SURİYE’DEKİ TEHLİKE…

SURİYE’DEKİ TEHLİKE…
Suriye’de yaklaşık üç yıldır devam eden iç savaş, İran, Hizbullah, Esed’ten oluşan Yezidler kadrosunun cehennemlik direnişine çarptı. Şii Yezidler topluluğunun Suriye’deki direnişinin kendileri açısından tek gerekçesi, stratejik ihtiyaçtır. Stratejik ihtiyaçlarını, dinlerinin önünde tutacak kadar mensup olduklarını iddia ettikleri dinleriyle irtibatlarını kesmiş haldeler. Osmanlı, balkan savaşlarında geri çekilmek zorunda kalınca, geri çekildikleri beldelerdeki gayrimüslimlerden daha önce topladıkları cizyeyi, bir yılı dolmadığı için, hem de yıkılırken ve mali kriz yaşarken, sahiplerine geri iade etmiştir. İslam’a mensubiyetin derinliğine bakın, hem de kendine isyan etmiş hıristiyan azınlığın haklarını, Şeriat gereği, onlara geri verecek kadar strateji yoksunu(!) ama iman sahibidir Osmanlı. Kendilerinden başka her Müslümanı Yezid taraftarı görecek kadar ağır bir iftira ile inancını inşa eden alçak Şia, İslam’ı hiç umursamaksızın Müslüman katlediyor.
Şia’nın, Suriye’deki cehennemlik savaşının ağır neticeleri olacak gibi görünüyor. Şia, batı ve doğu bloklarından daha sinsi ve şeytani planlar yapıyor. Ülkedeki iç savaş şartları, bazı aşırı guruplara fırsat ve imkanlar sağlıyor, savaşı uzatarak bu gurupların halk üzerinde İslam’ın özüne uymayan tatbikat şekillerinin yaygınlaşmasını sağlıyor. Aşırı guruplar, propaganda malzemesi haline getirilmek için, batı, doğu ve Şia bloku tarafından gizlice destekleniyor, fırsat ve imkan tanınıyor, böylece Suriye halkının Esed’e mecbur bırakılması için şartlar oluşturuluyor. Aynı şekilde bunların eliyle tatbik edilen bazı yanlış misaller, dünya çapında propaganda malzemesi haline getiriliyor ve Müslümanların vahşi olduğu, cihatçıların barbar olduğu gibi bir kanaat oluşturulmaya çalışılıyor. İran, bu konuları milletlerarası temaslarında yoğun şekilde işliyor ve kendilerinden vazgeçilirse, tüm İslam coğrafyasının “cihatçı barbarların” eline geçeceğini iddia ediyor, bu propaganda ile kendi lehine bazı avantajlar sağlıyor. Bu tür propagandalar o kadar yaygınlaştı ki, Türkiye Caferileri lideri denen rezil adam bile bu topraklarda, İslam dünyasındaki tüm direniş mevzilerini mahkum edecek şekilde batılı bir dil kullanıyor ve Müslümanlara terörist diyor.
İran, Hizbullah, Esed şer ittifakı, Suriye’deki savaşı kazanmak için şeytanla bile ittifak yapıyor. Suriye’deki mevziinin düşmemesi için dünyadaki İslami direnişin meşruiyet kaynaklarını imha edecek şekilde Müslümanlara “terörist” sıfatını rahat bir şekilde yakıştırıyor ve kullanıyor.
Suriye direnişi içinde, belki yüzde birlik bir kısım olan aşırılar, bir taraftan desteklenerek, bir taraftan onlar adına istihbarat örgütleri (İran, ABD, Rusya istihbaratları) tarafından eylem yapılarak, gerçek mevcudiyetlerinin çok üstünde gösterilmekte ve onlar üzerinden bir medeni-barbar savaşı cephesi oluşturulmaktadır. Yüzde birlik bir kesim üzerinden Suriye’deki tüm muhalif güçleri itham ve mahkum etmekte, bununla yetinmeyerek tüm dünyadaki cihadi gurupları da terörist olarak yaftalamaktadırlar.
Ümmet, yakın tarihinde ilk defa, cihat edecek kadar yiğit ve cesur evlatlarını terörist olarak yaftalamakla karşı karşıya kaldı. Daha önceleri de ABD, İsrail, AB gibi ülkeler tarafından, cihat eden yiğitler terörist olarak yaftalanmıştı ama ilk defa İran ve Şiiler tarafından bu ithama maruz kalıyorlar. İlk defa ümmetin yiğit evlatları bu kadar büyük çapta arkadan vuruluyorlar. Ümmetin kahramanları, ilk defa cephede değil de, cephe gerisinde mağlup oluyorlar.
İran ve Şiiler, Irak’ta ABD ile birlikte Müslüman katlettiler, yine gerekçeleri menfaat ve stratejiydi. ABD, Irak’ı, İran’a teslim ederek (veya teslim etmek zorunda kalarak) çekildi, yine Afganistan’da ABD ordusuyla senkronize şekilde Müslüman katlettiler ama orası İran’a kalmayacak. Son on-onbeş yıldır Şiiler, ABD ile birlikte Müslüman katlediyorlar, ne var ki Suriye meselesi başlayana kadar bu katliamlarını gizleyebilmişlerdi. Suriye’de artık mızrak çuvala sığmıyor, ilk yıl gizlice Esed denilen köpeğe yardım ettiler, ikinci yıl yardımlarını gizlemez oldular, üçüncü yıl ise doğrudan askeri birliklerini gönderdiler ve Suriye’yi resmen işgal ettiler. Buna rağmen netice alamadılar, alamıyorlar… İran, devrim muhafızlarını, Hizbullah resmi savaşçılarını gönderdiği halde halka karşı savaşta başarılı olamadılar. Tüm ülkeyi yıktılar, halkı kışın evsiz, yıl boyu aç bıraktılar, yine de zafer kazanamadılar. Çünkü İslam coğrafyasının her yerinden, ümmetin yiğitleri Suriye’ye akıyor, şehit etmekle bitiremiyorlar, birinin yerine ikisi gelip mevzilerdeki boşluğu dolduruyor. Suriye halkına o kadar zulmettiler, o kadar işkence ettiler ki, onların bir kısmının ümidini bitirdiler, Esed denilen Yezid’e mecbur ettiler ama dört bir taraftan Suriye’ye akan ümmetin yiğit evlatlarını bir adım bile geri attıramadılar. İşte ümmet olmak bu…
Ümmet olmak, bir beldedeki Müslüman halkın zulme rıza göstermesine bile fırsat tanımayacak kadar o halkın yanında yer almaktır. Bir beldedeki Müslüman halk zulme rıza gösterip de kıyamı bırakacak olduğunda, onların yerine cihadı devam ettirmektir. Suriye’de ümmetin harcı yeniden karılıyor, sahadaki yiğitler, kanlarını o harcın çimentosu olması için döküyorlar. Yeniden karılan ümmet harcı içinde Şiiler yok, İran yok, Esed yok, Hizbüşşeytan yok… Ümmet, Suriye’de, saflaşıyor, bağırsaklarındaki Şii pisliğini dışarı atıyor, safralarından kurtuluyor.
İran’ın ümmet düşmanı hain idarecileri, Suriye halkına rağmen, ümmetin yiğit evlatlarının düğün (cihat) alanına dönen Suriye cephelerinde tüm ümmet ile savaştığını biliyor. Şii hainlerinin Suriye savaşını kazanabilmesinin tek yolu, İslam coğrafyasından gelen yiğitlerin yolunu kesmek… Bunları şehit ederek tüketemez, zira dünyada Müslüman da çok, Müslümanın yiğidi de çok. Şehit ederek tüketemeyeceğini anladığı için, karapropagandaya başladı. Ümmetin en temiz evlatlarını, cihat edecek kadar arınmış yiğitlerini, barbar, vahşi, katil, zalim göstererek, İslam coğrafyasından Suriye’ye yönelen akınları durdurmaya çalışıyor. Bu kadar melun bir anlayış ve kişiliğe sahiptir Şia…