ye müdahale için maşa olarak kullanmak istiyor ve Akparti de buna teşne oluyor diye saçmalamaları bir tarafa, Türkiye müdahale için dünyayı seferber etme çabasında yalnız başına kalıyor.
Bu manzarayı nasıl okumalıyız? Suriye merkezinde gelişen hadiseler neyi gösteriyor? Hangi bölge ve dünya denklemleri kuruluyor, hangi dengeler yerinden kımıldıyor, hangi menfaatler birbiriyle birleşiyor ve çatışıyor, hangi ittifaklar kuruluyor ve yıkılıyor? Ve aynı zamanda şu soru; Suriye bu kadar önemli mi?
Suriye, tarihinde hiç bu kadar önemli ve stratejik bir ülke haline gelmedi. Kendisi yalnız başına hala önemli ve stratejik ülke değil, fakat dünyadaki birçok tahterevallinin istinat noktası haline geldi. Kendi öneminden dolayı değil, dünya, kavgasını, hesaplaşmasını, paylaşmasını orada yapmaya niyetlendiği için.
Esed namlı Yezid, dünyanın büyük devletlerini Suriye merkezli bir denklemde tespih tanesi gibi dizdiği vehminin keyfinde. Bununla, Suriye’yi aynı zamanda büyük devletlerin savaş alanı haline getirdiğini anlamayacak kadar ahmak biri midir yoksa bunu umursamayacak kadar hain bir alçak mıdır, bilinmez. İktidarını muhafaza etmek için ülkeyi kan gölüne çeviren, halkına da kan banyosu yaptıran bir Yeziddir. Yezidliği bu aşikar olan bir hain üzerine yapılabilecek tek hesap, akıbetinin en iyi ihtimalle Kaddafi gibi olmasını temin etmektir.
*
Batının müdahale etmemekteki ısrarı, (daha önce yazdığımız gibi) Müslümanların ortadan ikiye bölünmesini temin etmek gibi görünüyor. Suriye’deki katliam devam ettikçe dünya Müslümanları Şia ekseninde Esed, İran, Hizbullah yönetimlerine her gün beş vakit lanet okuyor. Suriye’deki katliam bir yıl daha sürerse, yeryüzünün her noktasında, Şiilerin toplu katliamları başlayacak gibi görünüyor. Şiiler kafileler halinde İran’a kaçacak ve orada toplanarak kuşatma altına alınacak. Kıyamete kadar bitmez tükenmez bir kin ve nefret kaynağı haline gelecek. Batı böyle bir neticeyi, yüz milyar dolarlar harcayarak elde edemezdi, Suriye’deki Yezid, batıya bu fırsat ve imkanı altın tepsi içinde ve sıfır maliyet ile sunuyor.
İran’daki Yezidler yönetimi, Suriye’nin hala kendi savunma hattında olduğunu zannediyor. Suriye’deki Müslüman katliamının tüm dünyadaki savunma hattını imha ettiğini anlamamakta ahmakça ısrarını sürdürüyor. Tüm İslam dünyasındaki İslami savunma hattını kaybettiğini anlamamak veya umursamamakta kör bir inadı sürdürüyor. Bütün bunları da Esed namlı Yezidin iktidarını korumak için kendini kullandığını farketmeden yapıyor.
İran Yezidler yönetiminin bunları anlamaması kabul edilebilir gibi değil. Tüm İslam dünyasını kaybetmek pahasına Suriye’ye sahip olmak, stratejik fayda temin eder mi? Mümkün değil… Demek ki İran Yezidler yönetimi, İslam dünyasını hiç umursamıyor, kendini ümmete dahil görmüyor. Kendini ümmete dahil görmediği için, ümmeti kaybetme korkusu taşımıyor. Böyle olmalı ki, Suriye’deki Yezidle birlikte Müslüman kanı dökmekten imtina etmiyor. Yahudi askerleri öldürür gibi mazlum, mağdur, zayıf Müslüman halkı, kadın, çocuk, ihtiyar, sivil demeden öldürüyor. Şia’nın ve İran Yezidler yönetiminin ümmet diye bir meselesi olmadığına göre, ümmetin de İran ve Şia gibi bir meselesinin olması gerekmiyor, demeli miyiz? Niye diyemiyoruz bunu? Ümmete karşı sıfır vicdanla hareket eden bu Allah’ın dininin hainlerine karşı bunu neden söyleyemiyoruz?
Şia ile ümmet arasına “kan” girdi. Şia’nın ümmetten ayrılması, asırlar önceydi. Fakat tarihi tecrübelerden ders alırlar ve ümmet içinde mevzilenirler zannediyorduk. Şia kafası, tarihten ders almak yerine, tarihi çarpıtmakla meşgul olduğu için, eline geçen ilk fırsatta ümmetten ayrıldıklarını ilan etmekten kaçınmadılar. Suriye meselesi Şia için, ümmetin bir parçası olduklarını ilan ve ispat edecekleri fırsattı, kaçırdılar. Bundan sonra ümmetin bir parçası oldukların ispatlama imkanı ve fırsatı bir daha ellerine geçer mi, Allah bilir. Fakat araya giren kan, bu fırsatı onlara kolay kolay vermez.
*
Batı Suriye’ye müdahale etmeyerek başka bir hedefi daha gerçekleştiriyor. Türkiye’nin (Akparti hükümetinin) İslam dünyasındaki başrol oyunculuğunu törpülemek istiyor. “İslam dünyasının liderliğine mi oynuyorsun, hadi bakalım, yalnız başına ne yapacağını görelim” diyor. Başbakan ve Hariciyenin tüm çabalarına rağmen dünya yerinden kımıldamıyor. Libya gibi uzak memleketler bir tarafa en uzun sınırımızın bulunduğu Suriye meselesinde sıfır etki sahibi olarak İslam dünyasına teşhir ediyorlar. “Eğer benimle/bizimle beraber olmazsan, değil İslam dünyasının liderliği, küçücük bir meselede bile burnunu öyle bir sürteriz ki, kendi halkın nezdinde bile itibarın kalmaz” edalarındalar. Bu durum o kadar aşikar hale geldi ki, Türkiye NATO ittifakının 5. Maddesini işletme bahsini açar açmaz batıdan karşı fikir beyanı yüksek sesle yapıldı.
Türkiye, dış siyasette bağımsız bir yönetime kavuşmak istikametinde hızla yol almaya başladığı için, Suriye meselesinde cezalandırılıyor. İslam dünyasındaki tüm tesirleri Suriye meselesinde sıfırlanmak isteniyor. İşin garip tarafı bu operasyonda, İran Yezidler yönetimi ile batı dünyası aynı kulvarda. Türkiye’nin İslam dünyasındaki itibarının sıfırlanması, batıdan daha çok İran’ın işine geliyor. İsrail’in İran’a askeri operasyonuna batının ve ABD nin koro halinde karşı çıkması, İran Yezidler yönetimine, Türkiye’nin İslam dünyasındaki itibarının sıfırlanması operasyonunda batı ile birlikte hareket etmesinin bedeli mi ödeniyor?
Stratejik hesaplamalar orijinal olabilir. Bazı mevzii hedeflere ulaşabilir de. Fakat tüm stratejik hesapların, Suriye’de dökülen Müslüman kanı üzerinden yapılıyor olması, ne kadar büyük bir alçaklık.
Türkiye, Suriye’ye yalnız başına müdahale edemiyor. Bazılarının iddia ettiği gibi hükümetin böyle bir tavır içinde olmadığı açıkça görülüyor. Suriye’ye müdahale etmeyen Türkiye, İslam dünyasında itibar kaybına uğruyor mu? İslam dünyasındaki Türkiye ile ilgili “büyük ümitler” dikkate alındığında itibar kaybına uğradığı doğru. Fakat İslam dünyasının Türkiye’nin gücünün sınırlarını bilmediğini düşünmek cahillik olur. Yalnız başına müdahale edemeyeceğini tüm dünyadaki Müslümanlar (sokaktaki halk bile) biliyor. Bu sebeple, Suriye meselesi Türkiye’nin İslam dünyasındaki itibarını, orta vadede azaltmaz, artırır. Çünkü Suriye meselesinde tek sıhhatli ve vicdanlı siyaset Türkiye tarafından yürütülüyor. Kaldı ki, Allah’ın hesabını, İran Yezidler Yönetiminin hissedeceğini beklemek saflık olur. Onlar münasebetlerini şeytanla kurmuş haldeler, Allah ile değil…

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir